Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
Türk mizahının büyük ustası Oğuz Aral, 68 yaşında kalbine yenik düştü
İhtiyarın 'son' huysuzluğu

Avanak Avni'nin babası, Gırgır'ın kurucusu 68 yaşındaki usta karikatürist Oğuz Aral, ''Gidiciyim diye röportaja mı geldin?'' diye sormuştu daha birkaç hafta önce Ayşe Arman'a. Gitti gerçekten de, son huysuzluğunu yaparak…

Oğuz Aral
Oğuz Aral

Oğuz Abi hakkında oturup bir şeyler yazmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor...

Lise 1, okulu kırıp gittiğimiz pazartesi günleri... Amatörce çizdiğimiz karikatürleri gösterdiğimiz gün. Tamam, bugün çok güzel işlerle gidiyorum. Buna da bir kulp bulamaz artık. Ama hayır, yine gözlüğünün üzerinden bakarak bir şeyler söylüyor, karikatürün üzerine bir şeyler çiziyor. Olmadı yine! Kızamıyorsun, adam yerden göğe haklı.

Henüz lise çağında bir çocuksun, sevgilinle el ele tutuşup sinemaya gideceği yaştasın. Tam gezip eğleneceğin, hatta oyun oynayacağın yaşta, bir gün Oğuz Aral'la tanışıyorsun. Başlıyorsun memleket meselelerini tartışmaya, kafa yormaya. Çünkü Oğuz Abi, her şeyi senin anlayacağın bir dille bir çırpıda anlatıveriyor sana.

Aman canım, iki uyduruk çizginin de bu kadar dert edilecek nesi var, diyeceksiniz. Hiç de öyle değildi. "Bu sarı sayfalar çok değerli arkadaşlar. Onların kıymetini bilin" derdi. Gerçekten de öyleydi. Üç santime dört santim bir karikatür için saatlerce tartışırdı. "Anlat bakalım, niye böyle bir karikatür çizdin?" derdi. Hesap sorardı. Kavga ederdi.

Yıllar sonra bile, Gırgır binasına girdiğimiz zaman alt kattaki matbaa makinelerinden gelen koku, hala heyecanlandırır beni. Biraz sonra, yukarıda Oğuz Abi birbirine sarmaşık gibi doladığı uzun bacaklarıyla, karikatür dosyamızı önüne açacak, yine gözlüğünün üstünden bakıp, eleştiri bombardımanına tutacaktı. Haydi bakalım...

Her zaman bir öğretmen edasıyla dolaşırdı. Koridorda kağıttan yapılan toplarla maç edenler, onu gördüğünde çil yavrusu gibi dağılırdı. O gerçekten bir öğretmendi. Ama sadece karikatür değildi bize öğrettikleri. En azından o zamanlar öyle sanıyorduk. Karikatür çizmenin dışında başka bir şeyler yapmaya başladığımızda öğrendik, Oğuz Abi'nin bize ne kadar çok şey öğrettiğini...

Oyun yazarken, grafik çalışmalar yaparken, fotoğraf çekerken, bakkala giderken... Neyi öne alacaksın, neyi göstereceksin, nasıl bir sıralama yapacaksın... Her şeyde ama her şeyde Oğuz Aral öğretileri arkamızda oldu. En azından beceremediklerimize gülmeyi öğrendik.

Yıllar sonra şunu fark ettik: Oğuz Aral mektebinden çıkan biri, sıfırdan başladığı bir işte, yine sıfırdan başlayan rakiplerini çok çabuk geçiyordu. Farklı bir dinamizm, farklı bir mantalite yerleştirmişti kafamıza. O zamanlar çocuktuk, çok farkında değildik bunun...

Bugün şöyle bir etrafa baktığınızda, başarılı denebilecek bir sürü insanın bu mektebin diplomasız mezunlarından olduğunu göreceksiniz. Çok dikkatli bakmazsanız, göremezsiniz! Öyle "Benim, benim!" diye ortalıkta dolaşmayı pek sevmezler. Bu da bir Oğuz Aral öğretisidir. Reklamcılar, sinemacılar, yazarlar, grafik sanatçıları...

Oğuz Abi gerçekten sadece bir karikatürist değildi. O Müşfik Kenter için söylemişti ama, biz biraz da bu cümleyi ona yakıştırdık: Oğuz Aral bir piyano gibiydi. Her tuşunda ayrı bir ses vardı. Zaten Gırgır'ın başarısı da bu yüzdendi. Kendi insanını iyi tanıyordu. Tanışmadığı halde bizim annemizin babamızın kim olduğunu, nereden çıkıp geldiğimizi bir bakışta anlardı. Okuyucu için de aynı şey geçerliydi. Çok iyi bir gözlemciydi.

Bir gün çizdiğim bir karikatürde, fakir bir adamın yanında çok güzel bir eşi vardı. Bana baktı,
"Bu kadın bu adamla niye evlensin? Evlenmesi için sebebini de çizmelisin. Bu adamın ne numarası var? Çok zengin de görünmüyor. Sen en iyisi bu adamın eşini kendisi gibi orta halli, sıradan bir kadın çiz. Yoksa evlenmez bu adamla, oğlum" demişti.

Dedim ya, Oğuz Abi'yi anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Hangi birini anlatacaksın. Bildiğim tek şey, benim gibi birçok arkadaşın hayatında bir dönüm noktası olduğudur.

Sokağı çizer, sokağı konuşturur

1972 yılında Gırgır Dergisi'ni kurarak, Türkiye'de pek çok genç karikatür sanatçısının önünü açan Aral için Gazeteci Tufan Türenç, "Bizim yokuşun su katılmamış emekçilerinden biridir. Yıllar boyunca bıkmadan usanmadan çizerek, ekmeğini kazanmıştır" yorumunu yaptı, vefatının hemen ertesinde. Türenç'e göre Aral; sokağı çizer, sokağı konuşturur, oranın yaşamını, orada yaşayan insanların esprilerini, duygularını, coşkularını, üzüntülerini dile getiren güldürü felsefesini yaratırdı.

Hayata, kendi deyimiyle 'hep sıfırdan başlayan' Aral, Hürriyet'e geliş öyküsünü de her yerde anlatıyordu ballandıra ballandıra: "Bir gece sabaha karşı ağlayarak kalktım. Uzun yıllar önceydi. Adnan Menderes asılınca, günah keçisi ilan edilen biz karikatürcüler olduk; hepimiz gazetelerden kovulduk. Peki ne yapacağız? Çoluk çocuk var, çalışmak lazım! Reklamcılık yaptım ben. İyi de para kazandım. O kadar ki, arabam, şoförüm, bilmem nelerim oldu. Ama işte ağlamaya başladım bir sabah. Çünkü yapmak istediğim iş o değildi. Kadın donu reklamı yapmak beni zerre kadar ilgilendirmiyordu. O adam ben değildim. Kalktım, sıfırdan Babıali'ye geldim. Bir herifle konuştum. Haldun Simavi'ydi. "Ben karikatürcüyüm" dedim. "Yap göreyim" dedi. Ki 19 yıllık iyi bir karikatürcüydüm. Mike Hammer'lar filan çizmişim, ünlüyüm filan! Yaptım. "Beğenmedim" dedi. "Nasıl çizeyim?" dedim. "Ramiz gibi" dedi. "İyi, peki, öyle de çizerim" dedim. "Benim hiç öyle dertlerim yok!" "İyi" dedi, "Başla."

250 liraya başladım. O büyük şirketimi olduğu gibi arkadaşıma bıraktım. O devam etti, acayip zengin oldu. Bense bir süre sonra Gırgır'a başladım. Yani benim hikayem böyledir, hep sıfırdan..."

Oğuz Aral'ı tanıyanların bildikleri bir de huyu vardı ki evlere şenlik! Küsüyordu sık sık. O bildik sanatçı kırgınlığını, alınganlığını taşıyordu. Sürekli küsme durumuyla ilgili sorulan bir soruya verdiği cevap her şeyi açıklıyordu: "Ben kırılıyorum. Ama sonra unutuyorum. Sebebi de tembellik. Evet, tembellikten unutuyorum! Dünyanın en tembel adamıyım. Mesela benim çişim gelir, diğerini beklerim. Sonra ikisini birden yaparım.."

Kimdir? / Oğuz Aral
  • 1936 yılında İstanbul Silivri'de doğdu.
  • İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin 3. sınıfından ayrılarak, 1950'den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizmeye başladı.
  • Gırgır'ı, ardından Avni'yi çıkardı. Gırgır'ın tirajını 300 bine yükseltti ve Avrupa'nın 3. büyük güldürü dergisi haline getirdi.
  • Avanak Avni, Hayk Hmmer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam, Hafiyesi Mahmut gibi tiplemelerini yarattı.
  • Türk çizgi film sektöründe önemli bir yere sahip olan Aral, Hürriyet'te 'Huysuz İhtiyar' köşesini yazıyordu son olarak.
  • -
    Naci KOÇ

    05.08.04

    [ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
    © Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
    Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.