|
Tarihin laneti mi, yoksa sanatın kutsaması mı
bilinmez, Alman toplama kamplarında geçen filmler, Avrupa sinemasının doğurmaya
doymadığı bir tür halini aldı. Büyükbabasıyla büyükannesi bir Nazi sempatizanı
olan yönetmen Ruzowitsky’nin ‘Kalpazanlar’ı, Alman toplama kamplarından
kurtulmayı başaran bir grup Yahudi’nin öyküsünü anlatıyor. Ve şöyle bir soru
soruyor: Kahraman dediğimiz kişi, kendisini ve arkadaşlarını kurtarmak için
düşmanını besleyip büyüten midir, yoksa düşmanını yok etmek uğruna kendisiyle
beraber arkadaşlarını da ölüme götüren mi?
Bütün bu sorulardan önce film, savaşın sona erdiği yıl
Monte Carlo’da açılıyor. Bir adamın, elinde içi para dolu bir çantayla,
kumsaldan uzaklaşıp bir kumarhaneye girdiğini görüyoruz. Gecenin sonlarına
doğru, adamın kolundaki Yahudi damgası ortaya çıkıyor ve bu işaret bizi geçmişe,
savaşın başladığı yıllara götürüyor. Kumarbazın eskiden zevk ve sefa düşkünü
büyük kalpazan Solomon -Sally- Sorowitsch olduğunu öğreniyoruz. Ancak hem Yahudi
hem suçlu olan bu adam, yakalanıp toplama kamplarına gönderiliyor.
Bir süre SS subaylarının resimlerini yaparak hayatta
kalan Sally, çok yakında Sachsenhausen Kampı’na transfer edileceğini öğreniyor.
Onu bekleyen yer, bir atölye ve burada Almanlar, ‘Bernhard Operasyonu’ adı
altında, İngiliz Sterlini ya da Amerikan Doları basıp, bu iki ülkenin
ekonomisini çökertmeyi amaçlıyorlar.
Sally, her gün belki yüzlercesi öldürülen öteki
Yahudilerden tahta perdeyle ayrılmış bir kısımda, grafikerler ve baskıcılardan
toplanmış temiz ve sağlıklı bir grup Yahudi’yle beraber, kimsenin gerçeğinden
ayırt edemediği sterlinler basıyor. Fakat iş dolara geldiğinde, ekipteki öteki
arkadaşı Burger, buna daha fazla dayanamayacağını söyleyerek işlemi sabote
etmeye başlıyor. Bir gün daha yaşamak uğruna, bu savaşta Nazilerin tarafında
daha fazla çalışmak istemiyor.
Kim olursan ol, bir taraf seç
‘Kaput’ adlı kitabında, insan doğasının yüz karartıcı
gerçeklerini kelimelere dökerek II. Dünya Savaşı’ndaki Avrupa’nın freskini
gözler önüne seren İtalyan romancı Malaparte, sokaklarda, “Benim de bir zencim
var” diyerek dolaşan fakir İtalyan çocuklarının rahatsız edici mutluluğunu,
alınıp satıldıkları halde genelevlerde, barlarda gezen siyahi askerlerin ironik
öyküsünü anlatır.
Bu açıdan bakıldığında, Ruzowitsky’nin gerçek bir
öyküye dayanan ‘Kalpazanlar’ı tam da Malaparte’nin ‘zencilerini’ andırıyor.
Sıcak banyo, yumuşak yastıklar ve hayatta kalmak uğruna Almanlar adına çalışan
bir grup Yahudi, bize aynı anda hem zulüm görmüş ve boyun eğdirilmiş hem de
değer gören köleler olarak sunuluyorlar. Onlar hem dostlar hem düşman. Hem
hürler hem köle...
Kalpazanlar (3
yıldız)
Die Falscher
Yönetmen: Stephan
Ruzowitsky
Oyuncular: Karl Markovics,
August Diehl, Devid Striesow
|