|
Tempo.: Gruba yeni bir
kan geldi. Solistiniz Cemil Demirbakan’ın yerini Kenan Vural aldı. Nasıl gelişti
bu süreç?
Kutlu Özmakinacı: Cemil
hem solo projesini hem Yüksek Sadakat’i bir arada götürmek istediğini söyledi.
Biz de durumu kendi aramızda değerlendirip, hiçbir şeyin Yüksek Sadakat’in önüne
geçmesini istemediğimize karar verdik. “En iyisi kimdir memlekette?”
dedik, “Kenan Vural!” dediler. Biz de, “O zaman gelsin!” dedik (gülüşmeler).
Kenan Vural:
Aslında Afşin Akın önayak oldu. Yüksek Sadakat’in solist arayışından bahsetti.
Grubu tanıyan arkadaşlarıma danıştım. Albümlerini de dinliyordum, Parkorman’daki
konserlerini izlemiştim. Sonunda toplandık ve hayata, müziğe bakışımızı
konuştuk. Benden üç tane ilk albüm parçası hazırlamamı istediler: ‘Döneceksin
Diye Söz Ver’, ‘Aklımın İplerini Saldım’, ‘Kafile’... Karşılıklı olarak anlaştık
ve gerisi su gibi aktı.
T.: Solist değişikliği, bir
grup için oldukça radikal bir değişiklik. Risk aldığınızı düşündünüz
mü?
K.Ö.: Tabii ki risk var, ama risk almadan başarı
da olamaz. Biz işin negatif değil, pozitif tarafına baktık. Şarkılarımız içimize
siniyordu, sadece buna bizim kadar inanacak bir soliste ihtiyacımız vardı.
Kenan’ı dinler dinlemez, o kişi olduğunu hemen anladık.
T.: Çok farklı sesler de
değil sanki. Bu, bilinçli bir tercih miydi?
K.Ö.: Bir önceki soliste benzesin diye yapılan bir
seçim değildi. Bariton da olsa olur, yeter ki bize şarkıları güzel şekilde
hissettirsin.
Alpay Şalt: Kutlu
öyle diyor ama biz yine de ses aralığının biraz geniş olmasına dikkat ettik;
çünkü fazla bir ayrım göze batabilirdi, eski şarkılar için özellikle.
T.: İlk tanıtım konseri de
bir nabız yoklaması olmuştur.
K.Ö.: Kenan gruba geldikten sonra, 10’dan fazla
konser verdik ilk albümün şarkılarıyla. İlk olarak İzmir’de çaldık,
İzmir’dekiler solistin değiştiğini anlamadılar (gülüşmeler).
Serkan Özgen: Bu
mübalağa değil, ama bana bu konuyla ilgili gelen tüm eleştiriler hep olumlu
yönde. Yakın çevrem dâhil bir tane negatif eleştiri gelmedi.
T.: Sanat camiasında egolar
yüksek olduğundan, grup olarak ayakta kalmak zor mu?
A.Ş.: Daha çok, egoları olmayanlar bir arada
kalabiliyor zaten.
K.Ö.: Çeşitli varoluş biçimleri var. “Sadece
egoları olmayanlar grubu götürebilirler” diye bir şey yok; ama o en ideali olur.
İnsanlar hayata karşı pozitifse, bulundukları ortamı ne kadar yükseltiyorsa, bir
grup ne kadar çok böyle insanlardan oluşuyorsa, o kadar kolay oluyor.
Katil, olurken
maktûl...
T.: Sizde dengeler eşit mi?
Bir ağırlığı olan var mı?
K.Ö.: Biz hiç öyle dertleri olan insanlar değiliz.
Ben müzik gruplarını aileye benzetiyorum. Bir aile kurduğunuzda da karı-koca
arsında mutlaka fedakârlık ve özveri olmalıdır.
T.: Bir otorite de
gerekmiyor mu düzen için?
K.V.: Buna katılmıyorum. Ülkenin durumuna
baktığınızda, bir otorite var ama düzen var mı, hayır. Burada önemli olan iyi
niyet ve özveriyle çalışmadır. Kutlu’nun bestelerini çalıyoruz ama stüdyoda
hepimiz fikirlerimizi söyler, bir şeyler katarız. Serkan’ın ya da Alpay’ın çok
sevdiği ama benim sevmediğim bir şey olabilir. Bunu söylüyoruz birbirimize.
Çünkü ortaya çıkan şey birimizin ya da ikimizin değil, bu grubundur. Birlikte
durmak zordur ama aramızda organik bir bağ ve çok sevdiğimiz ortak paydamız var.
T.: ‘Katil ve Maktûl’ albüme
nasıl adını verdi? Şarkılar nasıl seçildi?
K.Ö.: Bu albümün şarkılarını seçmek biraz daha
kolay oldu. Çünkü buradaki şarkıların hepsini ilk albümden sonraki bir dönemde
yaptım. Tüm şarkıların kendi içinde belli bir teması var. O tema da şu: Olmak
istediğimiz insanla, olduğumuz insan arasındaki fark, eğer ciddi bir şekilde
artarsa, üzerinizde travmatik etkiler yaratabiliyor. Bu da seçimlerimizden
kaynaklanan bir durum aslında. Sorumlusu tümüyle biziz. ‘Katil&Maktûl’ adı
da buradan geliyor. Yaptığımız seçimler, bizi kendimizin katili olmaya
götürdüyse, aslında maktûl oluyoruz. Tümüyle bu meselenin odağına inen bir
duruşu vardı şarkının. Biz de albüme bu ismi koyduk, kapak tasarımını da bu tema
üzerine oturttuk.
T.: Olmak istediklerinize
çok mu uzaksınız?
K.Ö.: Kişiden kişiye göre değişebilir. Ben kendi
adıma, bu aradaki açığın yüzde yüz kapanacağına inanmıyorum. Bazı insanlar
birtakım açıklamalarla tatmin olurlar ve hayatlarını devam ettirirler. Bir de
bazı insanlar vardır ki, onlar aramak için gelmişlerdir bu dünyaya. Onlar için
huzur yoktur. Bundan bir yaşam biçimi yaratıp, kendinizi bu huzursuzluktan zevk
alabilecek hale getirirseniz, hedefe ulaşmaktan değil de yolda olmaktan zevk
alırsanız. O zaman kısmen de olsa kendinizle barışık bir hayatınız olabilir.
Ben bu sorunun cevabının olumlu olmayacağını
bilerek yaşıyorum, bu bile bir rahatlama meselesi. Bir de bilmeden, kazma gibi
yaşamak var ki o daha kötü! (Gülüşmeler.) Biz seçimlerimizi zordan yapan
insanlarız, bu yüzden birbirimize benziyoruz.
Uğur Onatkut: O aradaki
açık bende kapalı gibi duruyor, onu açmak için ne yapsam diye düşünüyorum ben
de!
|