Tempo Online

 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
'Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?' filminin anlatıcısı 'Ezel Akay'a göre
Mevlânâ'nın asıl adı ROMALI CELAL idi

17 Şubat'ta vizyona girecek olan 'Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?' bir üçlemenin son filmi. Ezel Akay, 'Anadolu Ortaçağı'na ait öykülerine devam edecek. Öykülerden biri Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin Şems ile arkadaşlığını konu alan 'Romalı Celal' olacak

Ezel Akay
Ezel Akay

Onca popüler konu dururken, yönetmen ya da kendi deyimiyle -anlatıcı- Ezel Akay Hacivat ve Karagöz’ü film yaptı. Anlaşılan bu tesadüfi bir seçim değil. Ezel Akay Anadolu Ortaçağı’na ait öyküleri anlatmayı sürdürecek. ‘Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü?’, aslında bir üçlemenin son filmi. Diğerleri ise Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin Şems’le arkadaşlığını anlatan ‘Romalı Celal’ ve Moğolların bir Türkmen boyunu yargıladıkları ‘Yargu’ olacak. Ancak onların çekimine henüz var. Çünkü yönetmen Ezel Akay, öncelikle bir ‘anlatıcı’ olarak kendini kanıtlamak istiyor. 17 Şubat’ta gösterime girecek olan ‘Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü?’ filmini, anlatıcısı Ezel Akay ile konuştuk.

 

- ‘Karagöz ve Hacivat’ hikâyesini sizin için ilginç kılan neydi?

Uzun süredir politik eğlence denebilecek şeylerin peşindeyim. Bu da onlardan biriydi. Ben ‘Gırgır’ ve onun türevi dergilerin çocuğuyum. Dolayısıyla mizaha ve mizahçılara da çok yakın oldum. Mizah üzerine bir film yapmak gerektiğini düşündüm. Çünkü mizah, kendisi bunu amaçlamasa da, toplumun ortasına politik bomba gibi düşen bir şey. Mizahçı hiç politik bir insan olmayabilir. Ama gerçek bir mizahçıysa, yaptığı biraz tehlikeli. Çünkü mizah, ‘birilerinin gözünde dokunulmaz olan bazı şeylerle dalga geçmek’ demek. Hatta psikolojide alaycılıkla ilgili bir tanımlama var: “Alaycılık, öldürmenin amaç deplasmanıdır” denir. Öldürmek, yok etmek istediğimiz birisine bunu yapamadığımız zaman, alay ederek yaklaşıyoruz. Tabii cinayet işlemektense, dalga geçmek çok daha sağlıklı bir şey. Mizahçıysanız bir şeylerle dalga geçmeden duramazsınız...

 

Hacivat’la Karagöz gibi iki karakterin de cami inşaatını yavaşlattıkları için değil, fazla komik oldukları için kelleleri gitmiştir. Kellelerinin gideceğini bile bile insan nasıl komik olabilir? Çünkü kendini tutamaz. Bu, bana ilginç geldi ve bir hikâye tasarladım. Onlar hakkındaki efsanenin en bilinenini çektik.

 

- Konuşmaya başlarken, “Ben politik eğlenceyi severim” demiştiniz. Size göre bu iki karakter politize olmuş muydu?

Hayır, değillerdi. Bu kadar komik adamlar yalnızca komik oldukları için öldürülmüştür. Bunlar işçi. Bir tanesi postacı, diğeri Türkmen... Bu adamlar nasıl politik olabilirler? En fazla, hayatta kalmaya çalışıyorlardır. Hacivat biraz daha oportünist bir adama; Karagöz cahil, kaba saba birine benziyor. Bu adamlar niye bir araya gelip politik olsunlar ki? Olmamışlardır... Ama esprilerinde ileri gitmişlerdir, her şeyle küçük küçük dalga geçmişlerdir, sonunda da kelleleri gitmiştir.

 

- Bu iki adamın tanışma sürecini nasıl yansıttınız filminizde?

İkisinin de göbek delikleri yok... Karagöz’e Şaman olan anası diyor ki: “Sen hayatını bir Adem ile birleştireceksin; ikiniz birlikte ünlü, şanlı, şöhretli olacaksınız. Git onu bul.” Karagöz soruyor: “Nasıl tanıyacağım?” Annesi de karşılık olarak, “Onun da senin gibi göbek deliği yok” diyor. “Mizahçının kimseyle göbek bağı olmamalı, anasıyla bile” denir. Karagöz ve Hacivat’ın da kimseyle göbek bağı olmamış. Onların tek görevleri var yeryüzünde; bir efsaneyi başlatmak...

 

- Film projesi başladığında herkes Hacivat’ı Haluk Bilginer’in oynayacağını düşünüyordu. Sonra ne oldu da birden bire Haluk Bilginer Karagöz, Beyazıt Öztürk Hacivat oldu?

Bizim için birden bire olmadı. Projeyi çalışmaya başladığımızdan beri Haluk iki karakterden birini oynayacaktı. Biz Hacivat’ı ona çok yakıştırıyorduk. Daha sonra ben ‘Neredesin Firuze’yi öne aldım ve onu çektik. Orada oynadığı karakter ile Tatlı Hayat’ta oynadığı karakter birbirlerine çok benziyordu. Bir de baktık ki aslında Hacivat’ı oynarsa kendi klişesi olacaktı. Halbuki ben oyuncuyu, seyircinin beklemediği bir rolde oynatarak, seyirlik bir şey yaratmak gerektiğini düşünüyorum. Bence seyir dediğimiz şeyin böyle bir sürprize ihtiyacı var.

 

- Haluk Bilginer’in kârdan pay alacağı söylentileri var, bu doğru mu?

Büyük bütçeli veya çok küçük bütçeli filmlerin finansmanı için bütün dünyada uygulanan bir yöntem. Biz de kadronun bir kısmına küçük yüzdelerle biletten pay veriyoruz.

 

- Kimler pay alıyor?

Onu şimdi tek tek açıklamak doğru olmaz; ama bunu yapıyoruz ve bu sistem yapılması gereken bir şey.

 

- Set nasıl geçti?

Ben ilk defa bu filmde yönetmenlik yaptığımı, yönetmenliğin ne olduğunu anladığımı düşündüm. O yüzden kendime yönetmen Ezel Akay dememeye de karar verdim. Bence yönetmenin esas işi anlatıcılık. Zaten seyircinin de onun yönetmenliğiyle hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Bana göre yönetmen dediğimiz kişi, anlatacağı şeyi arayan kişidir. Zaten seyirci de bir anlatıcının anlatısını izliyor.

 

- Bu tip efsanelerin anlatımına devam edecek misiniz? Şimdilerde Nasrettin Hoca ile ilgili çalıştığınızı duydum. Bir üçleme mi yapmak istiyorsunuz?

Nasrettin Hoca, Levent Kazak’ın bağımsız olarak yaptığı bir proje, benim dahlim yok. Ama Hacivat ve Karagöz, bir üçlemenin parçası zaten. Ben yaklaşık 10-12 senedir Anadolu Ortaçağı dediğimiz 900 ile 1400’lü yıllar arasında geçen metinlerle çok ilgiliyim. Ortaçağ aslında tarihsel dönem olarak bugüne birçok fikir verebilecek anekdot ve durum içeriyor. Bir yüzyıl içinde geçen üç tane hikâye seçtim. Bunlardan en sonuncusu 1330’da geçen Hacivat ve Karagöz hikâyesi. Ondan bir öncesi 1270’te geçen bir mahkeme hikâyesi, bundan 50 yıl kadar önce de bir dostluk hikâyesi olarak adlandıracağım Romalı Celal adlı bir hikâye.

 

- Diğer iki hikâyeyi sizin için özel kılan ne?

Romalı Celal, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi. Mevlânâ ve Şems’in arkadaşlığını anlatan bir hikâye, diğeri ise Moğolların bir Türkmen boyunu yargıladıkları bir mahkeme filmi, ‘Yargu’. ‘Yargu’, Haldun Çubukçu ile birlikte yazdığımız bir romandan yararlanarak yapılacak.

 

- Mevlânâ nasıl oluyor da Romalı Celal oluyor?

Yaşadığımız toprakların adı çok yakın bir yüzyıla kadar yani bir 700 yıl kadar Rum toprakları, yani Roma toprakları olmuş. Rum kelimesini biz bugün Anadolulu Yunanlar için kullanıyoruz, ama doğrusu bu değil. Dolayısıyla Celaleddin-i Rumi de Romalı Celal’dir aslında. Bu, çok hoş bir anekdot gibi görünüyor ama bütün tarih tezlerini birbirine karıştıracak minicik bir detay.

 

- Neden sondan başladınız ve bu üçlemenin diğer iki filmini ne zaman çekmek istiyorsunuz?

Öyle denk geldi. Bir de özellikle Romalı Celal çok sofistike bir proje. Yani çok popüler formda bir hikâye değil. ‘Yargu’ da trajik bir mahkeme filmi. Ben bir anlatıcının filmine gidilsin istiyorum... “Ezel Akay’ın ya da Hüseyin bilmem kimin filmine gidiyorum” diye çıkmalı seyirci. Şimdilik bir filmim var, niye benim çektiğim filme gelsin seyirci? Birkaç film sonra onları çekmeliyim diye düşündüm. Bir de uluslararası kaynaklardan da yararlanabilmek için elimde yeterli çalışma olmalı. Kısacası bu üçlemenin ilk iki filmini daha sonra çekeceğim.

                                                                ________________________________

Haber: Arzu ERDOĞAN
Fotoğraf:
Ergun CANDEMİR

10.02.06



[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.