|
|
Tuğba
|
|
|
22 yıl önce sessiz bir
dünyaya ‘merhaba’ demiş işitme engelli Tuğba. Duymamızı sağlayan kulağımızın
içindeki o küçücük salyangoz, onun kulağında doğuştan yok. Bugüne kadar en iyi
doktorlara görünmüş olmasına rağmen aldığı cevap hep aynı olmuş: “Tuğba’nın
duyması mümkün değil.” Ancak bu yanıt, onun pek de umurunda değil. Çünkü o, özellikle eğitim sayesinde hayatın içinde yer almayı başarmış
■ ■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
Soğuk
bir kış günü ziyaret ediyoruz Tuğba’yı. Dışarıda kar atıştırırken annesi Nesrin
Halıcılar’ın sıcak çayıyla ısınıyor içimiz. Nesrin Hanım, kızı Tuğba’yı hayata
kazandırmak için verdiği mücadeleyi anlatırken, bir yandan da Tuğba’ya
sorularımızı tercüme ediyor. Çünkü aramızda bir tek o anlıyor Tuğba’nın
dilinden...
Tuğba’nın işitme engelli olduğunu altı aylıkken dedesi
anlamış. Alkışlarına, yaptığı oyuncuklara, hatta çok yüksek seslere bile tepki
vermiyormuş Tuğba. Vakit kaybetmeden kızlarını doktora götürmüşler ve gerçekten
de duymadığı anlaşılmış.
Bu haber karşısında ailece yıkıldıklarını söyleyen Nesrin
Hanım, çaresizlikten gece gündüz ağladığını, kara kara çocuğuyla nasıl
anlaşacağını düşündüğünü anlatıyor. Bu umutsuzluğunu ise, bir ayağını genç yaşta
trafik kazasında kaybeden ancak hayatı boyunca karşısına çıkan tüm engellerin
üstesinden gelmeyi başaran babası Necati Erfidan’ın “Daha beter de olabilirdi.
Sen böyle bir çocuğun olduğuna yine de şükret” şeklindeki sözleriyle aştığını
söylüyor şu an Tuğba’yı yaşama kazandırmanın sevincini yaşayan Nesrin Hanım.
İlk başlarda birbirlerini anlamakta güçlük çektiklerini
anlatan Nesrin Hanım, eşi Yılmaz’la birlikte, bu zorlukları da okullarda,
hastanelerde verilen aile eğitimleri sayesinde aştıklarını belirtiyor. Bütün bu
mücadele sonucu Tuğba şu an kendi ayakları üzerinde duruyor, kimseye de muhtaç
değil. Beş yaşından itibaren işitme engelliler okullarında eğitim görmüş olan
Tuğba, ayrıca ailesinin desteğiyle halk eğitimlerine ve stilistlik gibi çeşitli
kurslara da gitti. Kumaş Boyama Bölümü’nden mezun olan Tuğba, çok güzel çizimler
yapıyor. Ancak iş hayatı konusunda çok şanslı sayılmaz. Çünkü engelli olduğu
için hangi işe girerse girsin sömürülmüş, maaşı ödenmemiş, ya da eksik
ödenmiş...
Okuldaki eğitimi sayesinde
“anne” dedi
Türkiye’de yaşayan 8 milyon engelliden biri Tuğba.
Hayatından memnun, ancak onun da bazı sıkıntıları var. Annesi Nesrin Hanım
kızının yaşadıklarını şöyle özetliyor: “Benim çalıştığım tekstil şirketinde
Tuğba’nın da işe girmesini sağladım. Güpür kesme bölümünde çalıştı. Ancak
genelde hep parasını kestiler. Örneğin makine bozuldu, iğne kırıldı deyip
maaşından kestiler bu masrafları. Onu gece saat 10’lara kadar çalıştırıyorlardı.
Çocuk derdini anlatamadığı için hep sömürüldü. Oysa çizimleri, yaptığı el işleri
çok güzel. Şu an iş arıyor zaten”.
Eğitimin engelli çocuklar için çok önemli olduğun
söyleyen Nesrin Hanım, “Kızımı işitme engelliler okuluna göndermesiydim o şu an
bir hiçti. Onu bu sayede topluma kazandırdım. Kendi ayakları üzerinde
durabiliyor. İçimde ‘Benden sonra ne olacak?’ kaygısı da yok artık. Eğitim
sadece parayla olmuyor, devlet okulları da var” diyor.
Bir zamanlar kızına ve kendisine acıyarak yaklaşan
insanlar, şu an umrunda bile değil artık genç annenin. Çünkü onlar acınacak
halde değiller. O, kızları Tuğba ve Tuğba’dan iki yaş büyük ablası Müge ile
gurur duyuyor. Her ne kadar Tuğba’nın ağzından ‘anne’ kelimesini 10 yıl geç
duymuş olsa da, halinden memnun Nesrin Hanım. Çünkü kızı, işitme engelliler
okullarına gitmeseydi, bizim çok doğal olarak telaffuz ettiğimiz ‘anne’
kelimesini belki de hiç öğrenemeyecekti.
Tuğba, şu an iş aramakla meşgul. Ancak onun başka bir
telaşı daha var. Bize evlilik telaşı içerisinde olduğunu ve çok kabarık, süslü
bir gelinliğin hayalini kurduğunu anlatıyor elleriyle. Tıpkı masallardaki Pamuk
Prenses’in gelinliği gibi olmalı onunki de. Okulda tanıştığı, kendisi gibi
işitme engelli olan “beyaz atlı prensi” ise İstanbul Teknik Üniversitesi’nden
mezun bir mühendis. Adı ise henüz Tuğba da saklı...
___________________________
Haber: Bade GÜRLEYEN
Fotoğraf: Serkan ŞENTÜRK
|