|
Her ne kadar ablası Pamela Spence’in ‘İstanbul’ isimli şarkısına çektiği
klibinde oynamasının ardından hayran kitlesi artsa da, Ankara Devlet Opera ve
Balesi’nin başarılı baletlerinden Oliver Spence’in derdi, tanınır olmak değil.
Eğer öyle olsaydı, çoktan sinema, dizi ve reklam tekliflerini değerlendirmek
üzere, tüm ailesinin de yaşadığı İstanbul’a yerleşmiş olurdu.
Ankara’da yaşamasının tek sebebi, dans yaşamını düzgün
sürdürebilmek ve “Sekiz yıldır sahnesinde dans ediyor olmaktan gurur duyuyorum”
dediği Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde dans
edebilmek.
Bir daha dans
edemeyebilirsin
1982 Frankfurt doğumlu genç balet, Türkiye’ye altı yaşındayken gelmiş ve
kısa sürede uyum sağlamış: “Çok hiperaktif bir çocuktum. Zaten bale ile de bu
sayede tanıştım. Annem, ‘Bu çocuğun enerjisini boşaltabileceği, yorulacağı bir
iş bulalım’ diye düşünmüş olacak ki, bana ‘Dans etmek ister misin?’ diye sordu.
O zaman ‘evet’ dedim ve o gün bugündür, kısa bir sakatlık dönemi dışında hep
dans ettim.”
Bahsettiği kısa sakatlık dönemiyse, aslında bir dansçının
duyabileceği en zor cümleleri duymasına neden olacak kadar ciddi: “Bir daha dans
edemeyebilirsin!” Oysa o, 2006’da ön çapraz bağlarını yırtmasının ardından,
ciddi ameliyatlar geçirmesine rağmen altı ay sonra sahnelere dönmeyi
başardı.
“Zor
bulunanız”
Sanatın bir ülkenin aydınlığının en önemli göstergelerinden biri olduğunu
söyleyen Spence, Türkiye’de sanatçılara, özellikle de bale sanatçılarına hak
ettikleri değerin verilmediği görüşünde. “Bale, Türkiye’de devlet tarafından el
üstünde tutulmadığı için, zaten sayıca az olan baletler, özellikle askerlikle
ilgili problemler yaşıyor. 20’li yaşlar, bir balet için en verimli zamanlardır.
Şu durumda, benim ağustos ayında askere gitmem gerekiyor. Yani en verimli
zamanlarımda... Oysa, sporcular 32-34 yaşına kadar her türlü tecil haklarını
kullanıyorlar. Bizse, Türkiye’de her alandaki sporcudan daha azız ve aslında zor
bulunanız” diyen Spence, bunun asla askerlik yapmak istemediği anlamına
gelmediğini söylüyor.
Oliver
Spence, sahnede prensvari roller yerine, daha karakteristik ve maskülen tipleri
seviyor ve sahnede tamamen hikâyedeki kahramanın kimliğine büründüğünü söylüyor.
“Sahnede kendimi yok edip, hikâyedeki o kişi oluyorum. Böylece, dün gece ne
yaşadığımın bir önemi kalmıyor, sahneden sonra olacakları da hiç düşünmüyorum.
Genelde dansçılar provada daha iyi olurlar. Bendeyse tam tersi oluyor. En
iyi performanslarımı hep sahnede izleyici karşısındayken yapıyorum” diyor ve
ailesinden birinin kendisini izlemesinin, onu her zamankinden çok
heyecanlandırdığını sözlerine ekliyor.
__________________
Buket GÜLER
Fotoğraf: Haşim
KILIÇ
(1068 – 22 Mayıs 2008)
|