Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
AMERİKALI 'BUDDY'

Ergenekon davasının kilit ismi, haham Tuncay Güney, ne tanık ne de sanık olarak iddianamede yer aldı. Güney, Ergenekon'a dair ilk bilgileri, dönemin Akşam Gazetesi Yayın Yönetmeni Behiç Kılıç'a götürdüğünü iddia etti. Kılıç, Güney'i yalanladı. Ve Güney hakkında yeni ipuçları verdi: ''Tuncay, tek kelime ingilizce bilmiyordu. Ama Eric Edelmandan önceki bir Amerikan büyükelçisini gazeteye getirmişti. Çok samimiydiler''

Behiç Kılıç
Behiç Kılıç

Ergenekon’un ‘başlangıçta her şey önce bir toz ve gaz bulutuydu’ kısmına gerçekten ulaşabilmenin derdindeyiz. Pür dikkat 2 bin 455 sayfalık Ergenekon İddianamesi’ni tararken ne görelim: Ergenekon’un kilit isimlerinden Tuncay Güney ne tanık ne de sanık.

Oysa Ergenekon davasının savcısı Zekeriya Öz’ün soruşturmada temel aldığı dört belgeden birincisi,‘Ergenekon'un Yeniden Yapılanması’, Tuncay Güney sayesinde hayatımıza girdi.

 

Eski ‘gazeteci’ yeni haham Tuncay Güney de kısa süre önce katıldığı televizyon programında, kendi açısından ‘olup biteni’ anlattı. Ergenekon’a dair edindiği ilk bilgileri, o dönem Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Behiç Kılıç’a götürdüğünü ancak Kılıç’ın bu belgeleri yayımlamadığını söyledi.

 

Halen Tercüman gazetesinde köşe yazarlığı yapan Behiç Kılıç, “Sadece Hilmi Özkök’ü dışlamak istemekle başlamamış ki iş. Onun ötesinde bir 28 Şubat var. Onun içinde bir Kıvrıkoğlu suikastı var” diyor. Ve kendince yorumluyor:  “Kıvrıkoğlu ölseydi, komuta kademesi hiç pürüz çıkmadan bazı ellere geçecekti. Ve bugün konuşulan meseleler halledilmiş olacaktı.”

 

Tuncay Güney ile nasıl tanıştınız?

Tuncay Güney’i ilk kez 1994’te gördüm. Tercüman gazetesi tasfiye oluyordu. Gazetede idarecilik yapan bir tanıdığıma ziyarete gitmiştim. Tesadüfen Güney de oradaydı. Irak’ın kuzeyinde ve bizim topraklarımızda, uyuşturucu ve silah kaçakçılığının, terörün tavan yaptığı günlerdi. Bu çocuğun bölgeden iyi bilgiler aktardığını öğrendim.

 

Sonra da işe mi aldınız?

Hayır. Yaklaşık bir yıl sonra, 1995-1996 arasında vekaleten Akşam Gazetesi Yayın Yönetmenliği’ni yaptığım sırada aklıma geldi. Çağırdım.

 

Güney’in o dönem Akşam Gazetesi’ndeki konumu nedir?

Muhbir, haber getiren kişi. Vurguluyorum; muhabir değil, muhbir. O dönemde JİTEM’in yoğun olarak kullandığı, yani güvenlik birimlerinin böyle elemanları vardı. Bunlar haber kuryesi, ajan, muhbir gibi çalıştırılan kişiler. Sipariş ettiğimiz bilgileri zaman zaman onun imzasıyla yayımladık.

 

Yani böyle bir kişiyi işe mi aldınız?

Tuncay Güney hiçbir zaman Akşam’da çalışmadı. Kadrolu değildi. Sadece ihtiyaç duyduğumuz zaman bilgi talep ettiğimiz biriydi. Ayrıca bu şekilde çalıştığımız tek adam da o değildi. Afişe olmamış başka tanıdıklarımız da vardı.

 

Peki, Güney nasıl bir muhbirdi?

Zaman zaman beklediğimizin üstünde bilgiler getiriyordu. Fakat bilgilerde bazen dezenformasyon oluyordu. Bunda da şaşılacak bir şey yok. Zaten böyle bir işbirliği içindeyseniz, karşı tarafın da ‘kazanma’ beklentisi vardır. Gelen bir bilgi bir süzgeçten geçirilip yayımlanır. Tuncay da bu işlere çok meraklıydı. Veli Küçük’e ya da üst boyuttaki hâkim yerlere çok rahat ulaşabilen bir çocuktu.  Bunun ötesinde, başka bir şey anlatayım, onun kimliği hakkında ipucu verir. O dönemde Refah Partisi’nin Hatay milletvekili bir önerge vermişti.

 

Ne hakkında?

Amerikalıların İskenderun üzerinden Irak’ın kuzeyine silah sevkıyatı yaptığına dair. Gazete olarak konunun üzerine gittik. Bir köşe yazarımız ve muhabirimiz sadece bu haberle ilgilendi. Haber büyüdü. Sevkıyatın organizatörü olarak Amerika’nın Adana’daki konsolosu Elizabeth Shalgen diye bir kadının adı geçti. Bu kadının mevcudiyeti ile ilgili bilgilere, faaliyet alanına ulaşabilmek için Tuncay’dan bilgi istedik. Tuncay’dan daha önce terörle ilgili konularda bilgi istiyorduk. Bu farklı bir alandı. Fakat Tuncay, bu kadın hakkında kapsamlı bir çalışma getirdi. Çalışmanın yalanlanması mümkün olmayan ana bilgilerini cımbızlayıp yayımladık. İstanbul’daki Amerikan Konsolosluğu, basın ataşesi vasıtasıyla, “Böyle giderseniz sizinle ilişkimiz bozulur” şeklinde bir ültimatom verdi bize. Biz de sert tepki gösterdik. O tepkiden sonra Tuncay, o ültimatomda imzası bulunan önemli bir diplomatı ve basın ataşesini aldı, gazeteye getirdi. Çok şaşırdık bu ilişkiye.

 

Kim bu diplomat?

Edelman’dan (Eric Edelman) önceki büyükelçi (Robert Pearson).

 

Adı nedir?

Şu anda adını hatırlayamıyorum. Daha sonra büyükelçi oldu. İkinci Körfez harekâtı başladığında burada büyükelçiydi. İşin bizi şaşırtan yanı şu: Biz Tuncay’ı ‘ayrıcalıklı bir muhbir’ niteliğinde görüyoruz. Ama almış diplomatları gazeteye geldi! Daha sonra büyükelçi olan o diplomat, bizimle olması gerektiği kadar mesafeli, ama onunla son derece yakın. Ve Tuncay tek kelime İngilizce bilmiyor.

 

Sormadınız mı “Ne iş!” diye?

İlişkilerden tanıyorum dedi.

 

Hangi ilişkiler?

Veli Küçük, vs.

 

Nasıl vesaire?

Bakın Veli Küçük kim? O dönem bölgede Amerikalılarla ortak çalışan biri.

 

Peki, o dönemde adı sanı duyulmamış Tuncay Güney’in Veli Küçük ve ABD’li diplomatlarla söylediğiniz gibi içli dışlı olmasını neye bağlıyorsunuz?

Bir şeye bağlamak gibi bir gayretimiz olmadı. Altın yumurtlayan bir kazı ya da tavuğu niye keselim? Öyle bir derdimiz yok. Söylediğim gibi, bu şekilde çalıştığımız tek adam da o değildi.

 

Tuncay Güney, Ergenekon’la ilgili belgeleri size getirdiğini ama sizin yayımlamadığınızı iddia etti. Buna ne diyorsunuz?

Önce şuna açıklık getireyim. Tuncay’ın biz talep etmeden, “Elimde bu var, yayımlayın” diye bize gelmesi mümkün değildi. Öyle bir haddi, vasfı yok. Aramızdaki ilişki bizim talebimize dayanıyordu. İkincisi, zaten kendisini kontrol eden, yönlendiren güçler belli. Sizce Veli Küçük, Tuncay’a böyle bir dokümanı bize ulaştırması için verir mi?

 

ÇEVİK HAREKETLER

 

Siz Hurşit Tolon’u yakından tanıyorsunuz. Veli Küçük ile Tolon’u aynı kareye koyar mısınız?

Hurşit Tolon ile Veli Küçük’ü aynı faaliyet alanına oturtamazsınız. Hurşit Paşa’yı Ergenekon’un hiçbir yerinde düşünemem. Darbecilikle suçlanan Hurşit Paşa’nın Doğan Güreş’in Süleyman Demirel’e ültimatom vermesini önlediğini biliyorum ben.

 

Ne zaman?

Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Doğan Güreş Genelkurmay Başkanı, Hurşit Tolon da Genelkurmay Genel Sekreteri. İran’daki PKK yuvalarını vurmak için havalanan Türk jetlerini, Demirel ‘diplomatik sıkıntı olur’ diyerek geri döndürdü. Doğan Güreş, “Terörle mücadelemize engel oluyorsun” şeklinde sert bir ültimatom yazacaktı. Tolon Paşa, asker olmanın ötesinde çok iyi bir diplomat olduğu için, bir nevi muhtırayı durdurdu o zaman. Evet, Hurşit Paşa bu iktidara muhalefetti. Ama daha ötesi beni çok şaşırttı. Eğer bu işin gerçekten açığa çıkmasını isteyen birileri varsa, daha eskilere baksınlar. Daha eski generalleri kovalasınlar. Sadece 2001’de Hilmi Özkök’ü dışlamak istemekle başlamamış ki iş. Onun ötesinde bir 28 Şubat var. Onun içinde bir Kıvrıkoğlu suikastı var. (Editörün notu: 1997’de TSK’nın Kıbrıs’taki Toros-2/97 adlı tatbikatında bir kaza yaşandı. Özel kuvvetlerden seken kurşun, komutan çadırında tatbikatı izleyen Albay Vural Berkay’a isabet etti. Albay Berkay’ın hemen önünde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu oturuyordu. Kıvrıkoğlu, kurtuldu. Ergenekon iddianamesinde ifade veren tanık Zihni Çakır’ın eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı’yken yaşadığı bu olaya da yer verildi.)

 

Kıvrıkoğlu suikastı ile Ergenekon’un ne ilgisi olabilir sizce?

Kıvrıkoğlu tesadüfen kurtuldu. Kıvrıkoğlu orada ölseydi, komuta kademesi hiç pürüz çıkmadan bazı ellere geçecekti. Ve bugün konuşulan bir sürü mesele halledilmiş olacaktı. Genelkurmay, “Bu iş kaza kuruşunu, kurcalamayın” dedi.

 

Ya siz ne diyorsunuz?

Ben şu soruları soruyorum: Neden o tatbikat alışılmış teamüllere göre yapılmadı? Neden o tatbikata Cumhurbaşkanı katılmadı? Neden o tatbikata katılan bakan, o olaydan bir gün önce karın ağrısı tutup geri döndü? O kurşun albaya değil de Kıvrıkoğlu’na gelseydi kim Genelkurmay Başkanı olacaktı? Nasıl bir çevik hareketler oldu arada?

 

 28 ŞUBAT’IN GENERALLERİ SORGULANMALI!

 

Ergenekon’un 28 Şubat’ın öne çıkan komutanlarına uzanması gerektiğini mi söylüyorsunuz?

Aynen. 28 Şubat’ın generalleri sorgulanmalı, bugünkü iddialarla beraber Susurluk’un izi sürülmeli. Ama dört tane polis ve Sedat Bucak’tan Susurluk çıkaramazsınız. Abdullah Öcalan’ı bile doğru dürüst yargılamadılar. Bütün kara kucak ilişkileri, hepsi orada. Bunları ben biliyorum, onlar bilmiyor mu?

                                              __________________

Selin ONGUN

Fotoğraf: Haydar ERÇİN

 

(1078 – 31 Temmuz  2008)

07.08.08

...

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.