Anavatan Partisi Genel
Başkanı Erkan Mumcu’yla söyleşiye oturduğumuzda, Cuma günü öğlen saatleriydi.
Mumcu’nun ilk cümlelerinden biri, “Cuma namazına gideceğim, yetişir miyim?”
oldu. Ama söz uzadı ve Mumcu’ya “Cuma’ya yetişemeyeceksiniz” uyarısında bulunmak
da bize düştü. Ancak yanıtı, “Engellileri konuşuyoruz. En büyük ibadet budur”
oldu.
Söyleşinin en hararetli
kısmında Mumcu, AKP hükümetinde bakanlık görevini yürütürken gündeme getirdiği,
ancak kabul görmeyen projesini anlatmaya başladı: “Engellilere fırsat eşitliği
verilmesi siyasi ilke olmalı. Sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması için mahalle
ve köy ölçeğinde bu hizmeti sunan kurumlar yaratacak projemiz var. Her
mahallenin, kendi sakinlerinden oluşacak bir sosyal dayanışma ve sosyal hizmet
vakfı olacak. Bağışlar vergiden muaf olacak. Devlet burada sosyal hizmet
uzmanları istihdam edecek. Genel bütçeden yerel yönetim bütçelerine, yerel
yönetim bütçelerinden de bu vakıflara aktarmalar
yapılacak.”
Mumcu’ya, “Peki, kaynak
nereden bulunacak” diye sorduğumuzda yanıtı hazır: “Sonuçta yeni oluşan kentsel
rant kaynağı projeler, aynı zamanda sosyal yükler de getiriyor. Eğer bu sosyal
yüklere, o sosyal çevre katlanıyorsa, rantın da ortağı olmak durumundadır.
Engellileri korumak amacıyla, o çevrede kurulmuş sosyal hizmet vakfı, o kentsel
çevrede var olan kültürel miras koruma otoriteleri, kentsel imar değerinin belli
bir oranda ortağı olacaklar. Bence kaynak sorununun çözüleceği yer de
burasıdır.”
Mumcu şöyle devam
ediyor: “Önerdiğim projenin bana göre değerli tarafı, insani olmasıdır. Burada
amaç, komşuluk kültürü içinde, ortak yaşama kültürü içinde, ortaklaşa
yaşadığımız hayatı her şeyiyle paylaşmanın araçlarını kurmaktır.
Engelliler hakkında
konuşurken söz edilmesi gereken iki temel kavram, empati ve fırsat eşitliği:
Empati, her şeyden önce varlığını tanıma, varlığından haberdar olma ve varlığına
saygı duymadır. Fırsat eşitliğine gelince: Bu noktada ilk mağdurlar kesinlikle
engellilerdir. Nedeni, sistemin eşitlik konusundaki duyarsızlığı ve insanların
korktuklarını yok sayma eğilimi.”
“Engelliler kampına
hayır”
Mumcu, engellilere
ilişkin politikaların asla izolasyon temelli olmaması gerektiğini belirtiyor:
“Engelliler okulu, engelliler kampı, engelliler köyü gibi engellileri bir yerde
toplayan ve toplumdan izole eden her şey, bana ortaçağa özgü bir düşünme ve
davranış biçimiymiş gibi geliyor. O bakımdan, bunu insanlık dışı buluyorum.
Engelliler engelli olmayan çocuklarla birlikte aynı okullara gitmeliler. Mümkün
olan her düzlemde beraber olmalılar. Tedavi amaçlı özel çalışmalar dışında, her
çeşit ayrıştırmaya karşıyım ve bunun bir insanlık suçu olduğunu
düşünüyorum.”
Devletin, 50 kişilik
personeli olan işletmelere iki özürlü personel istihdamını zorunlu tutan
uygulamasını eleştiren Mumcu, çözüm önerisini şöyle
anlatıyor:
“Engelli istihdamında
zorlamayla sonuç alınamaz. Özendirilmeli. Engelliler üzerindeki vergi yükü
tamamen kalkmalı. Ben iktidar olduğumda bunu kesinlikle yapacağım. Ama bunun
şimdi yapılmasını istiyorum. Şerefi de yapanlara ait
olsun.”
Sınavla işe almak
hata
Erkan Mumcu, toplumun
genelinde olduğu gibi, engelliler arasında da kadınların erkeklere göre
dezavantajlı olduğunu ifade ederken, “Engelli nüfus içinde, her 100 engelli
erkekten 20’si iş sahibiyken, kadınlarda bu oran yüzde 7’ye düşüyor” diyor.
Tasarladıkları projedeki mahalli sosyal hizmet vakıflarının, özellikle
çalışmayan kadınların sosyal yaşama katılmaları için de büyük bir imkân
yaratacağını dile getiren Mumcu, yapılması gereken tek şeyin çerçeve bir yasa
oluşturmak olduğunu ifade ediyor.
Kamuya alınacak engelli
personele sınav yapmayı doğru bulmadığını söyleyen Erkan Mumcu, bakanlığı
döneminde işe alınacak engelli personeli seçmek için yaptığı farklı uygulamayı
şöyle anlatıyor: “Engelli personel alımında, 900 tane müracaat var. Bana diyor
ki, ‘Sınav yap, dokuz tane eleman al’. Ben, adaylara kura çektirdim. Hiç olmazsa
gelenlerin kalbini kırmamış oldum. Zaten yetersizlik duygusuyla gelene;
kazanamayınca, ‘Sen yetersizsin’ demiş
olmadım.”