|
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik’in yatan hastalara tıbbi malzeme, ilaç, laboratuvar temininin hastanelerce
sağlanacağını açıklamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Yürürlüğe girmeden
iki kez ertelenen karar, nihayet 2008’de hayatımıza girdi! Ama hastaların
sıkıntısı daha da büyüdü. Çünkü karar, kâğıt üzerinde kaldı ya da bakanın
tebliği hastane yönetimlerine ulaşmadı!
Bakan Çelik, kararın gerekçesini
açıklarken, oldukça umut dağıtmıştı: “Hasta sahipleri hastalarıyla uğraşırken,
tıbbi malzeme teminiyle uğraşmayacak. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bugünden
itibaren muhatabı hastaneler olacak.” Ancak Ocak 2008 itibariyle hasta ve hasta
yakınlarının çilesi daha da arttı. Çünkü hastaneler, ilaç stoku yapmamış, bu
konuda gerekli tedbiri almamıştı.
“Parası olan
yaşasın”
Belki de sorunun en tipik örneği,
İstanbul’daki Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşandı. Çocuğu lösemi hastası
olan ve 10 yıldır tedavi gördürmeye çalışan Mustafa Genç, yaşadıklarını şöyle
anlattı: “Her servisin koridoruna tabelalar asıldı. Bu tabelalarda, o serviste
yatan hastaların isimleri yer alıyor. Hasta veya hasta yakını tabelaya gerekli
olan ilaç isimlerini yazıyor. Ben beş gün önce ilaçları tabelaya yazdım. Hâlâ
ses seda yok. İlaç hastane eczanesinin deposunda yokmuş. İhale açıp ilacı alıp
bana öyle teslim edeceklermiş. Benim çocuğumun bırakın beş gün, bir saat
beklemeye hali yok. Kısaca ilaç milaç yok. ‘Ölsün’ diyorlar. Dışarıdan ilacı
temin edip faturasını verme sistemi de yok. Ancak cebimizden alabiliyoruz. Bu,
yaşadığımız en rezil hal.”
Hasta yakını Mustafa Genç’in bu sözlerinin
ardından, Bakan Çelik’in açıklamalarına geri dönmekte fayda var: “Hastanelerin
gerekli tedbirleri almış olması gerekiyor. Bu konuda bir aksama söz konusu
olursa, yapılacak ödemenin, malzeme alımıyla ilgili harcamanın faturası bize
ulaştığında, kurum tarafından hemen ödenecektir”. Peki, yanlışlık nerede? Hiçbir
hazırlık yapmadan yasa çıkaran hükümette mi, yoksa altyapının hazır olup
olmadığını denetlemeyen Sağlık Bakanlığı’nda mı?
Yasa koyucuları bir kenara bırakıp,
yasanın getirdikleriyle yaşamak zorunda kalanlarla konuşmaya devam
ediyoruz.
İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih
Güngör’ün açıklamaları oldukça çarpıcı. Kararın, düşünmediğimiz boyutlarını
aydınlatıyor: “Uygulamanın ilk gününde, aylardır kaygısını
taşıdığımız sorunların büyük çoğuyla karşı karşıya kaldık.
Üniversite ve devlet hastanelerinin bir
kısmı hastalarına ilaç hizmetini ya hiç veremedi ya da eczanelerinde yeterli
ilaç olmaması ve personel eksikliği nedeniyle sağlıklı olarak veremedi. Kararın
sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için Türkiye genelinde kamu ve özel
hastanelerde yaklaşık dört bin eczacının istihdam edilmesi gerekiyordu. Yatan
hasta reçetelerindeki ilaç ve tıbbi sarf malzemelerinin ayrılması gerekiyordu.
Bunlar yapılmadı.
Sonuç olarak bu uygulama, her ne kadar
temelde kamusal bir amaç taşır gibi gösterilse de ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’
adı altında, ülkemizde sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin bir parçası
olmaktan öteye gidemedi. ‘Bundan sonra ne olacak?’ derseniz. ‘Belli rant
çevrelerine, hastane eczanelerinin işletmesinin verilmesini bekleyin’ derim.”
...
Devamı Tempo'da
Yasemin YURTMAN
(1050 – 17 Ocak 2008)
|