|
|
Raffi Portakal
|
|
|
Onu tanımayan yok gibi. Dededen, babadan müzayedeci ve
adından sıkça söz edilen bir kişi Raffi Portakal. Tabii biz herkesin bildiği
mevzulardan çalmadık kapısını. Merakımızı çeken 19 Şubat’ta yapılan 2006 Kış
Müzayedesi ve orada satışa çıkarılan aile koleksiyonlarıydı. Binbir emekle
biriktirilen aile koleksiyonları ne oluyordu da dağılıyordu? Yeni nesil
‘biriktirmeye’ meraklı değil miydi? Türkiye’de, dünyaca ünlü sanatçıların
eserlerinden örnekler var mıydı? Ünlü müzayedeci, bize Türkiye’deki
koleksiyonerliğin gelişimi ve iyi koleksiyonları anlattı.
- Türkiye’de ortalama kaç koleksiyoner
aile var?
Koleksiyoner olmakla eser biriktirmek veya onlara sahip
olmak arasında çok ciddi farklar var. Ama dünyada da koleksiyoner sözcüğü zaman
zaman yanlış kullanılıyor. O kadar ki, galeri koleksiyonu sözcüğü Batı’da da
yaygın. Ama galeri demek, bir aktivitenin içinde yer alan bir pazarın kendisi
demek. O sürekli bir alışveriş içinde. Bir günde bozulabilir, bir günde
toplanabilir. Halbuki koleksiyonun bir bütün olma özelliği vardır. Benzer
eserlerin yahut bir dönemi yansıtan eserlerin veya birkaç dönemin mukayesesini
yapacak eserlerin yan yana gelmesi, belirli bir metodolojiyle yapılması
gerekmektedir. Yani evinize koyacağınız sanat eserlerinin ille bir koleksiyon
olması gerekmiyor.
- O zaman sorumu şöyle değiştireyim;
yaptığınız tanıma uyan koleksiyoner aile var mı
Türkiye’de?
Rahmetli Mesut Hakgüder gerçekten iyi ve bilinçli bir
koleksiyonerdi. Tespih koleksiyonu yaptığı zaman; ne demek olduğunu, 99
tespihlerinin imamelerinin nasıl olacağını bilirdi. Tespihleri cinslerine,
imamelerine, dönemlerine göre ayırabilirdi. Eksik bir parçasını bulduğu zaman da
onu koleksiyonuna katabilmek için çaba sarf ederdi. Küçük koleksiyonlar büyük
koleksiyonların doğmasına sebep olur. Onlar da belki bir zaman sonrasının
müzelerinin doğmasına sebep olabilir. Nitekim Batı’da bunun örnekleri vardır.
Mesela Metropolitan Müzesi onlarca ailenin çok önemli koleksiyonlarının bir
araya gelmesinden oluşmuştur. Tabii sonra bağışlarla ve alımlarla
genişletilmiştir.
- Türkiye’deki özel müzeler de sanırım
aile koleksiyonlarından yola çıkılarak
hazırlandılar...
Aile koleksiyonunun yanı sıra bağışlar da var. Sadberk
Hanım Müzesi’nde de, Sakıp Sabancı Müzesi’nde de, İstanbul Modern’de de bağışlar
var. Pera Müzesi’nde henüz bağış var mı bilmiyorum. Konumuzun dışında olmakla
beraber bir de Rahmi Koç Müzesi var ki, onu da gözden uzak tutmamak lazım. Rahmi
Koç Müzesi’nde de bağışlar var. İnsanlarda müze yapma fikri, elbette ki eserleri
sevmekten, onların kaybolup gitmesini istememekten olabilir. Ama biraz da
ölümsüzlük simgesi değil midir? Dünya var oldukça adının anılmasını kim
istemez?
- Koleksiyonerliğin Türkiye’deki
gelişimi nasıl?
1970’lerin başında, Türk resmine duyulan ilgi çok azdı.
Bana ve önerilerime güveniyorlardı ama “Biz bunları alsak nasıl değerlendiririz?
Bunu bizden sonra hiç kimse almaz” diyorlardı. Böyle düşünenler çok yanıldılar
ve bütün çekincelerine rağmen bu eserleri biriktirenler maddi-manevi çok
kazandılar. Hele hat sanatına karşı büyük ilgisizlik vardı. Ama Sakıp
Sabancı’nın bu konu üzerine eğildiğini, New York Metropolitan gibi çok önemli
sanat merkezlerinin koleksiyona kapılarını açtığını görünce, bizim burjuvalar da
“Bunda bir iş var” deyip hat sanatına sarıldılar. Ufak tesadüfler büyük sonuçlar
doğurabilir. Bunu Sakıp Bey yapmasaydı, belki başkası yapacaktı. Bence Sakıp
Sabancı meseleyi hızlandırdı.
- Koleksiyonerlerin özellikle ilgi
gösterdiği alan ne?
Şu sıralar tablo koleksiyonerliği çok revaçta.
Koleksiyonlerin şevkini kırmak için söylemiyorum ama toplanan eserlerin bir
koleksiyon sayılabilmesi için belli özelliklerin olması gerekir. Mesela kişi
“Ben Türk ressamların tablolarının koleksiyonu yapıyorum” diyebilir. Daha
spesifik hale getirmek için “Ben Türk ressamların D grubunun koleksiyonunu
yapıyorum” diyebilir. Kısaca daha da özelleştirilebilir. Bir eser topluluğuna
ancak o zaman koleksiyon diyebiliriz.
- 2006 Kış Müzayedesi’nde pek çok aile
koleksiyonu satışa çıkarılmıştı. Bin bir emekle toplanan aile koleksiyonlarının
parçalanma nedenleri ne?
Koleksiyon bir bütünlük demektir. Ama iyi koleksiyon var,
kötü koleksiyon var. İyi bir koleksiyonun parçalanmasında benim de yüreğim
parçalanır. İyi eserin iyi koleksiyonlara gitmesi de çok sevindirici bir şeydir.
Bir iyi eserlerin kamu ile paylaşılacak yerlere gitmesi çok önemli. Vefatlar,
ekonomik değişiklikler ve bıkkınlıklar koleksiyonların parçalanmasına neden
oluyor. Yani parçalanma konusundan üç temel unsur var. Ama en önemlisi bütün
dünyada olduğu gibi veraset meselesidir. Eğer bunlar iyi anlatılmamışsa, bir
vakfa verilmemiş veya koleksiyonun devamının sağlanacağı bir şey yapılmamışsa
maalesef vergilerden, çocuklar arasında paylaşmadan ötürü, koleksiyonlar
parçalanıyor.
- Yeni nesil burjuva sizce
koleksiyonculuğa devam edecek mi? Yani bu işin önemini biliyorlar
mı?
Ben Türkiye’den çok şeyde olduğu gibi burada da umutluyum.
Bence olacak. Önemli olan yalnızca dünü değil, bugünün sanatını da anlamalıyız.
Çünkü Türkiye’de dünden kalan çok az şey var. Hem az üretilmiş, hem de günümüze
çok azı kalabilmiş. Bugünü anlamalıyız. Çünkü bugünün Türkiye’sini de insanlar
yarın sorgulayacak. “Bu topraklarda neler üretildi?” diyecekler. Dolayısıyla biz
yarınlara daha iyi bir şeyler bırakabilmek için dünü iyi bilip, bugünü
yaşamalıyız.
- Son olarak size şunu sormak
istiyorum. Dünyada tanınmış pek çok ressamın eserleri özel koleksiyonlarda
bulunuyor. Bizde de böyle ünlü ressamların koleksiyonları var mı?
Tek tük var. Ama daha da çoğalacak çaresi yok. Bizde bir
tane Monet, bir Renoir, bir Bottero, bir iki tane de Vlaming
var.
- Picasso var
mı?
Benim bildiğim yok.
Raffi Portakal’ın gözünden
Türkiye’deki önemli koleksiyoner
aileler
Eskiler
Osman Hamdi Bey: Dedem Osman Hamdi Bey’in
müzayedesini yapmış. Onları eski koleksiyoner aileler arasında
sayabiliriz.
Salah Cimcoz: Arkeolojik eserler, tablo, hat,
tombak ve Beykoz koleksiyonları vardı.
Avukat Doğan Yurdakul: Maalesef bu koleksiyonlar
dağıldı. Saks Meissen porselen koleksiyonu ve tablo koleksiyonu
vardı.
Halide Edip Adıvar: Tombak koleksiyonu
yapardı.
Hamdullah Suphi Tanrıöver: Tablo koleksiyonları
yapardı.
Tevfik Remzi Kazancıgil: Edirne koleksiyonu, hat
koleksiyonu vardı.
İzzet Akosman: Büyük bir saat koleksiyonu vardı.
Selim Danon: Çok ünlü Meissen ve Viyana porselen
koleksiyonu vardı, maalesef dağıldı.
Mösyö Mayer: Mayer Mağazaları’nın sahip olduğu bir
Tophane koleksiyonu vardı.
Mesut Hakgüden: Son müzayede de çok önemli 40
eserini sattık. Çok önemli ve gerçekten çok güzel bir koleksiyondu. Bir fincan
koleksiyonu, muhteşem bir Tophane koleksiyonu, olağanüstü bir tespih koleksiyonu
ve gerçekten çok değerli makas koleksiyonu vardı.
Satvet Lütfi Tozan: Tombak, 19. yüzyıl Fransız
mobilyaları, Edirne ve Pontus koleksiyonları vardı.
Günümüz
Hasan Yeşilkaya: Ciddi bir hat ve hat
aletleri koleksiyonu yapıyor.
Erdoğan Demirören: Tombak, Kuran-ı Kerim, ferman,
Tophane, Bohem, gümüş, makas, hattat aletleri, kumaş koleksiyonları yapıyor.
Üstelik bunları çok ciddiye alıyor ve emek veriyor. Çok da özgün eserlere sahip
oldu.
Nesrin Esirgen: Son derece güzel bir tombak
koleksiyonu var.
İbrahim İpar: Genç koleksiyoncularımızdan İbrahim
İpar’ın 400’e yakın bilinçli satın aldığı tablo koleksiyonu
var.
Kemal Bilginsoy: Bence bir zevk
abidesidir. Güzel eseri gözünden tanıyan, ruhunu bilen, nadir rastlanan vahşi
bir zevke sahiptir. Bir koleksiyonerin yeri hiç bitmez, parası da bitmeyecektir.
Kötüsünü satar, yerine yenisini koyar. Tablo koleksiyonu
yapar.
Dikran Masis: Ermeni Tabloları ve saat koleksiyonu
var.
Güler Sabancı: Selçuklu Eserleri
Koleksiyonu
Asım Kibar: Ciddi bir tablo koleksiyonu
var.
İzzet Kehribar: Viyana porseleni, kâse ve
sahan koleksiyonu vardır.
Barbaros ve Sema Çağa: Çok önemli tablo
koleksiyonları vardır.
___________________________
Haber: Arzu ERDOĞAN
Fotoğraf: Ergun CANDEMİR
|