|
Chumbawamba adlı bir İngiliz müzik grubunun,
kış ortasında İstanbul’daki Roxy gece kulübünde Neo-Discotheque organizasyonu ve
Ford’un sponsorluğu ile bir konser vermesi, “70 küsur milyon nüfuslu Türkiye
için dergi hazırlayan Tempo’da nasıl haber olur?” derseniz... Kültür sanat ya da
eğlence haberi olarak, kulübün 300-500 kişilik kapasitesini dolduracak ve
dolduramasa da keşke diyecek bir 10 bin müziksever için zaten yer alacaktı. Ama
okumakta olduğunuz sayfalarda hayır.
Şu anda okumakta olduğunuz sayfaların
öyküsüne gelince... Hepimiz farklı bir bakış açısının ve sorulmamış sorunun
peşindeyiz. Muhabirinden yayın yönetmenine... Ben de bu tek gecelik konser için
geleceklerini duyunca, hemen kulübün yönetimiyle görüştüm. Onlara, Chumbawamba
ile ‘farklı’ bir şey yapmak istediğimi belirttim. Peşinde olduğum fark buydu.
Bir müzik haberinden, nasıl bir iş çıkar? Kulüpten olabilir yanıtını aldıktan
sonra, genel yayın yönetmenine telefonda sapladım: “Bir grup var, en meşhur
şarkılarını duymuşsunuzdur, Tubthumping.” Çeneyi otomatiğe aldım ya arkasını
getirdim: “Bunlar müzikleri ile dünya görüşlerini bir potada eriten ve
anti-faşist, yobaz düşmanı aktivistler. Ama müziği, militan bir yaklaşımla
sömürmüyorlar. Sisteme, müziği ‘iyi’ yaparak meydan okuyorlar.”
İşi satıyorum ya, sondan bir önceki mermi
geliyor: “Örneğin Avusturya’da faşist Haider çoğunluğu kazandığında, Viyana
konserlerinde ‘Enough is Enough’ adlı şarkılarını -ki meali ‘Yeter Be Yeter!
Basın Kıçına Tekmeyi Faşonun’- bedava dağıttılar, anti-faşist isyana destek
için. Şimdi ben bunlarla, Batı’nın hazımlı, kibirsiz ‘farkında’ insanları
olarak; Türkiye, bölge coğrafyası, ifade özgürlüğü gibi konularda konuşmak
istiyorum. İşi bitireyim mi?” Yanıt kısa oldu: “Hemen.”
Grup basın için programlanan beş saatin
dördünü Tempo’ya ayırmıştı. Foto muhabirimiz Çağrı Kılıççı, kulüpte çekim
hazırlıklarını yaparken, biz kulübün ofis binasına geçtik. Yazıyı destekleyecek
fotoğraf nasıl olacak sorusunu yanıtlarken, söyleşi başlamıştı. (Görüşleri ortak
olduğu için onlara Chumbawamba diyeceğim.)
- Bir bez afiş olacak önünüzde ve
onun üzerinde “Pek iyi halt” anlamında “301. kere maşallah”
yazacak?
Chumbawamba: Nedir
bu?
- Bizim ceza kanunumuzda, bir
vatandaş Türkiye hakkında olumsuz ifade kullanırsa ya da fikir beyan ederse,
bunun cezalandırılacağına dair bir yasa maddesi
bu?
C.: Ne yani, sizin ifade özgürlüğünüz yok
mu?
- Var da, ifadenin biçimine
bağlı.
C.: İfadenin biçimi nedeniyle mi
cezalandırılıyorsunuz?
-
Gibi.
C.: ... (Hayretle bana ve birbirlerine
baktılar.) Peki, bu yasa hep vardı da niye şimdi
gündemde?
- Şöhreti güncel bir romancımız
nedeniyle? (Şimdi ‘farkında’ insanlarla konuştuğumun onayını alıyorum. Biri
dönüp diğerlerine açıklıyor, beni de katarak
konuşmaya.)
C.: Orhan Pamuk var ya, romancı... Bir
konuşma yapmış, tarihle ilgili ve ne demişti? Ermeni...
-
Soykırımı?
C.: Ondan
dava açıldı, sonra dava düştü.
Diğer C.:
Saçmalık.
İlk C.: Sanki Almanya’da mı, nerede yaptığı
için daha ağır bir ceza alması söz konusu buna
göre...
İlki dışında diğer ‘C.’ler birlikte: Ne var
bunda, adam görüş belirtmiş. Orada ya da burada...
Anlamadık?
- Anlatayım. Siz majestelerinize,
“Kaçık kaltak” diyor musunuz şarkınızda, ifade olarak. Londra’da ya da
İstanbul’da. Bu maddeye göre İstanbul’da söylemiş olsaydınız cezanız
artacaktı.
C.: Kendinizi kandırmıyor musunuz? İfade
ifadedir.
- (Yeni yetme donanımsız punk grubu
olsa, “Hadi oradan, var mısınız yok musunuz?” diyeceğim; ama karşımda
entelektüeller var.) Bizimki coğrafi olarak göreceli. Hatta eskiden cunta
liderinin parodisi bir köşe yazarı (Mustafa Kamil Zorti) düşünce özgürlüğü var
demişti. “Beynin bir lobundan diğer lobuna geçmesi
serbest.”
C.: Bizim açımızdan bir sakıncası
yok?
- “Sakıncası yok” derken hangi
anlamda söylediniz. Siz asgari müşterekte, mesela anti-faşizmde uzlaştığınız her
şeyi protesto ediyor musunuz?
C.: Ne demek bu?
- Yani siz hazır kıta protestocular
mısınız? Sabah kalkınca ilk iş protesto gündeminize bakıp, dolaptan o
protestonun ceketini mi alıp
giyiyorsunuz?
Proleter bıyıklı C.: Oha! “Asgari müşterek”
kavramına haksızlık olmuyor mu bu? Bir kere bizim ortak noktamız tutku. Bu
tutku müzik. Müziğimizin temelinde anti-faşizmin yanı sıra savaş aleyhtarlığı
daha baskın. Şarkılarımız genelde savaş karşıtıdır. Günün sonunda müzik
yapmaktan keyif alan bir grubuz.
- Tamam, anladım. Amacım hafiften
ajite etmekti sizi. Konuşmamız Zappa’yı haksız çıkaracak galiba... Şimdi büyük
soru: Sizler Batı’nın ‘düzgün’ insanları olarak, Avrupa Birliği yolundaki
Türkiye’yi, bölgeyi nasıl
görüyorsunuz?
C.: Haritaya baktığımızda, Türkiye’yi
kocaman bir ülke olarak görüyoruz, nüfusu ile birlikte. Türkiye’nin Avrupa
topluluğuna girmesi ya da yüzünü Batı’ya çevirmesi, Batı kapitalizmi için
önemli. Petrolün, enerji kaynağının sınır komşusu olacak. Bu, enerji
kaynaklarına müdahale etmeye ve kontrol altında tutmaya yarayacak. Bizim oradan
bakınca görünen bu. Ancak kapitalizm bunu, AB süreciyle mi gerçekleştirir, yoksa
o an için kendine en uygun rejimle arasını iyi tutarak mı yapar, belli mi olur
bu? Kapitalizm bu.
Sessiz C.: Son birkaç yıl
içinde Türkiye, Avrupa gazetelerinin Ortadoğu sayfalarından baş sayfalara, AB
sürecinde izlenen bir büyük ülke olarak girmeye başladı. Bu da bizlere
Türkiye’nin o kadar da uzakta olmadığını gösterdi. Bu yoldaki bir Türkiye’de,
bizim böyle bir fotoğraf çektirmemizden daha doğal ne olabilir. Sorgulayacağız
tabii ki.
Proleter bıyıklı C.:
Avrupa’nın, sermayenin asıl aradığı yeni pazarlar. Türkiye gibi bölgeler Batı
kapitalizmi için köprü görevini görmekte. Kapitalizmin yayılmacı mantığının bir
duruşu bu. Eski Doğu’nun çöküşü kapitalizm açısından para ve güç demek. Bir şey
sorabilir miyim? Siz Türkler bu Avrupa yolunu nasıl görüyorsunuz? Bu birleşme
Türkler için ne ifade ediyor?
- (Al sana Zappa...) Türkiye’de
genel olarak iki yaklaşım var. Birincisi, AB’ye girişin ertesi günü refaha
kavuşulacağı beklentisi. Bu da doğal herhalde. İkincisi ise AB’yi bir ideal
olarak görmek. Yani bu yolda yapılan sosyal ve fikri dayatmaların aslında
kendiliğinden olması gerektiğine inanmak. Ama bunu bana sorarak nereye varmak
istediğinizi anlayamıyorum? Çünkü ancak kendi görüşümü
söyleyebilirim.
Proleter bıyıklı C.: Bak,
şimdi ortak zemine geliyoruz. (Gülümseyerek.) Bu süreçte iletişim var. Ben senin
görüşlerinden, Türkiye’de de diğer katılanlar gibi refah peşinde koşanlar
dışında, ideal için yürüyenler olduğu görüşümü pekiştirdim. Bunu orada,
“Türkiye’de idealistler de var” biçiminde savunacağım. Fikir peşinde koşanlar,
düşünceli insanlar olduğunu söyleyeceğim.
- Öyleyse şunu da ekleyeyim.
Ülkemizin dilinizdeki anlamı hindi. “Ülkeye bak, hindi gibi ‘düşünür’ insanlar
var” denebilir.
C.: Hadi ya doğru bak. Düşünceli insanların
ülkesi Turkey.
- Dahası da var. Bizim köpeklerimiz
nasıl havlar biliyor musunuz? “Hav hav” diye. Yani İngilizcedeki ‘how?’ sorusuna
yanıt ararlar.
C.: Vay be, ülkenin köpekleri bile filozof.
‘Nasıl’ sorusunun peşinde: “Nasıl oluyor”, “Nasıl dünya dönüyor”, “Nasıl
yaşıyorum”...
- Sizin afişinizde ne
yazardı?
Ortak kararları sonucu proleter ‘C.’ not
defterimi ve kalemimi alarak yazdı:
Savaş terörizmdir, daha büyük
bütçeli.
WAR IS TERRORISM WITH A BIGGER
BUDGET
----------------------------------------------
Bu şarkıları ücretsiz
http://www.chumba.com/Chumbawambadownloadsound1.html adresinden grubun
başta ‘Enough is Enough’ (tek bir atış faşonun kafaya) Haider versiyonu ve en
dans edilebilir yorumuyla ‘Ciao Bella’ (2001’de G8 toplantısını protesto eden
Carlo Giuliani’nin öldürülmesi üzerine yazdıkları) gibi parçalarını
indirebilirsiniz. Malına sahip olmak bu oluyor işte. Ha
bir de EMI’in, İngiltere başbakanının elinden kurtardığı ‘Tony’ adlı
parçayı.
Chumbawamba ne
demek?
“Bir araya geldiğimizde tepkili pek çok grup vardı.
Ve politik olarak çok iddialı isimler alıyorlardı kendilerine. Biz bu nedenle
bir araya toplanmış bu harfler topluluğunu seçtik. Bizim için Chumba ya da Wamba
denmesi fark etmez. Baş harflere tersten bakarsanız kenefin sembolüdür, WC.
Çişin geldiğinde seçmek için çok şansın yoktur. Aynı yerdir
sonuçta.”
________________________________
Haber: Bora ÇİFTÇİ
Fotoğraf: Çağrı
KILIÇÇI
|