|
Yıllar önce ‘karanlık’ bir dünyaya ‘merhaba’ demiş Ceyda
ve Ahmet. Engelli insanların yaşaması için hiç uygun olmayan bu ülkede,
hayatları hep mücadeleyle geçmiş. Eğitim görmek, iş bulmak, sokağa çıkmak,
parkta dolaşmak ya da bir kafede oturmak aslında bu ülkede hep büyük bir
mücadeleyle aynı anlama gelmiş onlar için.
1997’de Görme Engelliler Derneği’nde tanışıp yaklaşık bir
buçuk yıl sonra evlenmeye karar verdiklerinde ise, kendilerini daha da büyük bir
yaşam mücadelesi içinde buluvermişler. Çünkü aileleri, ikisi de görme engelli
olduğu ve hayatta zorlanacaklarını düşündükleri için evlenmelerine karşı çıkmış.
Ancak Ceyda ile Ahmet, birlikte her türlü sorunun üstesinden gelebileceklerine
inandıkları için mücadeleyi sürdürmüş, sonunda yakınlarını ikna ederek
birbirlerine ‘Evet’ demişler.
Şu an altı yaşındaki oğulları Umut ile birlikte
İstanbul’da mutlu bir hayat sürüyorlar. Elbette diğer engelli vatandaşlar gibi
onların da hayatı ‘engelsiz’ insanların koydukları engellerle dolu; ancak Ceyda
ve Ahmet, aşkları var olduğu sürece aşılamayacak sorun göremiyorlar. Onlarla
koyu bir sohbete dalıyoruz. Hayat mücadelelerini, birbirlerine duydukları saygı
ve sevgiyi anlatıyorlar. Her ne kadar çok fazla ‘özel’e girmek istemeseler de,
birkaç özel cevap alabiliyoruz. Ve görüyoruz ki, aslında pek çok insanın
‘karanlık’ zannettiği hayatları, hepimizinkinden çok daha
aydınlık...
“Tanışır tanışmaz aramızda elektrik
oldu”
Her yıl tüm dünyada büyük bir ‘coşkuyla’ kutlanıyor
Sevgililer Günü. Pek çok çift, ‘aşkını kanıtlamak’ için sevdiğine en pahalı, en
gösterişli, en güzel hediyeyi almayı bir görev biliyor adeta. Her zaman 1 YTL
değerinde olan kırmızı güle, 20 YTL verince daha da bir anlamlı oluyor sanki bu
gül insanlar için. Bu telaş içinde kendini mağazadan mağazaya atan insanların
arasında dolaşıyoruz Taksim İstiklal Caddesi’nde. Ancak bu ‘yapay’ telaş, Ceyda
ve Ahmet için hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü onların her günü sevgi ve aşkla
geçiyor; ayrıca aşklarını tek bir güne sığdırmaya da hiç niyetleri
yok...
“Eşimin ciddi ses tonuna âşık oldum” diyor Ceyda
gülümseyerek, “Ayrıca dürüstlüğü, olgunluğu, ciddi ve açık sözlü olması da beni
ilk andan itibaren etkiledi” diye devam ediyor sözlerine. Ahmet, gerçekten de
çok ciddi. Öyle ki, gülümserken tek bir kare yakalayabilmek için belki 200’e
yakın fotoğraf çekiyor arkadaşımız Serkan. “Ben gülemem” diyor Ahmet, Taksim
Parkı’nda eşiyle birlikte bize poz verirken. Ancak bu, neşeli bir insan olmadığı
anlamına gelmiyor. Yaptığı esprilerle yürüyüşümüz oldukça keyifli geçiyor.
“Ceyda’yla ilk karşılaştığımız andan itibaren aramızda bir elektrik oldu.
Birbirimizden hemen hoşlandık. Ben özellikle onun cıvıl cıvıl, sıcakkanlı ve
neşeli olmasından etkilendim. Ayrıca o da çok dürüsttür. Aramızda karşılıklı
güven duygusu hemen oluştu. Bu
çok önemli” diyor Ahmet, eşine sarılarak.
''İnsanlar engellilerden
çekiniyor''
Peki, Ceyda
ile Ahmet’in bir günü nasıl geçiyor? Toplum içinde onların canını sıkan
şeyler var mı? “Elbette var” diyor Ahmet ve ekliyor: “Toplumda engellilerle
ilgili bir yanlış algılama söz konusu. İnsanlar engellilerden çekiniyor. Çünkü
onlara nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. Yanlış anlamaya yol açmamak için de
engellilerden tamamen uzak duruyorlar. Böylece toplumla kaynaşmak zorlaşıyor.
Örneğin sokakta yanımıza pek fazla insan gelmiyor. Ayrıca şehir yapılanması,
sokaklar, kaldırımlar da özellikle görme engelliler için hiç uygun değil.
Devletin ise engelli ailelere maddi-manevi hiçbir desteği yok. Çalışmayan
engellilere üç ayda bir verdikleri, en fazla 390 YTL’lik bir para var. Onu da
zaten çalışana vermiyorlar. Oysa onlar da muhtaç” diyor.
Ahmet, engelli insanların çok zor şartlar altında
yaşadıklarına, çoğunun ciddi maddi sıkıntı içinde olduğuna da dikkat çekiyor.
Kutu gibi bir evde oturduklarını söyleyen Ahmet, 400 YTL kira verirken bile
sarsıldıklarını vurguluyor: “Bizim sağlıklı insanlara göre giderimiz daha fazla.
Çünkü biz lüks yaşamak zorundayız. Örneğin sıradan bir cep telefonu
kullanamıyoruz. Ses programı yüklenebilen 500 YTL’lik telefon kullanmak
zorundayız. Çünkü ancak bu şekilde gelen mesajları yardım almadan
dinleyebiliyoruz. Bilgisayarlara da ses programı yüklemek gerekiyor. Ama bizim
ses programı yüklenemeyen sıradan bir bilgisayar almaya bile paramız yok
ki...”
“Yürekten
seviyoruz...”
Ceyda, İstanbul Tıp Fakültesi’nde santral operatörü
olarak çalışıyor. Ahmet ise Altınokta Körler Derneği İstanbul Şubesi’nin yönetim
kurulu üyesi ve derneğin mali saymanlığını yapıyor. Aynı zamanda işportacılık ve
seyyar satıcılık yaparak ailesini geçindiriyor. Altı yaşındaki oğulları Umut ise
söylediklerine göre oldukça haylaz bir çocuk. 1998’de evlendiklerini söyleyen
Ceyda, 2000’de anne olduğunu anlatırken sanki gözleri ışıldıyor: “Umut,
çalıştığım hastanenin kreşine gidiyor. ‘Umudumuz’ olsun diye adını ‘Umut’
koyduk. Oğlumuz, görme engelli değil.”
Görme engellilerin yaşantılarının farklı olduğuna inanır
toplum. Oysa Ceyda ve Ahmet çiftinin anlattıklarına göre, hayatları çok da farkı
değil. Onlar da sağlıklı insanlar gibi çocuk bakıyor, işe gidiyor, temizlik ve
yemek yapıyor. Dolayısıyla insanlar tarafından ‘farklı’ olarak algılanmak
istemiyorlar. ‘Farklı’ görünmek istemiyorlar, ancak yine de çok önemli bir
farktan söz etmeden geçmek mümkün değil. Onlar sevgiyi ve aşkı herkesten çok
daha yoğun yaşıyorlar; çünkü onlar, saça, başa, kaşa, göze, boya posa bakmadan
‘yürekten’ seviyorlar. Ceyda ve Ahmet’in aşkı yanında, bizlerin ‘gerçek aşk’
diye tanımladığımız aşklar sönük bile kalmıyor...
Murat Demirok - Altınokta Körler Derneği İstanbul
Şube Başkanı
“300 bin görme
engellinin sadece % 1’i sokağa
çıkıyor”
Derneğimiz, 1850’de, sonradan görme engelli olan Doç. Dr.
Mithat Enç tarafından kuruldu. Derneğimiz toplumsal mücadele veren bir dernek.
Amacımız görmeyen insanların toplumda saygın bir yerde olmalarını sağlamak.
Sesli kütüphanemiz, İngilizce ve bilgisayar kurslarımız, eğitime yönelik
çalışmalarımız var. Adaptasyona yönelik sorunları çözmeye, bu insanları hayata
kazandırmaya çalışıyoruz. Genelde mimari düzenlemeler ve istihdamla ilgili
sıkıntılarımız var. Sokaklar çok kötü. İstanbul’da cambaz olmak lazım. Görme
engellilerin rahat yaşayabilmeleri için, örneğin otobüslere seslendirici çipler
koymak lazım. Ayrıca trafik lambalarında sinyalizasyon sistemleri olmalı.
Örneğin metrolardaki asansörlere saat 22.00’den sonra binmek engelliler için
yasak. Nedense engellilerin 24 saat sokakta dolaşması istenmiyor bu ülkede.
Toplumu eğitmek şart. Başta engelliye bakış açısı değiştirilmeli. Bu insanların
evlere hapsedilemeyecekleri, engellilerin de iyi bir eğitimle toplumda yer
alabilecekleri, çalışabilecekleri ve sokağa çıkabilecekleri bilinmeli.
Türkiye de yaklaşık 300 bin görme engelli vatandaş var.
Ama maalesef bunların sadece % 1’i sokağa çıkıyor. Ülkemizde görme engelliler
için hizmet veren rehabilitasyon merkezleri çok az. Ayrıca bunlar
denetlenmedikleri için iyi hizmet de vermiyorlar. Bu merkezler Avrupa’ya entegre
olmalı. Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu kurumları denetlemeli. Görme engelli
çocukları aileler mutlaka görme engelliler okullarına yollamalı. Sağlıklı
çocuklarla, karma eğitim görmeleri elbette toplumla kaynaşmaları açısından daha
doğru, ancak Türkiye’de maalesef böyle bir altyapı yok. Yani okullarda bu
çocuklar için özel eğitimci lazım. Bu altyapı olmadan görme engelli çocukların
normal okullarda eğitim almaları mümkün değil. Bu nedenle de en azından var olan
körler okullarından yararlanmalılar. Ayrıca istihdam çok ciddi bir sorun.
Devletin yaklaşık 40 bin kadro açığı var. Özürlü insan
çalıştırmıyorlar. Yardım toplama kanunu herkese açık olduğu için, herkes çok
kolay yardım toplayabiliyor. Bu nedenle de istismar ediliyor. Örneğin sokaklarda
şarkı söyleyen görme engelli müzik grupları var. Bu grupların sokaklarda şarkı
söylemesi belediyeler ve zabıtalar tarafından engellenmeli. Şarkı söyleyen görme
engellilere verilen paralar bu engellilere gitmiyor. Bu grupların arkasında
onları sömürerek paralarını alan büyük bir mafya var. Bu sokak kirliliğinin ve
duygu sömürüsünün ortadan kaldırılması şart.
Görme engelli çocukların gedebileceği bazı
okullar
İstanbul Türkan
Sabancı Görme Engelliler Okulu
0 216 651 50
02
İstanbul Veysel
Vardar Görme Engelliler Okulu 0 212 201 12
93
Çanakkale Yahya
Çavuş Görme Engelliler Okulu 0 286 566 19
93
Tokat Mehmet
Akif Ersoy Görme Engelliler Okulu 0 356 228 07 30
Ankara Mithat
Enç Görme Engelliler Okulu 0 312 212 60
59
Gaziantep GAP
Görme Engelliler Okulu
0 216 651 50
02
Bir engelli insana nasıl
davranmalı?
1.) Engelli bir insanın eli-kolu olmasa
dahi, elinizi uzatarak selam verin. Engelli kişi size nasıl davranacağını
bilir.
2.) Yardım etmeden önce yardım isteyip
istemediğini sorun. İstek olmadan yardım etmeye
kalkmayın.
3.) Kendinize göre yardım etmeye
kalkmayın. Engelli kişinin sizi yönlendirmesine fırsat
verin.
4.) Engelli kişi karşısında aşırı
dikkatli olmaya kalkışmayın. Diğer insanlarla nasıl konuşuyorsanız, onlarla da
öyle konuşun.
Acıyarak yaklaşmayın. Engelli insanlar sadece birtakım
engellere sahip, mutsuz ya da hasta değiller.
5.) Kelimeleri dikkatle, vurgulayarak,
yüksek sesle bağırıp çağırarak konuşmayın. Bedensel engelli bir kişinin duyma
sorunu yoktur. Tane tane konuşarak onun bir zekâ sorunu olduğunu ima eder tarzda
konuşmayın.
6.) Kibarlık yapacağım diye günlük
konuşmanızın dışına çıkmayın. Örneğin tekerlekli sandalyedeki engelliye, “Nereye
gidiyorsun?” ya da görme engelli birine, “Görüşmek üzere” demenizin bir
sakıncası yok.
Destek olabileceğiniz
kuruluşlar
Altınokta Körler
Derneği
Kuloğlu Mah. Sadri Alışık Sokak No: 26/1 Beyoğlu -
İstanbul
Tel: (0212) 252 84 84
Ankara Rehabilitasyon
Derneği
Türkocağı No. 3 Sıhhiye - Ankara Tel: (0312) 310 32
30
Antalya Beyaz Baston Görmeyenler Derneği
Kazım Özalp Cad. İbrahim Özsalçacılar Apt. 153/8
Antalya Tel: (0242) 243 98 73
Düzce Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve
Koruma Derneği
Belediye İşhanı Vergi Dairesi Altı Düzce Tel: (0380)
523 48 53
___________________________
Haber: Bade GÜRLEYEN
Fotoğraf: Serkan ŞENTÜRK
|