|
|
|
|
Ahmet Hakan
|
|
|
|
|
Yazar Ahmet Hakan, Hürriyet'teki köşesinde, "Tesettür mayosunu da giymeyiverin" dedi, ortalık karıştı. Kadın hakları savunucularından İslami kesime, hatta âlimlerine kadar pek çok değişik mecradan yorum yağdı. Ahmet Hakan, ikinci kez böylesine yoğun (200'den fazla) e-posta mesajına maruz kaldı. (İlki sinema yazısıydı.) Hem 'laik' hem 'dindar' kesimden takdir aldı. Ancak İslami kesimden itirazlar da yükseldi. Oysa o, kendi ifadesine göre sadece 'bir köşe yazısı yazmıştı'. Ama röportaj sırasında ortaya çıktı ki, köşe yazısının nirengi noktasında, İslami yaşayışa halel getirmeden, modern hayata intibak meselesi duruyordu. Yani Ahmet Hakan, Türkiye'deki kanatların 'bam teli'ne bir köşe yazısıyla basıvermişti. Peki Ahmet Hakan neyi, neden demişti?
- Tesettür mayosuyla ilgili yazınız üzerine gelen tepkilerden en çok hangisini yadırgadınız?
Tekbir Giyim'in sahibi Mustafa Karaduman'ın söylediklerini çok yadırgadım ve sinirlendim. Siz sonuç itibarıyla bir mal üretiyor ve satıyorsunuz. Bunu satarken ayet, hadis okuyorsunuz. Bu sattığınız malın dine ne kadar uygun olduğunu millete anlatıyorsunuz. Bu, çok yanlış ve ahlak dışı bir tutum; çünkü, dini ticarete doğrudan alet ediyorsunuz. İslam'da, bildiğim kadarıyla tartışmalı olan konularda kesin hükümler de veriyor. Bilgisi nedir, onu da bilmiyorum. Çok bilgili bile olsa, bu işin ticaretini yaptığı için geri çekilmesi gerekirken, fevkalade atak davrandı.
- Kadın haklarına karşı çıktığınız yollu yorumlara ne diyeceksiniz?
Kadınların türbanlı olsun olmasın, her türlü insani haklardan sonuna kadar yararlanması gerekli. Bunun savunucusuyum; aynı zamanda "Buna biz ne karışırız?" diye soruyorum kendi kendime... Türban konusunda da işin ideolojik, dini, hukuki yönlerini bırakıp, "Bir insanın giydiği kıyafete karışma hakkını kendimizde nasıl bulabiliriz ki?" mantığından hareket ediyorum. Ben sadece dikkatleri bu konuya çekmek istedim. Giyilen bu kıyafet, modern çağın getirdiği denize girme ve denizden yararlanma, güneşlenme ritüeline uygun düşmüyor. Niye denize girer insanlar? Biraz yüzmek, yanmak için.
Bu ritüeller, plajın ortamı, insanların çıplak bir şekilde denize girmelerine göre düzenlenmiş bir yapı. Siz, 'dindar' insanların bu yapıdan dinlerinin gereklerini yerine getirerek yararlanması konusunda bir formül arıyorsunuz. Ben diyorum ki, bu formül arayışı burada başarısız. Çünkü bu formül: Bir yadırgatıyor; iki dikkat çekiyor; üç tuhaf; dört şekilsiz; beş çirkin; altı zor... "Formül arayışını sürdürün, belki başka bir yol bulabilirsiniz; ama bu formül komik ve sizi gülünç duruma düşürüyor" demek istiyorum. Ben denize meraklı bir insan değilim. Mutlaka bir formül bulunabilir; mesela ailenizle birlikte ıssız bir yerde girebilirsiniz denize diye düşünüyorum. Bir yer bulunabilir. Ayrıca bu formülü bulmak benim işim de değil.
|
|
|
|
|
|
|
- Suya girmemenizin dinle alakası var mı?
Hayır. Zevk meselesi.
- Bugün o yazıyı yeniden kaleme alacak olsaydınız ne yazardınız?
Başına, "Fazla ciddiye almayın" diye bir not koyardım. Görüyorum ki, çok fazla ciddiye alınmış, mizahi unsurları da olan bir yazıydı o. Estetik kaygıyla yazılmış bir yazı da diyebiliriz.
- Plajlar kamusal alan mıdır?
Kamusal alan tartışmasıyla uzaktan yakından alakası yok. İsteyen istediği yerde denize girer. Ona da kimsenin bir itirazı yok. Galiba...
SAKİL, RAHATSIZ; TUHAF
Ahmet Hakan'a göre, tesettür mayosunun göze batan
olumsuz pek çok özelliği var. Bunları şöyle sıralıyor Hakan: ''Bu formül; Bir
yadırgatıyor; iki dikkat çekiyor; üç tuhaf; dört şekilsiz; beş çirkin; altı
zor..."
- Tesettür mayosu, "İslami yaşayış biçiminin bugünkü hayata ne kadar uyduğu" sorusunu ortaya çıkardı mı sizce?
Zaten işin nirengi noktası, bütün özü orada. İnsanların yaşamlarını belirleyen bir modern hayat algısı var ve çeşitli şeyleri dayatıyor insanlara. Bu algı içinde, modern hayatın kodları ortaya konuyor; ama dini hayat diye bir şey var. Dindar insanlar, ikilem içindeler. Modern hayatın gereklerini mi; yoksa kendi inançlarının gereklerini mi yerine getirsinler? Bu ikilemi aşmak için modern hayatın birtakım olgularını İslamileştirme çabaları var. Tesettür defileleri, İslami tatil, tesettür mayosu vs. Bu doğru, güzel, takdire şayan bir çabadır. Modern hayata adapte olurken, dini inançların gereklerini terk etmeden bir formül arama çabası güzel.
- Başka itiraz noktalarınız var mı?
Yok. Sosyolojik bir gerçek bu. İtiraz etsem ne olur; etmesem ne olur? Ama insanlar toplum hayatında evrilerek yaşayacaklar mecburen. Evrilmeye direnebilirsiniz, dağ başına, kıyı kasabasına gidebilirsiniz. Ama direnmek bir çözüm değil. Sonuçta bir formül geliştirmek gerekiyor. Mühendislikle yapılacak bir şey de değil bu. İslami tatil köyü olmasın diyerek yapılacak 'mühendislik' doğru değil. Anlamaya çalışmalıyız.
- Size dindar kadınlardan gelen tepkilerin ağırlığı neydi?
"Haklısınız. Maskaralığa alet olmamalıyız" ve "Denizi seviyoruz, ama mayolarla giremiyoruz. Ne yapalım peki!" diyenler. İkinci tepkiyi anlıyorum; onlar da zaten kıyafetin sakilliğini kabul ediyor. İnsanlar ilk formüle sarılmasınlar, arasınlar diyorum.
- Toplam kaç mesaj geldi bu yazınızla ilgili?
200 civarında. 50'ye yakını destekleyenler, diğer 50'ye yakını 'laik' çevrelerden destek mesajı. 100'e yakını da itiraz edenler.
- Diğer yazılarınıza gelen e-postalar arasında tesettür mayosu kaçıncı sırada?
İkinci. Sinema tartışmasında daha yoğun tepkiler gelmişti.
- Peki tesettür mayosu formülü dine uygun mu?
Benim takip edebildiğim kadarıyla dinin 'şudur' diyebileceğimiz bir görüşü yok. Kadının bir yabancı erkek yanında vücudunun nerelerini göstermesi gerektiği konusunda mezheplerin görüşleri de farklı. Yüzde yüz bir ölçü olduğunu görmedim. Ben işin o kısmıyla da ilgili değilim. Girmek de istemem o alana. Bu, dini değil, sosyolojik bir mesele.
- Modern hayata intibak üzerine cümleler kurdunuz. Bu, gerekli mi?
Gerekli değil. ABD'de bu tür yapılanmalar, küçük tarikatlar var. Köylerde yaşıyorlar, teknolojinin nimetlerinden yararlanmıyorlar. Bu kadar radikal olmasa bile, belli ölçülerde buna uyan biçimler İslam'da da var. Bunlar hep marjinal. Büyük çoğunluk, sosyolojinin gereği olarak, istese de istemese de teslim olmak durumunda kalıyor; yani büyük çoğunluk intibak çabası içinde.
- Sosyolojik olarak anlamı nedir intibak çabasının?
İki tarafı var: Kadınlar geleneksellikten kurtulup daha bilinçli hale geldikçe, başlarındaki geleneksel örtüyü çıkararak başka bir formatta örtü kullanıyorlar. Adına türban diyoruz. Ama bu, ideolojikleşme anlamına gelmiyor. Kadınlar, kırsaldan merkeze geldikçe, bütün geleneklerini orada bırakıp kendilerine yeni bir form kazandırmaya çalışıyorlar. Köyünde yapmadığı şeyleri yapmaya başlıyor. Onu tutan tek bir tutucu nokta var: Dini inançları. Dini inançlarına köydekinden farklı bir format kazandırıyor. Bu, intibak. İkinci olarak modern hayat, baskın ve ezici bir hayat. Direnmek zor.
- İslami formül arayışları kaynaşmanın önüne geçebilir mi? Formüller, toplumu modern kamplara bölmek anlamına gelir mi?
Valla ben toplumda böyle bir sorun var mı, yok mu emin değilim. Birisi mayoyla denize girerken, yan tarafında tesettür mayosu giyen bir kadına nasıl bakar? Yadırgar mı? Bilmiyorum. Ama bu tür örnekler tuhaflaştıkça, tabii ki yadırgatıcı tutum meydana gelecektir. Bu, sonuçta kamplaşmalara da götürebilir. Ama yine de kamplaşmalar benim derdim değil. İnsanlar kendi özgürlüklerini yaşayacaklarsa, varsın kamplaşma da olsun. Kamplaşma olmayacak diye, bir kısım insanın haklarını engelleyemeyiz.
- Muhafazakâr yaşamı 'laik'ler yeni keşfetmiş olabilir mi? Çünkü öteden beri Anadolu'da en solcu yerlerde dahi Ramazan ayında lokantaların çoğu kapanır.
Bence görünür oldu. Yaşlı bir teyze, "1950'de üniversiteye gidiyordum, böyle bir sorun yoktu" diyor. Tabii yoktu teyzeciğim. 1970'lerin sonunda başladı. Neden? Çünkü insanlar köylerde yaşıyorlardı. Sadece kentli çocuklar üniversiteye gidiyordu. Şimdi köyler boşalmış, şehirler büyümüş. İnsanlar geliyorlar ve dini inançlarını bırakıp gelmiyorlar, yeni bir form kazandırıyorlar. O yüzden çıkıyor türban sorunu. Sınıfsal tarafı da var işin. Medyanın da ilgisini çekiyor. Eskiden insanlar giysileriyle denize giriyorlardı ve biz onları görmüyorduk
- Güç ve para kazanmalarıyla da alakalı olabilir mi?
Tabii. Para kazandılar; sınıf atladılar; şehirlerin ana meydanlarından pay almaya başladılar; iktidarı ele geçirdiler. Hepsini sayalım.
- "Türbanlı denize girerse, 10 tanesi daha girer ve ben bikinimle giremem" kaygısı var. Ne demeliyiz buna?
Bu korkuyu anlamamız lazım. Orta sınıflar yaşam tarzlarına sıkı sıkıya bağlılar. Türkiye'de de geniş bir orta kesim var ve bunlar titizleniyor. Hayatlarına dokunulmamasını istiyorlar. Bu korkuyu kışkırtan ve tetikleyen işler, dindar kesimlerce çok fazla yapıldı vakti zamanında. Bir yönü de korkunun kışkırtılmasından yarar sağlayan siyasi organizasyonlar var bu ülkede. Mesela CHP. Bütünüyle ideolojisini yaşam tarzı titizlenmesi üzerine kurmuş. Eğer böyle bir korku ortadan kalkarsa, CHP'nin adeta varlık nedeni ortadan kalkacak. Batılı bir sosyal demokrat partiye evrilemediği için, işi yaşam tarzı savunuculuğuna dönüştürmüş durumda. Bir de bazı güç odakları var. Bulundukları makamı terk etmek istemiyorlar. Onlar da kışkırtıcı bir üslup kullanıyorlar. "YÖK Başkanlığı benim hakkımdır, buradan ayrılmak istemiyorum" diyeceğine, "Türbanlılara geçit yok" diyerek mesajını veriyor ve koltuğunu sağlamlaştırıyor. Üç temel neden saydım. Dindar kesimin yaptığı hırtlıklar, CHP, çeşitli güç odakları. Bunlar nedeniyle korkular diri. Yapılması gereken, normalleşmek. Bir defa dindarlar ne dediklerine dikkat etmeli ve kimsenin hayat tarzına karışmayacakları mesajını vermeli ki, son zamanlarda bu yönde çabalar var. CHP, sosyal demokrat olmalı... Güç odakları da bulundukları makamları ele geçirmek ve vermemek için böyle bir dil kullanmaktan vazgeçmeli. Halk arasında bir problem yok.
- Normalleşir mi?
Söylediğim bu üç şey çok zor. Dindar kesimin evrilmesi çok zor. Oradaki birtakım sorunlar hâlâ sürüyor büyük ölçüde. Zihniyet değişiminin gerçekleşmesi lazım. Çok olumlu adımlar var. CHP tamamen teslim olmuş durumda. Böyle bir değişimi bekleyemeyiz şu anda. Adını koyamadığımız güç odakları, ilk ikisinin düzelmesi halinde zemin bulamayacaktır. Çünkü 28 Şubat olmuş ama birileri de zemin hazırlamış.
- Dindar kesimde hâlâ göze takılan sorunlar neler sizce?
Demokrasiyi içselleştirmek gerekiyor. Sadece sizin haklarınıza yönelik gasplar konusunda duyarlı olursanız, burada kuşku yaratırsınız. İslami kesimin Türkiye'de yaşayanların değişmek istemedikleri kanaatine varmaları gerekiyor. Bundan 10 yıl evvel, dindar kesimin öncü siyasetçi ve düşünürleri topluma şöyle bakardı: "Bu toplum, yanlış bir yolda, doğru yola getirmemiz gerekir." Bundan da vazgeçmeniz lazım. Kalanı ayrıntı.
- Plaja gittim, mayomu giydim, yanda tesettürlü bir kadın. Ben onun dini inançlarına aykırı değil miyim? Ne yapmak lazım?
Bunu bir din âlimiyle konuşun. İnanan insanlar belli bir hayat tarzını da kabul ediyor demektir. Bilenlerden öğrenip ona göre bir hayat yaşamalıdır. Ama dinler dört başı mamur, herkesin kabul edebileceği tek bir yoruma açık yapılar değil. Meşrebinize uygun bir yorumu seçebilirsiniz. "Plaja gittiğinde şöyle davranacaksın" diyen biri varsa; bu, çok yanlış bir şey. "Şöyle davranman uygun görünüyor; ama şöyle diyenler de var" diyenlere bakmak gerekiyor.
- Daha mutedil yaklaşımlar yani...
Seçenek çok.
---
Enis TAYMAN
Fotoğraf: Çağrı KILIÇÇI
|