|
Onca popüler konu
dururken, yönetmen ya da kendi deyimiyle -anlatıcı- Ezel Akay Hacivat ve
Karagöz’ü film yaptı. Anlaşılan bu tesadüfi bir seçim değil. Ezel Akay Anadolu
Ortaçağı’na ait öyküleri anlatmayı sürdürecek. ‘Karagöz ve Hacivat Neden
Öldürüldü?’, aslında bir üçlemenin son filmi. Diğerleri ise Mevlânâ Celaleddin-i
Rumi’nin Şems’le arkadaşlığını anlatan ‘Romalı Celal’ ve Moğolların bir Türkmen
boyunu yargıladıkları ‘Yargu’ olacak. Ancak onların çekimine henüz var. Çünkü
yönetmen Ezel Akay, öncelikle bir ‘anlatıcı’ olarak kendini kanıtlamak istiyor.
17 Şubat’ta gösterime girecek olan ‘Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü?’
filmini, anlatıcısı Ezel Akay ile konuştuk.
- ‘Karagöz
ve Hacivat’ hikâyesini sizin için ilginç kılan
neydi?
Uzun süredir politik eğlence
denebilecek şeylerin peşindeyim. Bu da onlardan biriydi. Ben ‘Gırgır’ ve onun
türevi dergilerin çocuğuyum. Dolayısıyla mizaha ve mizahçılara da çok yakın
oldum. Mizah üzerine bir film yapmak gerektiğini düşündüm. Çünkü mizah, kendisi
bunu amaçlamasa da, toplumun ortasına politik bomba gibi düşen bir şey. Mizahçı
hiç politik bir insan olmayabilir. Ama gerçek bir mizahçıysa, yaptığı biraz
tehlikeli. Çünkü mizah, ‘birilerinin gözünde dokunulmaz olan bazı şeylerle dalga
geçmek’ demek. Hatta psikolojide alaycılıkla ilgili bir tanımlama var:
“Alaycılık, öldürmenin amaç deplasmanıdır” denir. Öldürmek, yok etmek
istediğimiz birisine bunu yapamadığımız zaman, alay ederek yaklaşıyoruz. Tabii
cinayet işlemektense, dalga geçmek çok daha sağlıklı bir şey. Mizahçıysanız bir
şeylerle dalga geçmeden duramazsınız...
Hacivat’la Karagöz gibi iki
karakterin de cami inşaatını yavaşlattıkları için değil, fazla komik oldukları
için kelleleri gitmiştir. Kellelerinin gideceğini bile bile insan nasıl komik
olabilir? Çünkü kendini tutamaz. Bu, bana ilginç geldi ve bir hikâye tasarladım.
Onlar hakkındaki efsanenin en bilinenini çektik.
-
Konuşmaya başlarken, “Ben politik eğlenceyi severim” demiştiniz. Size göre bu
iki karakter politize olmuş muydu?
Hayır, değillerdi. Bu kadar
komik adamlar yalnızca komik oldukları için öldürülmüştür. Bunlar işçi. Bir
tanesi postacı, diğeri Türkmen... Bu adamlar nasıl politik olabilirler? En
fazla, hayatta kalmaya çalışıyorlardır. Hacivat biraz daha oportünist bir adama;
Karagöz cahil, kaba saba birine benziyor. Bu adamlar niye bir araya gelip
politik olsunlar ki? Olmamışlardır... Ama esprilerinde ileri gitmişlerdir, her
şeyle küçük küçük dalga geçmişlerdir, sonunda da kelleleri
gitmiştir.
- Bu iki
adamın tanışma sürecini nasıl yansıttınız
filminizde?
İkisinin de göbek delikleri
yok... Karagöz’e Şaman olan anası diyor ki: “Sen hayatını bir Adem ile
birleştireceksin; ikiniz birlikte ünlü, şanlı, şöhretli olacaksınız. Git onu
bul.” Karagöz soruyor: “Nasıl tanıyacağım?” Annesi de karşılık olarak, “Onun da
senin gibi göbek deliği yok” diyor. “Mizahçının kimseyle göbek bağı olmamalı,
anasıyla bile” denir. Karagöz ve Hacivat’ın da kimseyle göbek bağı olmamış.
Onların tek görevleri var yeryüzünde; bir efsaneyi
başlatmak...
- Film
projesi başladığında herkes Hacivat’ı Haluk Bilginer’in oynayacağını
düşünüyordu. Sonra ne oldu da birden bire Haluk Bilginer Karagöz, Beyazıt Öztürk
Hacivat oldu?
Bizim için birden bire olmadı.
Projeyi çalışmaya başladığımızdan beri Haluk iki karakterden birini oynayacaktı.
Biz Hacivat’ı ona çok yakıştırıyorduk. Daha sonra ben ‘Neredesin Firuze’yi öne
aldım ve onu çektik. Orada oynadığı karakter ile Tatlı Hayat’ta oynadığı
karakter birbirlerine çok benziyordu. Bir de baktık ki aslında Hacivat’ı oynarsa
kendi klişesi olacaktı. Halbuki ben oyuncuyu, seyircinin beklemediği bir rolde
oynatarak, seyirlik bir şey yaratmak gerektiğini düşünüyorum. Bence seyir
dediğimiz şeyin böyle bir sürprize ihtiyacı var.
- Haluk
Bilginer’in kârdan pay alacağı söylentileri var, bu doğru
mu?
Büyük bütçeli veya çok küçük
bütçeli filmlerin finansmanı için bütün dünyada uygulanan bir yöntem. Biz de
kadronun bir kısmına küçük yüzdelerle biletten pay veriyoruz.
- Kimler
pay alıyor?
Onu şimdi tek tek açıklamak
doğru olmaz; ama bunu yapıyoruz ve bu sistem yapılması gereken bir şey.
- Set
nasıl geçti?
Ben ilk defa bu filmde
yönetmenlik yaptığımı, yönetmenliğin ne olduğunu anladığımı düşündüm. O yüzden
kendime yönetmen Ezel Akay dememeye de karar verdim. Bence yönetmenin esas işi
anlatıcılık. Zaten seyircinin de onun yönetmenliğiyle hiçbir ilgisi olmadığını
düşünüyorum. Bana göre yönetmen dediğimiz kişi, anlatacağı şeyi arayan kişidir.
Zaten seyirci de bir anlatıcının anlatısını izliyor.
- Bu tip
efsanelerin anlatımına devam edecek misiniz? Şimdilerde Nasrettin Hoca ile
ilgili çalıştığınızı duydum. Bir üçleme mi yapmak
istiyorsunuz?
Nasrettin Hoca, Levent
Kazak’ın bağımsız olarak yaptığı bir proje, benim dahlim yok. Ama Hacivat ve
Karagöz, bir üçlemenin parçası zaten. Ben yaklaşık 10-12 senedir Anadolu
Ortaçağı dediğimiz 900 ile 1400’lü yıllar arasında geçen metinlerle çok
ilgiliyim. Ortaçağ aslında tarihsel dönem olarak bugüne birçok fikir verebilecek
anekdot ve durum içeriyor. Bir yüzyıl içinde geçen üç tane hikâye seçtim.
Bunlardan en sonuncusu 1330’da geçen Hacivat ve Karagöz hikâyesi. Ondan bir
öncesi 1270’te geçen bir mahkeme hikâyesi, bundan 50 yıl kadar önce de bir
dostluk hikâyesi olarak adlandıracağım Romalı Celal adlı bir
hikâye.
- Diğer
iki hikâyeyi sizin için özel kılan ne?
Romalı Celal, Mevlânâ
Celaleddin-i Rumi. Mevlânâ ve Şems’in arkadaşlığını anlatan bir hikâye, diğeri
ise Moğolların bir Türkmen boyunu yargıladıkları bir mahkeme filmi, ‘Yargu’.
‘Yargu’, Haldun Çubukçu ile birlikte yazdığımız bir romandan yararlanarak
yapılacak.
- Mevlânâ
nasıl oluyor da Romalı Celal oluyor?
Yaşadığımız toprakların adı
çok yakın bir yüzyıla kadar yani bir 700 yıl kadar Rum toprakları, yani Roma
toprakları olmuş. Rum kelimesini biz bugün Anadolulu Yunanlar için kullanıyoruz,
ama doğrusu bu değil. Dolayısıyla Celaleddin-i Rumi de Romalı Celal’dir aslında.
Bu, çok hoş bir anekdot gibi görünüyor ama bütün tarih tezlerini birbirine
karıştıracak minicik bir detay.
- Neden
sondan başladınız ve bu üçlemenin diğer iki filmini ne zaman çekmek
istiyorsunuz?
Öyle denk geldi. Bir de
özellikle Romalı Celal çok sofistike bir proje. Yani çok popüler formda bir
hikâye değil. ‘Yargu’ da trajik bir mahkeme filmi. Ben bir anlatıcının filmine
gidilsin istiyorum... “Ezel Akay’ın ya da Hüseyin bilmem kimin filmine
gidiyorum” diye çıkmalı seyirci. Şimdilik bir filmim var, niye benim çektiğim
filme gelsin seyirci? Birkaç film sonra onları çekmeliyim diye düşündüm. Bir de
uluslararası kaynaklardan da yararlanabilmek için elimde yeterli çalışma olmalı.
Kısacası bu üçlemenin ilk iki filmini daha sonra çekeceğim.
________________________________
Haber: Arzu ERDOĞAN
Fotoğraf: Ergun CANDEMİR
|