|
|
Ahmet Ümit
|
|
|
Lise kapısı
cinayetleri, töre katliamları, etnik şiddet... Türkiye’de kırmızı tonu giderek
ağırlaşan iç karartıcı bir tablo var. Şiddet nereden gelirse gelsin barbarlığın
sonucu. İnsan, dehasını daha makul şeylere harcamak yerine, kendi türünü yok
etmeyle ilgileniyor. Bu, yeni bir şey değil. Tarihle ucundan ilgisi olan herkes,
şiddetin insanla paralel bir yürüyüşte olduğunu görüyor.
Tespitleri
biraz nadasa bırakalım. 10 yıl önce ilk kez yine bir romanı için televizyonda
bir araya geldiğimiz polisiye edebiyatımızın dâhi çocuğu Ahmet Ümit’le, son
romanı ‘Kavim’i konuştuk bu hafta. Zaman ikimizden elbette çok şey almış ama bir
dolusunu da eklemişti. Ahmet Ümit’i tanımlarken, onun kadim bir okuru olarak
taraflı davranabilirim. Edebiyatını fazlasıyla sevdiğimi söyleyerek özetleyeyim
durumumu. Ancak yıllar içinde edebiyatta, üstelik polisiye gibi çerçevesi
çizilmiş bir edebi alanda açtığı şaşırtıcı hatlar, ondaki kâşif yönünü de
hissedip sevmeye zorladı beni. O yüzden Ümit’i, sadece bir yazar olarak
tanımlamak haksızlık olur.
Tarihle günün
arasında soluksuz gezinen bir meraklı o. Ve bu merakı sürdükçe, “kendi hikâyemiz
hakkında” ürpertici de olsa birçok gerçeği daha masaya süreceğinden eminim.
‘Kavim’de ilk Hıristiyanlar ve Arap Alevileri gibi bizde az bilinen figürleri
işleyen Ahmet Ümit, kabalık ve incelik arasında sıkışıp kalan cinnet halimizi
çarpıyor yüzümüze. Demin bahsettiğim barbarlığın nedenlerini köklerimize inerek
sorguluyor. Bunu yaparken kullandığı dilin yalınlığı şaşırtıyor insanı. “Dehayla
delilik ne de yakın iki dost” diye düşünüyorum; hukukun ve adaletin hakkıyla
işlemediği bir düzenekte, ne çabuk da birbirine geçebiliyorlar?
“Lise kapısı
cinayetleri, vadiler, töreler ve benzeri vahşetin gölgesinde, insan yaşadığı
güne lanet okumak yerine, kendini buraya getiren tarihi okumalı” diyerek sözü
Ahmet Ümit’e bırakıyorum. Yaşam alfabesinden B, A, R, I, Ş gibi harflerin hiç
eksilmemesini temenni ederek tabii. İyi haftalar...
....
Haber: Mesut YAR
Fotoğraf: Serkan ŞENTÜRK
|