Seçim
öncesinin son gecesine, hatta sabahına kadar belki de Haluk Ulusoy bile bu
seçimi kazanacağına inanmıyordu. Ayhan Bermek listesinde yer alan Hasan Doğan ve
Davut Dişli gibi isimler, daha seçim yapılmadan seçimi kazanmanın gururunu
yaşıyorlardı. Beklenmedik bir şekilde Haluk Ulusoy seçimi kazandı. Seçim öncesi
yaşanan gurur, tam bir çöküntüye dönüşmüş; Bermek ve ekibi bir anda ortadan yok
olmuştu.
Tempo’nun
geçen haftaki sayısında, futbola düşen politika gölgesinin etkili olacağını ve
Ayhan Bermek’in muhtemelen kazanacağını yazmıştık. Aslında görüntü tamamen
böyleydi.
Şimdi herkes,
“Nasıl oldu” sorusunun yanıtını arıyor. Ancak yanıtın ta kendisi Ankara’da. Eğer
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in son açıklamaları ve onun bağlantısı Hasan
Doğan olmasa, Ayhan Bermek’in bu seçimi kazanması çok yüksek bir ihtimaldi.
Tepki oyları belki öyle çok değildi. Ancak 200 kişinin oy kullandığı bir
seçimde, bu az sayıdaki tepki oyları bile Haluk Ulusoy’un seçimi kazanmasını
sağladı. Ayrıca unutulmaması gereken bir gerçek var. Ulusoy ve ekibi, kesinlikle
bir kongre nasıl kazanılır çok iyi biliyor? Birebir ilişkilerde mükemmel bir güç
birliği yaptılar. Teke tekte ortaya müthiş bir performans çıktı. Gerektiğinde
ajitasyon yaptılar, gerektiği zaman damardan girip delegeleri en duygusal
anlarında vurdular. Örneğin Gündüz Tekin Onay, Metin Türel, Ata Aksu gibi
isimler belki de kongrenin en çok yorulan isimleriydi. Kongreyi o kadar çok iyi
koklayabiliyorlardı ki, son sandık açılmadan Ulusoy geride olmasına rağmen bu
isimler “Kazandık” diye çığlık attılar. Oysa son sandıkta neredeyse 30’a yakın
sayılmayan oy vardı.
Kulüpler Birliği bitti
Ankara’da
kulis çok güçlüydü. İki gün boyunca otelin her katında kıran kırana kulis
yapıldı. Bermek tarafı erken havaya girdi, Ulusoy cephesi son ana kadar çalıştı.
Delegeler serseme döndü. Bazı delegeler asansöre binerken ‘Bermek’, üçüncü
kattan inerken ‘Ulusoy’ diyebiliyorlardı. Bir Türk kahvesi, bir sırta vuruş, bir
kebap ya da güler yüz delegeyi etkiledi. Peki, bunlar olurken koskoca bir
hükümet nasıl olur da 200 kişilik bir seçime etki yapamaz? Ve üstelik tüm
kulüpler göbekten hükümete bağlı durumdayken... Bunun yanıtı sadece oy
pusulalarını sandığa atan ellerin beyinlerinde duruyor. Çünkü gerçekten bazıları
büyük risk aldı. Örneğin Trabzonspor Başkanı Nuri Albayrak. AKP’ye bu kadar
yakınken, üstelik bu seçim sonunda “AKP kaybetti” denileceğini bildiği halde
oylarını Ulusoy’a verdi. Kulüpler Birliği’nin toplantısında kendisine bir soru
geldi. “Haluk Ulusoy konusunda emin misiniz? Bu konuda garanti veriyor musunuz?”
Albayrak’ın yanıtı çok ilginçti: “Ben adamım adam. Sözümden dönmem.” Bir söz
uğruna Albayrak belki de birçok şeyi tehlikeye attı. Ya Beşiktaş, hükümetle bu
kadar çok işi varken nasıl cesaret etti? Oysa Murat Aksu aylarca Haluk Ulusoy
demesine rağmen, son anda hükümet baskısı yüzünden rotasını Ayhan Bermek’e
çevirmişti. Hatta bunu Ulusoy’un yüzüne bile söyledi. Ama Beşiktaş vazgeçmedi.
Özhan Canaydın bu baskı yüzünden karmakarışık olduktan sonra, Ayhan Bermek’e oy
atmasına rağmen, Yıldırım Demirören dönmedi. Acaba kimsenin bilmediği, sadece
onların bildiği başka hesaplar mı var? Ve Canaydın bu kongrede hiç kimseyi
yanıltmadı. Birçok kalem Canaydın’ın Kulüpler Birliği Başkanı seçildiği gün
yaptığı yorumda, “Orayı da dağıtır. Kulüpler Birliği bitmiştir” diye yazmıştı.
Herkes haklı çıktı.
Kulüpler
Birliği darmadağın oldu. Ve artık her şeyiyle tartışılır hale geldi. Başkanlar
içeride karar almak için çalışırken, kendi delegeleri onlara hiç aldırmadan
kararlarını veriyordu. Örneğin Malatyaspor Başkanı Hikmet Tanrıverdi. İçeride
Ayhan Bermek derken, kendi delegesi ve yöneticisi Metehan Bektaş, Haluk
Ulusoy’un listesine giriyordu. Galatasaray Delegesi Derya Taşdelenler kongre
kulislerinde aynen şöyle diyordu: “Ben, bizim başkan gibi şanssız bir insan
görmedim. Gittiği her yerde olay çıkıyor. Sonra tüm suç ona kalıyor.”
Gaziantepspor Kulübü Başkanı Celal Doğan ise, “Ben onu uyardım. Bu işe girme
dedim. Dinlemedi. Artık Kulüpler Birliği bitmiştir” dedi. Ayrıca kongrenin en ilginç olayı ise
Galatasaray’ın Galatasaraylı başkan adayına oy vermek yerine, Fenerbahçeli
başkan adayına oy vermeyi tercih etmesiydi. Ve bir de Bermek cephesinin yaptığı
ilginç ama kongreyi etkileyecek taktiksel hatalar vardı. Bunlardan birincisi
Levent Bıçakçı yönetiminden yedi kişiyi yönetimine alması oldu. Yani eski
yönetimin tek suçlusu Levent Bıçakçı olarak kabul edildi. Levent Bıçakçı’nın
kongredeki konuşmasında ise gelen büyük alkış, bu kişilere, yani Bermek’in
listesinde yer alan isimlere duyulan tepkiyi gösteriyordu. Bermek’in, Ulusoy’un
aksine uzun yıllardır kongre havasını hiç yaşamaması büyük bir dezavantaj oldu.
Ayrıca listesini hazırlarken çok gergin ve tutarsızdı. Bir ara Galatasaray’dan
Ali Dürüst’ü almak istedi. Sonra onun Galatasaray’a başkan olabileceğini ve asla
kabul etmeyeceğini söylediler. Hasan Doğan’ın hazırladığı listedeki birçok
isimden haberi bile yoktu. MHK Başkanı Ufuk Özertem’i son anda listeden çıkardı.
Oysa Özertem kongrede çok etkili bir isimdi. Ayrıca kulüp delegelerine de
listesinde yer vermedi. Haluk Ulusoy’un kongrede mazlumu oynamasına seyirci
kaldı. Siyasi baskıyı kesinlikle inkâr etmedi, hatta bu baskının altına sığındı
ve seçimi garanti gördü...
Siyasi baskı vardı
Dikkat
edilirse, her şeyin arkasından yine Hasan Doğan çıkıyor. Futbolun içinde bir
buçuk yıldır durup da bu kadar tepki çeken bir isim herhalde az görünür. Yine bu
süre içinde, hem Levent Bıçakçı’yı hem de Ayhan Bermek gibi Türk futbolunun iki
önemli ismini yiyerek bir rekor kırmış oldu. Ama en önemlisi, Bıçakçı ve Bermek
de ona güvenmenin acısını yaşadı.
Evet,
Ankara’da gerçekten çok ilginç olaylar yaşandı. 200 kişilik bir lobide yaklaşık
600 kişi iki gün boyunca sürekli kulis yaptı. Ortada söylenen çok şey var.
Hükümet baskısının inanılmaz boyutlarda olduğu söylendi. Örneğin bir kentin
asayiş şube müdürünün bile kulüp başkanına, Ayhan Bermek’e oy atması için baskı
yaptığı iddia ediliyor. Fenerbahçe son ana kadar Hasan Doğanlı listeye oy
atmayacağını söyledi. Ama ne oldu da Hasan Doğanlı listeye rağmen Ayhan Bermek’e
7 oyu birden gönderdi? Fenerbahçe hiçbir kulis çalışmasına girmedi. Hep ayrı
durdular. Oylarını geldiler, attılar, gittiler. Sadece Doğan’ı istemediklerini
söylediler.
Yapılan
baskının en önemli ismi ya da kongrenin parlayan yıldızı hiç şüphesiz
Sakaryaspor Başkanı Selahattin Aydın oldu. Kendisi Sakarya Belediyesi’nde
çalışıyor. Artık adamın öyle canına tak etmiş ki, sandık başında bütün
görevlerinden istifa etti. Ayrıca belediyedeki işini bile bıraktı ve ‘lanet
olsun’ diye salonu terk edip gitti. Onun bu hareketi, “Hayır, siyasi baskı yok”
diyenler için en güzel kanıttı.
Kongre
sonunda Haluk Ulusoy’un arkasında yaklaşık 100 kişi vardı. Öpüp kutlamak için
çırpınanlar, el sıkanlar, bağlılığını bildirenler adeta birbirini çiğniyordu.
Oysa Ulusoy, iki gün önce otel lobisine geldiğinde uzun üçlü koltuğu bile
dolduramıyordu. Ve böyle bir ortamda eğer seçimi kazanabiliyorsa, Ulusoy
gerçekten büyük bir tebrik hak ediyor. Ancak ilginçtir, belki de ilk kez bir
kongre biter bitmez, yeni kongre söylentileri çıktı. Çünkü haberin duyulmasının
hemen ardından Bakan Şahin’in, Meclis’te yaptığı açıklamalar yenilir yutulur
gibi değildi. Yani tam bir savaş başlatıldı. Ok yaydan çıktı. Bir yanda Ulusoy,
bir yandan da AKP hükümeti. Arada büyük güç farkı var. Belki bu güç farkı 200
kişilik kongreyi etkilemedi ama uzun vadede neler olacağı hiç belli değil.
Diyorlar ki Ulusoy görevden alınamaz. Sadece kongreye gidebilirler. Böyle bir
durumda ise FIFA devreye girer, Türkiye büyük yara alır. Ancak Gaziantepspor
Başkanı Celal Doğan bunun aksini düşünüp, “Eğer işin içinde para varsa,
yolsuzluk varsa, FIFA devreye girmez” yorumunu yapıyor. Ancak burada AKP için de
çok tehlikeli bir durum var. Eğer bakan yeniden kongreyi toplarsa ve yine Haluk
Ulusoy kararı çıkarsa, o zaman ne olacak? Açılacak yara nasıl kapanacak? Bu
durum, yüksek bir ihtimal. Çünkü böyle bir durumda Bermek cephesinin Ankara’ya
tam kadro ile gelmeyeceği, buna karşın Ulusoycuların tam kadro ile salona
geleceği düşünülüyor.
Hukukçuların
da tam olarak açıklayamadığı bir sorun daha var; yönetmeliklere göre bir aday en
fazla üç kez başkan olabilir. Şu anda Ulusoy üçüncüyü tamamlamış durumda. Eğer
bakan kongreyi yeniden toplarsa, ne olacak? Bu bir başkanlık seçimi anlamına mı
gelecek? Eğer gelirse, o zaman Haluk Ulusoy otomatikman seçilemez ve başkanlığı
düşer. Çık içinden çıkabilirsen. Bir soru daha; böylesine bir ortam varken Haluk
Ulusoy yönetimi nasıl rahat çalışacak?