|
Beş yaşında buğday makinesine kaptırmış iki kolunu da Ayşe.
Kollarını kaybettikten sonra hayata küsmüş, yaşamak istememiş. Ancak bir yıl
önce hayata bağlandığını söylüyor. Resim yaparak hayata bağlanmış. Tabloları
birbirinden güzel. Açtığı ilk sergide 25 tablosunun 11’i satılmış bile. Bütün bu
güzel resimleri nasıl mı yapıyor? Tabii ki
ayaklarıyla...
Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla dergi
grubumuzun düzenlediği kadın festivalinde tanıştık engelli ressam Ayşe’yle. O da
festivale katılmış, yaptığı birbirinden güzel tabloları sergiliyordu. Festivalde
Ayşe’ye ve tablolarına ilgi büyüktü. Ancak bir grup vatandaş, tabloları onun
yaptığına nedense inanmak istememiş, bu nedenle de tablolarda satış, Ayşe’nin
istediği gibi olmamıştı. Biz de kalkıp Ayşe’yi İstanbul Şirinevler’deki küçük
evinde ziyaret ettik. Resim yaparken onun fotoğraflarını çekmek, bu eserlerin
gerçekten ona ait olduğunu herkese göstermek istedik. Ayşe, “Bir senedir resim
yapıyorum. Resim yaparak hayata bağlandım. Çünkü resim yaparken bütün
üzüntülerimi, sıkıntılarımı unutuyorum. Çocukluğumdan beri meraklıyım resme.
Artık eğitimini alarak resim yapıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve
Meslek Eğitimi Kursları’nda resim eğitimi alıyorum” diyor. Ayşe Işık 20 yaşında.
Özellikle doğayı resmetmeyi seviyor. Denize, ağaçlara, yeşilliklere, çiçeklere,
dağlara, köy evlerine özlem duyduğu görülüyor rengârenk resimlerinde. Bir yandan
ayaklarıyla bizim için resmettiği pembe çiçeği seyrediyor, bir yandan da
sohbetimizi sürdürüyoruz. Tuvalin üzerinde fırçayı adeta dans ettiriyor
Ayşe...
“Kendimi resimlerimle ifade
ediyorum”
Ayşe, ailesiyle birlikte dört yıl önce gelmiş İstanbul’a.
Adıyaman’da doğup büyümüş. Beş kardeşi var, en küçüğü 12 yaşında. Babası Ahmet,
bir fabrikada çalışarak ailesini geçindirmeye çalışıyor. Ayşe, beş yaşında
buğday makinesine kollarını kaptırdıktan sonra okula gitmek, insan içine çıkmak,
hatta yaşamak bile istememiş. Ama ailesi, özellikle de annesi Zeynep Hanım buna
izin vermemiş. Hatta ona bir gün yemek bile yedirmemiş ki, kendi kendine yemek
yemeyi öğrensin. Kızına kendi ayakları üzerinde durabilmeyi öğrettiğini söyleyen
Zeynep Hanım, şöyle konuşuyor: “Kızım kaza geçirdikten sonra aslında sadece 6-7
ay ona baktım. Bir gün bir yere gitmiştim ve Ayşe bütün gün aç kalmış, kimsenin
ona yemek yedirmesini istememiş. O gün ‘İleride ben hayatta olmadığım zaman ne
yapacak?’ sorusu takıldı aklıma. O günden sonra önüne yemeği koydum ve kendi
kendine yemesini söyledim. Ayşe de zaten azimli bir kız. Her işini kendi yapmayı
öğrendi. Her yere tek başına gidip gelebiliyor”. Ayşe gerçekten de bütün
işlerini ayaklarıyla tek başına görebiliyor. “İyi ki ayaklarımı değil de
kollarımı kaybetmişim. En azından yürüyebiliyorum. Öbür türlü yerlerde dolaşmak
zorunda kalacaktım. Benden daha kötü durumda olan engelliler de var” diyor Ayşe
hâline şükrettiğini de sözlerine ekleyerek.
Ayşe şu an açık öğretimde Lise 1’i okuyor. Yedi yaşında
ilkokula başlamış. Beşinci sınıftan sonra okulu terk etmiş, çünkü insanların ona
acıyarak yaklaşmasından sıkılmış. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor Ayşe: “Okumak
istemiyordum. Sonra köyümüze ilk defa bir rehber öğretmen geldi. Benimle bu
konuyu çok konuştu. Onun ve ailemin desteği sayesinde tekrar okumaya karar
verdim. Şimdi üniversiteye kadar okuyacağım. Bilgisayar öğretmeni olmak
istiyorum.”
Biraz kendi hayatını anlattıktan sonra yine resimlerinden
söz etmeye başlıyor Ayşe. Kendini resimleriyle ifade etmeye çalıştığını
söylüyor, ayağıyla tuttuğu fırçayı kırmızı boyaya bandırırken. İki yıl önce
ayaklarıyla resim yapan bir arkadaşının sergisine gittikten sonra “Ben de
yapabilirim” diyerek profesyonel olarak resim yapmaya başladığını anlatan Ayşe,
Bahçelievler Belediyesi’nin desteğiyle sergi de açtığını sözlerine ekliyor: “İlk
sergimi Yayla Piramit Düğün Salonu’nda açtım. 22 resmim vardı. 11’i orada
satıldı. Şu an da toplam 25 resmim var. 30 Mart tarihinde Florya Selim Pars
Koleji’nde bir sergim daha olacak. 10 Mayıs’ta ise Taksim’de sergi açmayı
planlıyorum, ama henüz mekan belli değil. Resim yapmam konusunda beni özellikle
Bahçelievler Belediye Başkanı destekledi. Onun sayesinde resimlerimin devamı
geldi zaten.”
Ayşe’nin resimlerinin fiyatı 40 YTL’den başlıyor. En
pahalı resmi ise kendi ayak izlerini gösteren resim. Ayaklarının, kuşlar
arasında görüldüğü bu resimde kendini anlattığını söyleyen Ayşe, “Kuşlar,
özgürlüğü simgeliyor. Ayaklarımla özgürlüğüme kavuştuğumu, ailemin de desteğini
ifade ediyorum bu resimle. En sevdiğim resim bu. Bu resim satılırsa çok
üzüleceğim” diyor. Annesinin ellerini ise papatyalar içinde resmetmiş. Çünkü
annesinin elleri onun için “çiçek” demek. Annesinin “çiçek” gibi elleri
sayesinde bugünlere geldiğini ifade ediyor Ayşe mutlu bir yüz
ifadesiyle.
5 saatte bir tablo
bitiriyor
Adeta bir jet hızıyla resim yapıyor Ayşe. Haftada üç gün
resim yaptığını söyleyen yetenekli ressam, beş saatte bir tablo bitirdiğini de
sözlerine ekliyor. Yani bu, haftada 3 tablo bitirdiği anlamına geliyor. Doğayı
çok seviyor. Bu nedenle de resimlerinin ana unsuru doğa. Genellikle evde, yerde
oturarak resim yapıyor. Resim yaparken akrilik boya kullanıyor. Resim dışında
bilgisayar kullanmayı da çok seviyor. Bu nedenle de zaten hedefi, üniversiteyi
bitirip bilgisayar öğretmeni olmak. Birilerine bir şey öğretmek, yardım etmek,
birilerine bir yararının dokunduğunu hissetmek çok mutlu ediyor Ayşe’yi. İşte bu
nedenle öğretmen olmak istediğini söylüyor.
Protez kullanmanın bir yararı olup olamayacağını
soruyoruz kendisine. “Birkaç kez protez takıldı kollarıma ama kullanamadım.
Protezler hem çok ağır, hem de alerji yaptı. Ama ayaklarımı el gibi kullanıyorum
zaten. Ele, kola ihtiyacım yok benim” diye yanıtlıyor sorumuzu gülerek.
Resim konusunda çok iddialı Ayşe. Bu konuda da ömrünün
sonuna kadar ilerlemek, çeşit çeşit sergiler açmak, çok daha başarılı olmak
istiyor. Diğer engelli insanlara da hayatla barışmalarını, her şeye rağmen
hayatın içinde yer almalarını, sıkıntılarla mücadele etmelerini öneriyor.
İnsanların ona acıyarak yaklaşmasından ise son derece rahatsız. Çünkü o,
acınacak halde değil...
___________________________
Haber: Bade GÜRLEYEN
(958 – 13 Nisan 2006)
|