Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kültür Sanat / Seda Arıcıoğlu
Raflardaki İtalyan izi

Ferroli'nin bir nevi prestij kitabı olarak hazırladığı, 'İstanbul'daki İtalyan İzi' kitabı, 'yoğun istek' üzerine bu ay itibariyle raflardaki yerini aldı. Kitabın izini sürmek isteyenler için küçük bir gezinti düzenledik

“Bir fikir eyledim ki bir çatma edem”

 

Leonardo da Vinci, Haliç’ten Galata’ya uzanacak köprüyü yapmak için 2’nci Bayezid’e çok yalvarmış. Yanaşmamış Bayezid. Ama 19 ve 20’nci yüzyıllarda, İstanbul'da yaşamış veya padişah gazabından korkmalarına rağmen bu şehre uğramış İtalyan sanatçıların izleri hâlâ var

 

--------------- 

 

İtalyanlar, 1015’ten başlayarak Anadolu’ya göç eden Türklerin, Bizanslılar dışında karşılaştıkları ilk Avrupalılardı. İtalyanların kısaca, ‘Anneciğim Türkler’ veya uzunca ‘Atilla'nın adamlarının geçtiği yerde ot bitmez’ deyiminin üzerinden yıllar geçti. Korku, savaş, güven, dostluk arasında gidip gelen Türk-İtalyan ilişkisinin sessiz çocukları olan eserler, ‘İstanbul'daki İtalyan İzi’ kitabında dizi dizi dizilmişler…

 

Prof. Dr. Afife Batur’un da söylediği gibi, İstanbul’da mimarının İtalyan olduğu söylenen pek çok yapı var. Hatta mimarı bilinmeyen hemen her yapıtın bir İtalyan tarafından tasarlandığı söylenegelir. Burçak Evren’in editörlüğünde hazırlanan kitap eşliğinde, İtalyan mimarların, ressamların, müzisyenlerin, eczacıların, bilim insanlarının İstanbul’da bıraktıkları veya bırakmayı tasarladıklarıyla selamlaşmaya başlayalım öyleyse.

 

Galata Kulesi

 

Bizans kaynaklarında Büyük Burç (Megalos Pygros), Cenova kaynaklarında İsa Kulesi (Christea Turris) olarak isimlendirilen Galata Kulesi’nin Bizans dönemi eseri olduğu iddia edilse de, Cenevizliler tarafından yapıldığı kesindir. Kulenin yapılış yılı, 1349. Kimi kaynaklar, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed’in surların bir kısmı ile kulenin 10 arşın kadarını yaktırdığını yazıyor. Oysa Fatih’in, kulenin anahtarını direnmeden teslim eden Cenevizlilere birtakım haklar tanıdığı fermanın çeşitli kopyaları günümüze kadar ulaşmış...

 

Fermana göre Galata Hıristiyanları, kiliselerini özgürce kullanabilecek fakat çan çalamayacaklardı. Kule ve burçlardan bir kısmı 16’ncı yüzyılda Kasımpaşa Tersanesi’nde çalıştırılan savaş tutsaklarına barınak işlevi gördü. Kule, Haliç’in girişinde, denizden 425 metre uzakta inşa edilmiş. Gövdesi işlenmemiş moloz taşlarından örülü.

 

Leonardo Da Vinci’nin köprü projesi

 

Hem Fatih Sultan Mehmed hem de II. Bayezid dönemlerinde artan nüfusla beraber, İstanbul’un iki yakasını birleştirmek hayali kurulmuş ve fakat padişahlarımız bu hayallerini gerçekleştirmekte muvaffak olamamışlar. Bu istek ve girişimlerden her nasılsa haberdar olan Da Vinci,  bizzat sultana mektup yazarak Haliç üzerindeki köprü yapımına talip olmuş. Topkapı Sarayı arşivinde 6184 sayılı belgeyle, “Ceneviz’den Leonardo adlı kâfirin gönderdiği mektubun suretidir” başlığı altında saklanan mektubun içeriği şöyle:

 

“…ve bende kulun şöyle işittim ki İstanbul’dan Galata’ya bir köprü yapmak kastın imiş ama bilir adam bulunmadığı sebepten yapamamışsın. Ben kulunuz bilirim. Bir yay gibi yüksek kaldıram ki hiç kimse üzerinden yükseldiğinden gitmeye razı olmaya. Ama bir fikir eyledim ki bir çatma edem, ondan sonra suyu çıkaram ve kazıklar da koyam. Şöyle ki aşağıdan hemen bir yelken bile bir gemi çıka… Bir köprü eyleyim kalka ki istedikleri vakit Anadolu yakasına geçeler ama sular daimi aktığı için kenarlar yenir. Ol husus için bir tasnif eyleyim ki o akan suyun aşağısından akıp kenara zarar eylemeye. Senden sonra olan padişahlar kolay harç yapalar. Bu sözlerimi inşallah gerçek bilesiniz ve ben kulunuza daima hizmet buyurasınız…”

3 Temmuz 1503 tarihli mektupta Leonardo Da Vinci’nin sözünü ettiği, tek gözlü ve her ucunun çifter ayaklı olmasını öngördüğü köprünün kurulmasının, günümüzde bile teknik açıdan hayli güç olduğu anlaşılmış. Leonardo bu köprüyü yapamayarak belki de şöhretine gölge düşürecek bir başarısızlıktan kurtuldu... Bu proje daha sonra uygulanabilir bir hale getirilerek Oslo’nun 20 kilometre güneyindeki Aas Kasabası’nda yaya üst geçidi olarak inşa edildi.

 

Botter Apartmanı

 

Raimondo D’Aronco’nun 1900-1901 yılları arasında Le Grande Rue de Pera’da (Cadde-i Kebir, bugünkü İstiklal Caddesi, 475 ve 477 numarada) yaptığı bu güzel apartman, kentsel ölçekte art nouveau mimarisinin İstanbul’daki ilk önemli örneği. Apartman adını, 2’nci Abdülhamid’in ve aynı zamanda sarayın resmi terzisi olan Hollanda uyruklu Jean Botter’den alıyor.

 

Apartmanın zemin katının caddeye bakan kısmında Botter Modaevi’nin satış ve teşhir salonları varmış. Vitraylı pencerelere sahip asma kat ise defileler için kullanılırmış. Botter Apartmanı, birinci derecede korunması gerekli kültür mirası olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, günümüzde bir kısmı konut olarak, diğer kısımları ticari kuruluşlarca kullanılan, bakımsız bir iş hanı görünümünde.

 

Kayıp Cami

 

Karaköy Mescidi, Kayıp Cami olarak anılır; çünkü 1958 yılında dönemin başbakanı Adnan Menderes tarafından başlatılan ve İstanbul’un kentsel yapısını değiştiren ‘Yıldırım Yıkma Harekâtı’yla aniden yıkılmış. Yeniden kurulmak üzere taşları numaralandırıldıysa da bu istek asla gerçekleşmemiş. Caminin çok kıymetli halı ve seccadelerinin yanı sıra kıymetli taşlardan yapılmış avizesi de yıkım sırasında yok olup gitmiş. Camiden geriye kalan birkaç blok taş ise İstanbul adalarının birinde rıhtıma yakın bir yerlerde bulunmuş.

 

Saint Antoine Kilisesi

 

Bizim Fransızcasını kullandığımız kilisenin gerçek adı Sant’Antonio. İtalyan asıllı, İstanbul doğumlu Giulio Mongeri’nin en tanınmış eserlerinden olan kilise, ünlü eğlence yeri Concordia’nın yerine yapılmış. Concordia içinde yasadışı kumarhaneler de bulunan bir çalgılı gazinoymuş. İşletmecileri yabancı olduğundan polisin yaptığı baskınlar hiçbir işe yaramazmış. (O sırada ülkedeki yabancılara diplomatik dokunulmazlıkla neredeyse eşdeğer bir dokunulmazlık sağlayan kapitülasyonlar yürürlükteydi.)

 

Bina 1871’de mimar Ricci ve Permeggiani tarafından tiyatroya çevrilmiş. Fakat 1906 sensinde günün gereksinimlerini karşılayamadığı ya da kimilerine göre çılgın eğlenceler çevreye rahatsızlık verdiği gerekçesiyle yıkılmış... Ve aynı yıl kilisenin temelleri atılmış. Tam altı yıl sürmüş kilisenin tamamlanması.

 

Denilen o ki, Başrahip Giuseppe Caneva, yapım için bağış yapanların adını bağış miktarına göre altın veya siyah harflerle yazıp kilise duvarına yapıştırmayı vaat etmiş.  Türkiye’nin Fransa Sefiri Naum Paşa bu fikre, “Tanrı bu kendini beğenmiş insanlığın anlamsız gösterilerini göz önünde tutmayacaktır” diyerek karşılık vermiş.

 

BJK İnönü Stadyumu

 

İstanbul’da futbol karşılaşmalarının tarihi 20’nci yüzyılın başına kadar uzanıyor. 1910’larda popüler olmaya başlayan futbol karşılaşmaları için önceleri oldukça yetersiz, tek ve ahşap tribünlü, toprak zeminli Union Club ve Fenerbahçe Stadı kullanılmış. 1927 ila 1947 yılları arsında ise bu statlara Taksim Topçu Kışlası avlusunda oluşturulan Taksim Stadı eklenmiş.

 

Epey ilkel ve dar kapasiteli Taksim Stadı, merkezi konumundan ötürü sadece futbol karşılaşmalarının değil, tüm spor müsabakalarının merkezi haline gelince, daha modern ve geniş bir yer ihtiyacı hâsıl olmuş. Böylece İtalyan mimar Paolo Vietti-Violi, 1939 yılında İstanbul’a davet edilmiş. Violi, yeni stat için Dolmabahçe Sarayı’nın eski has ahırlarının (İstabl-i Amire) bulunduğu yeri uygun görmüş.

 

19 Mayıs 1939’da temelleri atılan stadın yapımı İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ertelenmiş. 19 Mayıs 1943’te tekrar temel atılan İnönü Stadı, 27 Kasım 1947’de, İstanbul Valisi ve belediye başkanı Lütfi Kırdar tarafından, Beşiktaş-AIK (İsveç) maçıyla açıldı. O dönemin değeriyle 5 milyon liraya mal olan stat, 16 bin kişilikti. Ama bu yeterli olmayınca kapasite 38 bine çıkarıldı. 1952’de adı Mithatpaşa Stadı olarak değiştirilen stat, 1973’te tekrar İnönü oldu. Bugün ise herkesin bildiği üzere BJK İnönü Stadı olarak anılıyor.

16.05.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.