|
Devlet engelleri böyle
kaldıracak:
- Ulusal işaret
dili geliştirilecek ve bu dilin yaygınlaştırılması
sağlanacak
- İşaret dili,
ilkokul müfredatına seçmeli yabancı dil dersi olarak
konacak
- Engelliler
için gerekli mimari altyapı eksikliği 2010’a kadar
giderilecek
- Yerel yönetimler,
engellilerin istihdamı için, bölgelerindeki engellilere mesleki rehabilitasyon
hizmeti verecek
--------------------- ● -----------------------
Engellilerin toplumsal hayata uyumunda oluşan sorunlardan
biri de, Türkiye’de henüz bir ulusal işaret dilinin geliştirilmemiş olması.
Halen dudak okuma yönteminin kullanıldığı işitme engellilerin akademik
eğitiminde, yöntem değişiyor. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanı Dr. Mehmet
Aysoy, işitme engellilerin eğitim yöntemindeki değişikliği ilk kez Tempo’ya
açıkladı:
“İşaret dilini, ilköğretim okulları müfredatına seçmeli
yabancı dil dersi olarak koyacağız. Bu konuda yasal düzenleme yapılıyor. İşaret
dili kullanımını yaygınlaştırmak zorundayız. Aksi halde her işitme engelli
yanında tercüman taşımak zorunda kalır. Akdemi bütün eğitimini dudak okuma
yöntemine göre kurmuş. Bu, bütün yükü engelliye vermek demek. Çünkü kulakları
duymayan engelli, karşısındakini anlamaya gayret ediyor. Bütün çabayı o sarf
ediyor. Sizin de çaba gösterip öğrenmeniz gerekiyor. Ama Türkiye’de işaret dili,
iki işitme engellinin birbiri ile iletişim kurması için var gibi
algılanıyor.”
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nca hazırlanan
Türkiye’nin ilk Özürlüler Kanunu geçen temmuz ayında yürürlüğe girdi. Ancak
kanunun tam olarak uygulanabilmesi için, özellikle mimari gibi altyapı çalışması
gerektiren eksiklikler nedeniyle, engelliler en erken 2010 yılına kadar
bekleyecek gibi görünüyor. İngiltere’de ‘özürlü sosyolojisi’ alanında akademik
çalışma yapan ve Türkiye’de bu konudaki ilk kitabı yazan Dr. Mehmet Aysoy,
Özürlüler Kanunu’nun getireceklerini ve Türkiye’de kanunun uygulama aşamasında
çıkacak sorunları şöyle sıraladı:
“Avrupa Birliği ülkelerinde Eşitlik Kurumları denen,
ayrımcılığı doğrudan takip eden ve görüş veren kurumlar var. Özellikle
engellilere yönelik olmak üzere her türlü ayrımcılığın son bulması için bu
kurumlara ihtiyacımız var. Bu kurumların kurulması için gerekli altyapı
çalışmaları yürütülüyor. Ama bu çalışmalar kısa vadede özürlülerle ilgili
ayrımcılığa çözüm getiremez.”
Hazırladıkları Özürlüler Kanunu’nda da ayrımcılığı
engelleyecek düzenlemeler yaptıklarını dile getiren Dr. Mehmet Aysoy,
“Türkiye’deki koşullar nedeniyle bir açmazımız var. Avrupa Birliği ülkelerinde,
özürlülerle ilgili çıkarılan mevzuat, ülkenin her yerinde kolayca takip
edilebiliyor. Çünkü Avrupa, kentli bir toplum. Oysa Türkiye’nin kırsal
alanlarında henüz bazı kurumları işletme şansımız yok” diyor.
0-3 yaş erken müdahale
üniteleri yok
Türkiye’deki okul öncesi eğitim sisteminde yapısal bazı
eksiklikler olduğunu vurgulayan Aysoy, bu eksiklikleri şöyle
anlatıyor:
“Türkiye’de, eğitim çağını 6-18 yaş aralığı üzerine
kurmuş bir sistem bulunuyor. Bugün engelli doğumlarını, hastanelerle ve
doğumevleriyle bağlantıda olduğumuz için anında takip edebiliyoruz. Aldığımız
bilgilerle bir veri tabanı oluşturuyoruz. Ama engelliye ve ailesine doğumundan
üç yaşına kadar ihtiyacı olan hizmeti veremiyoruz. Çünkü erken müdahale
ünitelerimiz yok. Temel olarak 0-3 yaş erken müdahale altyapısını kurmamız
gerekiyor. Engellileri, sağlıklı yaşıtlarıyla aynı koşullarda, aynı okullara
ancak böyle yönlendirebiliriz.”
Sosyal hizmet alanını kamu tekelinin dışına
yerleştirmenin Türkiye’nin açmazlarından biri olduğunu dile getiren Dr. Mehmet
Aysoy, sorunu şöyle anlatıyor:
“Ülke olarak, sosyal hizmeti çok insani veremiyoruz.
Gönüllülük ve memurluk aynı eksende kesişmiyor. Memuriyetin ve gönüllülüğün
kesiştirilmesi için, o gönüllülüğün sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor.
Türkiye’de engelli hizmetlerini gönüllülerin devralmasını, hizmetlerin sivil
toplum örgütleri tarafından yürütülmesini istiyoruz. Bu nedenle bakım
yönetmeliklerinde gönüllü kuruluşlara öncelik tanıdık. Onlar zaten bu işi
yapıyor. Biz onlardan hizmet satın alalım. Dünyada da bu iş böyle
işliyor.”
Engellilere gönüllü hizmet veren sivil toplum
kuruluşlarında son dönemde hızlı bir gelişme olduğunu belirten Dr. Aysoy, “Artık
bakım hizmeti verecek elemanların sertifikalarını sivil toplum kuruluşları
veriyor. Bu önemli bir gelişme” diyor.
“Rampa, görme engelliye
engel”
Ulaşılabilirliğin mekânsal anlamından öte, kültürel ve
sosyal bir anlamı bulunduğunu ifade eden Dr. Mehmet Aysoy, ilk göze çarpan
tekerlekli sandalyeler olduğu için, tekerlekli sandalyelere ulaşılabilirlik
sağlayan önlemler alındığını söylüyor. Aysoy, bu çalışmaları şöyle eleştiriyor:
“Olur olmaz her yere rampa koyuyorlar. O rampaların görme engelliler için birer
engel olduğunun farkında bile değiller. Her engel türüne uygun mekânsal
ulaşılabilirlik projelerini ortaya koymamız gerekiyor.”
Engelli dostu mekânlar konusunda çalışmalar yapılmaya
başladığını ifade eden Dr. Aysoy, İstanbul ve Ankara’da pilot uygulamaların
yürütüldüğünü dile getiriyor. Bu konuda mimari açısından örnek alınması gereken
Japonya’nın Takayama kentini şöyle anlatıyor Dr. Aysoy: “Japonya’nın engelli
dostu kenti Takayama’yla ilgili bir rapor hazırladık. O şehirde, hem yaşlılar
hem bebek arabaları hem engelliler aynı mekânda bulunabiliyor. Rampa yapmak
gerekmiyor.”
Engelleri toplum
yaratıyor
Engelliliğin toplumsal bir durum olduğunu dile getiren
Dr. Aysoy, “Bir engellinin, engelli hale gelmesinin nedeni toplumsal
duyarsızlık. Engelli olmaları dışarı çıkmalarına engel değil. Engellilerin
engellerini toplum yaratıyor. Engellileri düşünmeden merdiven koyuyoruz, gerekli
yerlere rampa koymuyoruz. Onun hareket alanını biz daraltıyoruz” diyor. Dr.
Aysoy, “Engeller kaldırılsın” sloganını da kendilerine yönelik bir mesaj olarak
kabul ettiğini söylüyor.
Özürlüler Kanunu’nun tanıtımı için kullanılan, “Hayatı
paylaşmak için engel yok” sloganından yola çıkılarak bir logo hazırlandı.
Tanıtım boyunca afişlerde kullanılan sloganın logo haline getirilme nedenini Dr.
Aysoy şöyle ifade ediyor: “Bu slogandan yola çıkarak hazırlanan logo, bir dönem
sonra engelli dostu mekânlara verilecek. Bir mekânın kapısında bu logonun
bulunması engelli için, bu mekânda herhangi bir engelle karşılaşmadan rahatça
dolaşabileceği anlamını taşıyacak. Aynı zamanda bu logo, mekânları engelli dostu
mimariye teşvik edecek. Ulaşılamaz mekânlar da bu logoyu almak için çaba
gösterecek.”
Türkiye’de Özürlüler Kanunu’nun altyapı çalışmalarının
beş yıl içinde tamamlanacağını ifade eden Dr. Aysoy, “Bize kalsa süreyi iki yıl
yapacaktık ama doğudaki yoksulluğun çalışmalarımızı etkileyeceğini düşündüğümüz
için beş yıla uzattık” diyor.
“İstihdam politikası
değişecek”
Engelli istihdamında yanlış politika izlendiğini dile
getiren Dr. Aysoy, var olan istihdam politikasına yönelik eleştirisini şöyle
dile getiriyor:
“İstihdam politikasını temelden değiştireceğiz.
Türkiye’de ceza sistemine dayalı bir engelli istihdam politikası var. 50 kişiden
fazla işçi çalıştıran işyerleri yüzde üç oranında engelli istihdam etmek
zorunda. Bu kotaya uymayan işyerleri ceza ödüyor. İstihdam sağlanıyor ama
engelliye mesleki rehabilitasyon verilmediği için kalıcı çözüm olmuyor. Engelli
de verimli çalışamıyor.” Sorunu ‘korumalı işyerleri’ ve ‘mesleki rehabilitasyon’
ile çözmeyi hedeflediklerini söyleyen Dr. Aysoy, “Türkiye’de yerel yönetimler
kendi bölgelerindeki engellilere mesleki rehabilitasyon hizmeti verecek.
Yönetmelik yayımlandıktan sonra, Türkiye’de mesleki rehabilitasyon hizmeti veren
özel sektör kuruluşları da oluşacak” diyor.
Hür Parti Genel Başkanı ve eski bakan Yaşar
Okuyan
“Siyasi mevta
olmadan tekerlekli sandalyeye
oturdum”
Yaşar Okuyan, ‘Engeller Kaldırılsın’ kampanyasına destek
vermek için tekerlekli sandalyeye oturarak fotoğraf vermek istediğini
söyleyince, genel başkanlığını yaptığı Hür Parti Genel Merkezi’nde ziyaret
ettik. Söyleşiyi Okuyan’ın makamının bulunduğu katta, fotoğraf çekimini ise
giriş katında yaptık, çünkü parti merkezi binasında merdivenler tekerlekli
sandalyeyi çıkaramayacağımız kadar dardı. Binanın girişinde, eski siyasi
liderlerin fotoğraflarının olduğu duvarın önüne geldiğimizde Okuyan; Bülent
Ecevit, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Necmettin Erbakan
fotoğraflarını işaret ederek, “Siyasi mevtaların fotoğrafları önünde, siyasi
mevta olmadan önce tekerlekli sandalyeyle fotoğraf çektiriyorum” diyerek
tekerlekli sandalyeye yöneldi.
Tekerlekli sandalyeyi görünce “Oturabilir miyim acaba?”
diye tereddüt eden Yaşar Okuyan, fazla kiloları nedeniyle sandalyeye oturmakta
zorlandı ama sonuçta tekerlekli sandalyeli fotoğraf çekildi. Fotoğraf çekilirken
Okuyan bir yandan da tekerlekli sandalyede poz vermekten kaçınan siyasileri
eleştiriyordu: “Siyasi geleceğini düşünerek tekerlekli sandalyeye oturmayanlar,
gelecekte siyasi engelli olmaya mahkûmdur.” Çekim yapılıp Yaşar Okuyan
sandalyeden kalktıktan sonra, sandalyeyi taşınabilir hale getirmekte zorlandık;
çünkü sandalyenin oturulan kısmı Yaşar Okuyan’ın ağırlığıyla eğilmişti.
Tekerlekli sandalyeyi eski haline getirdikten sonra, büroya dönerken aklımızda
bir soru vardı: “Fazla kiloları nedeniyle tekerlekli sandalye ve diğer yardımcı
araçları kullanmakta zorlanan engelliler ne yapıyor?”
....
Haber: Aysun DOĞAN
Fotoğraf: Fotoğraf: Bülent ERCAN
|