|
|
Ömer Aras
|
|
|
Yalnız ekonomi basınının değil, Türk medyasının tamamının yakından takip ettiği bir kuruluş TÜSİAD. Son dönemde, hem AKP hükümetine getirdiği eleştiriler ve laiklik konusundaki hassasiyetiyle hem de etrafında dönen farklı bazı tartışmalarla gündemin tam ortasına oturmuş vaziyette.
TÜSİAD, Türkiye'nin AB yolculuğunda da zengin birikimi ve övgüye değer çabasıyla en etkin kurumların başında geliyor kuşkusuz. Fransa ve Hollanda'daki pek de hayırlı olmayan 'Hayır'lı referandumların hemen ertesinde, AB ekonomisinin geleceği; gümrük birliğiyle AB'ye göbekten bağlı Türkiye'nin gelişmelerden nasıl etkileneceği ve Euro'nun akıbeti gibi konular doğal olarak zihnimizi fazlasıyla meşgul ediyor.
Konular hem TÜSİAD merkezli hem ekonomik beklentiler ağırlıklı olunca, bizim için doğru adres TÜSİAD Ekonomik ve Mali İşler Komisyonu Başkanı Ömer Aras oldu. Aynı zamanda Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Aras'la, zihin açıcı bir söyleşi gerçekleştirdik...
- Devlet Bakanı Babacan, üyelerinize hitaben, ''Ekonomide kırılganlıktan fazla bahsetmeyin'' dedi. Bu uyarıyı nasıl yorumluyorsunuz?
Biz Türkiye ve ekonomi konusunda doğru bildiğini söyleme prensibi üzerine hareket eden bir kurumuz. Üç yılda yakalanan performans, övünülecek bir performans. Ama mühim olan sürdürmek. Yapılması gerekenlerin en başında, sosyal güvenlik reformu geliyor. Hiç olmazsa bu açığın büyümesinin durdurulması şart. TÜSİAD olarak bu çalışmaları yakından takip ediyoruz. Enflasyon düşmüştür. Ama kalıcı bir fiyat istikrarı sağlanmış mıdır, bunu zaman gösterecek.
- AB, Türkiye'den ekonomik entegrasyon anlamında net olarak ne bekliyor?
AB çok basit olarak, Türkiye'de serbest piyasa ekonomisinin çalıştığını görmek istiyor. Bağımsız bir Merkez Bankası çok önemli. Türkiye bu konuda herkesi imrendirecek kadar çok mesafe kaydetti. BDDK gibi kurumlar da olumlu değerlendiriliyor. AB'nin bunlara ek olarak, özelleştirmenin hızlanması ve enerji fiyatlarının piyasada oluşması gibi birtakım beklentileri var.
- Yabancı sermayeyi istiyoruz, ama bazı çevreler, "Türkiye'nin en başarılı kurumlarını satın alıyorlar" diye eleştiriyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunda rahatsızlık duyulacak bir durum yok. Yabancı sermayenin Türkiye'ye bir zararı olduğunu düşünmüyorum. Rahatsız olanları da anlamıyorum. Hazır bir şirketi satın almak demek, iş imkânı yaratmamak demek değil. Oraya giren sermaye, yine kapasiteyi arttıracak, ihracat imkânı sağlaşacak vs. Bugün Türkiye’de yabancı sermayeli şirketlerin yapmış oldukları ihracata bakın, otomotivde örneğin, en fazla onlar yapıyor.
---
Nazire KALKAN
Fotoğraf: Çağrı KILIÇÇI
|