|
Bilimkurgu yazarı Isaac Asimov, ‘Nightfall’ (Gece
İnerken) adlı öyküsünde, altı güneşe sahip olduğu için geceyi hiç yaşamamış bir
uygarlıktan bahseder. Ancak bin yılda bir, sadece tek bir geceliğine güneşlerden
biri tutulur ve gece göğünde birer ikişer yıldızlar belirmeye başlar.
Karanlığın ne demek olduğunu bilmeyen bu uygarlık,
gecenin inmesiyle beraber büyük bir deliliğe doğru sürüklenir. Işık yaratmak
için her şeyi yakıp, o güne değin yarattıkları tarihi yerle bir ederler. Sonunda
herkes ölür ve geriye sadece körler ve önceden beri deli olanlar kalır. Bir
sonraki uygarlığı kuranlar da onlar olur zaten.
Bu yıl 61’incisi düzenlenen Cannes Film Festivali
de kendisini kurgusal bir karantinaya alıyor ve körlerle delilerin kurduğu bir
uygarlıkta yaşadığımızı anlatan filmlerle, kapılarını dünyaya açıyor. Savaşlar,
doğal felaketler, açlık ve salgın hastalıklar karşısında artık görmemeyi,
duymamayı ve her şeyi unutmayı tercih eden insanlığın bir eleştirisi olan
filmler ve bu körlük diyarında hâlâ görebilenlerin çektiği ‘acı’, festivalin ana
sorunu.
Bu açıdan, yarışma jürisinin başında Sean Penn’in
olmasının ayrı bir anlamı var. İsyankâr bir aktör ve yönetmen olan Penn, Bush
karşıtı söylemleri ve ilk günden beri Irak Savaşı’nı protesto etmesiyle, körler
diyarında her şeyi görenlerden biri olduğunu kanıtlamıştı. Sean Penn’in başında
bulunduğu jüride, oyuncu Natalie Portman, ‘Persepolis’ filminin yönetmeni
Marjane Satrapi ve Alfonso Cuaron gibi isimler göze
çarpıyor.
Altın Palmiye için yarışacak en ilgi çeken
filmlerinden biri, aynı zamanda festivalin açılışını da yapan ‘Blindness’
(Körleşme). ‘Tanrıkent’ ve ‘Arka Bahçe’ filmleriyle dikkatleri çeken Brezilyalı
yönetmen Fernando Meirelles’in Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun ‘Körleşme’
adlı romanından uyarladığı filmi, ‘beyaz körlük’ adında salgın bir hastalık
sonucu görme yetilerini kaybeden bir toplum ve bu toplumda gören tek kişi olan
bir kadının yaşam mücadelesini anlatıyor.
Dağılan ve bir daha birbirlerini bulamayan
aileler, çöken bir sistemin altında kalanlar, kaosu önlemek için askerlerin
yarattığı şiddette, günümüz dünyasının bir resmi çiziliyor ve bu tuhaf salgının
aslında çağımızın hastalığı olduğunu düşündürtüyor.
Nuri Bilge Ceylan da
yarışıyor
|
|
Üç Maymun
|
|
|
Yarışma bölümünün bir diğer filmi ise Nuri Bilge
Ceylan’ın ‘Üç Maymun’ adını taşıyan son yapıtı. Adını; ağzını, kulağını, gözünü
kapayan üç maymun imgesinden alan film, bir ailenin bir arada kalabilmek için
korkunç bir gerçeğin üzerini örtmelerini ama onun varlığının karanlığı altında
yaşamaya devam etmelerini anlatıyor.
Diyaloglardan çok görüntüleriyle konuşan bir film
olduğu izlenimi uyandıran ‘Üç Maymun’, dijital kamerayla çekilmesine rağmen hâlâ
karanlık oda etkileri barındırıyor. Gökyüzündeki bulutların yarattığı tezat,
ancak bulabildiği çatlaklardan sahneye giren ışığın yarattığı kasvetli ortam,
Ceylan’ın filmini görülenle görülmeyen arasında zor bir hesaplaşmaya doğru
sürüklüyor.
Altın Palmiye için bu iki filmin haricinde 20 film
daha yarışıyor. Daha önce ‘Gizemli Nehir’ ile Altın Palmiye’ye aday gösterilen
Clint Eastwood, bu sene de ‘Changeling’ adlı filmiyle yarışıyor. Başrollerinde
Angelina Jolie ve John Malkovich’in paylaştıkları filmde, çocuğu değiştirilen
bir kadının yaşadıkları anlatılıyor. Festivalin gediklilerinden Ermeni yönetmen
Atom Egoyan’ın bir cinayetin etrafında dönen gizemli filmindeyse, kendisinin
daha önceden yaşamış tarihi bir isim olduğunu savunan liseli bir gencin hikâyesi
anlatılıyor.
Gençlerin sanal dünyada kendilerine yarattıkları
kimliklerin ilgisini çektiğini söyleyen Egoyan, filminde de bu konu üzerine
eğilmiş. Daha önceden Altın Palmiye için yarışmış bir başka isim Steven
Soderbergh, ‘Che’ adını verdiği son filminde Arjantin’in devrimci kahramanının
New York’ta geçirdiği günleri anlatıyor. Neredeyse her filmiyle Altın Palmiye’ye
aday olan Alman yönetmen Wim Wenders ise başrolünde Milla Jovovich’in oynadığı
‘Palermo Shooting’ filmiyle yarışacak. Filmde, Palermo’ya gelen ve genç bir
kadınla tanışıp hayatın daha önce hiç fark etmediği yönlerini keşfeden bir
adamın yaşadıkları anlatılıyor.
Altın Palmiye için yarışan filmler arasında
merakla beklenen bir başka film ise daha önce hiç Cannes’da yarışmamış olmasına
rağmen hemen hemen dünyadaki bütün festivallerden ödüller toplamış, uçuk
senarist/yönetmen Charlie Kaufman. ‘Sil Baştan’ ve ‘John Malkovich Olmak’ gibi
kafa karıştıran parlak fikirli filmlerin senaristi, ilk yönetmenlik deneyimi
olan ‘Synechdote, New York’la
Cannes’da izleyiciyle buluşacak.
|
|
Vicky Cristina Bercelona
|
|
|
Fatih Akın jüride
Bütün hislerin köreldiği bir noktada, bazen tek
bir his sivrilmeye başlar ve herhangi bir silahtan daha güçlü bir imgeye
dönüşebilir. Steve McQueen’in ‘Un Certain Regard’ bölümünün açılışını da yapacak
olan filmi ‘Hunger’ (Açlık) bu konu üzerine yoğunlaşıyor. IRA lideri Bobby
Sands’in, 1981’de adı kötüye çıkmış Maze Hapishanesi’nde başladığı altı hafta
süren ve ölümüyle sona eren açlık grevini konu alan film, bir insanın kendi
vücudunun onun son savaş alanı olduğunu gösteriyor. ‘Un Certain Regard’ın
jürisinde Fatih Akın bulunuyor.
Kırmızı halılar ve kara
gözlükler
Festivalin yarışma dışı gösterimlerinde ağır
toplar var. Woody Allen filmi ‘Vicy Cristina Barcelona’ ve Steven Spielberg’ün
uzun zamandır beklenen ‘Indiana Jones Kristal Kafatası Krallığı’nın ilk
gösterimlerinin yanı sıra Emir Kusturica’nın son filmi ‘Maradona by Kusturica’
da izleyiciyle buluşacak. Filmlerin Scarlett Johansson’dan Harrison Ford’a
uzanan ünlü oyuncuları, kırmızı halının etrafında büyük bir heyecan yaratacağa
benziyor.
Herkesin karanlığı farklıdır. Işıklar kapandığında
birbirimizin ne gördüğünü bilemeyiz. Tek bildiğimiz, kendi karanlığımızdır.
Cannes Film Festivali bu yıl, bu karanlığı sinema salonlarının karanlığıyla
birleştiriyor ve dünyanın dört bir köşesindeki insanların birbirlerinin
acılarına karşı taktıkları kara gözlükleri çıkarmaya
çalışıyor.
|