|
Tempo: Neredeyse 40
yıldır şarkı söylüyorsunuz. Şu andaki yaşam biçiminizi, küçük bir kız çocuğuyken
hayal eder miydiniz?
Amelita Batlar: Arjantin folkloru yorumlayarak başladığım
1962’den beri şarkı söylüyorum. Küçükken annemin, teyzelerimin kıyafetlerini
giyip aynanın karşısına geçer, bazen arkadaşlarımla beraber hikâyeler uydurur
sahneye koyardım. Ev toplantılarında, ailem şarkı söylemeyi severdi, bu sebeple
şarkı söylemek benim için çok doğaldı. Geleceği düşünmüyordum, çocukluğumu
düşünüyor ve keyfini çıkarıyordum.
T.: 10 yıl önce,
sanat yaşamınızdaki 30’uncu yılınızı kutlamak üzere ‘Amelitango’ projesini
gerçekleştirmiştiniz. Nasıl tepkiler aldınız? Özünde nasıl bir projeydi?
A.B.: ‘Amelitango’, 1974’te, Roma’da yaşarken Piazzolla’nın bana ithaf
ettiği enstrümantal bir parçanın ismi. 2001’de tüm tangoların tarihini ve kimler
tarafından yorumlandığını anlatan televizyon programının ismi de bu oldu. Daha
önce şairleri ve bestekârları bu kadar derinden tanımamış oldukları için,
izleyenler hâlâ hatırlar. Ve tabii bir de benim Piazzolla’nın orijinal
aranjmanlarını söylediğim ve bir bandoneon’cunun eşlik ettiği klasik
formasyonlu, farklı orkestralar tarafından verilen bir dizi konser bu isimle
gerçekleşmiş oldu.
T.: 2004’te Buenos Aires şehrinin kültür
elçisi olarak onurlandırıldınız. Bir sanatçı olarak Buenos Aires size neler
ifade ediyor?
A.B.: Buenos Aires doğduğum, büyüdüğüm ve yaşadığım şehir, o kadar büyük
ki hâlâ daha önce görmediğim şeyler keşfediyorum. Farklılıkları kucaklıyor gibi,
toplumun bir okşayışı gibi... Yola devam edebilmek için ruhun gıdası...
T.: Şimdiye kadar birçok ülkede sahneye
çıktınız, en çok hangi şehirler size ilham
veriyor?
A.B.: Buenos Aires’imden sonra en çok Paris beni heyecanlandırıyor, bir
de Piazzolla’yla beraber oturduğumuz Amsterdam ve Roma... Orhan Pamuk’un
İstanbul’unu okurken, Türkiye’ye dönüyorum; bence bir kör, hatta sağır bile
şehrinizde ilham bulabilir. Başka milletlerden çok ünlü ve büyük yazarlarda,
ressamlarda olduğu gibi, İstanbul’un tüm sanatçılara ilham veren gizleri,
sırları var.
T.: Beraber
çalıştığınız ve çok şey paylaştığınız efsanevi isim Astor Piazzolla dışında,
bugünün tango sahnesi için neler
düşünüyorsunuz?
A.B.: Piazzolla’dan sonra kariyerimi müzik gruplarıyla devam ettirdim ve
Arjantinli enstrüman çalan gençlerin büyük kısmı benimle aynı sahneyi paylaştı
diyebilirim. Tango, dünya üzerindeki binlerce insana dans etmek için seçilmiş
bir müzik; insanlar diğerlerinden çok farklı olan bu müziğe bağımlı hale
geliyorlar. Ben daha fazla şairin ve bestekârın tanınmasını isterim; tangonun
şiiri bambaşka...
T.: ‘Geçmişten
Günümüze Tango’ adıyla konserler vereceksiniz, size geçmişte en çok kimler ilham
verdi ve şimdi kimler ilham veriyor?
A.B.: 1920, 30 ve 40’ların şairleri hâlâ benim tutkum:
Homeros Manzi, Santos Discépolo, Enrique Cadícamo, Homero Expósito ve
diğerleri... Onlar her zaman benim gıdam olacaklar, her seferinde beni
heyecanlandıran yeni cümlelerini keşfediyorum.
T.: Sırada başka
projeler var mı?
A.B.: Prodüksiyonuna yeni başladığımız ve birkaç ayımızı alacak yeni
CD’den bahsettim, bunun konserleriyle devam edeceğim. Konserler ve ‘sürprizler’
devam ediyor.
T.: 40 yıldır
sahnedesiniz, hiç şarkı söylemeyi bırakabileceğinizi düşünüyor musunuz?
A.B.: Evet, hayatımı başka şeylerin keyfini çıkarmaya adayacağım bir gün
de gelecek; şimdilik şarkılar beni bırakmıyor, ayrıca sesim de genç ve güçlü
diyebilirim..
T.: Türk müzikleri
hakkında fikriniz var mı?
A.B.: Evet, biraz biliyorum. Arjantin’de bazı şarkıcılarınız çok iyi
tanınıyor, sanırım en meşhurları Tarkan, Sezen Aksu ve Sibel Can...
__________________
Cenk ERDEM
(1061 – 3 Nisan 2008)
|