|
Erkoç, bugüne kadar 120 müsabakaya çıktı. Türkiye’ye iki Avrupa, bir
Dünya Şampiyonluğu kazandırdı, yedi kez de Türkiye Şampiyonu oldu. 23 Kasım’da
yüksek ateş ve griple boğuşmasına rağmen ringe çıkıp Çinli rakibi Li Siyuan’ı
yenerek 50 kiloda Dünya Şampiyonu olan Erkoç, bu unvanı Türkiye’ye kazandıran
ilk kadın boksör oldu.
Ama şampiyon olarak döndüğü Türkiye’de, havaalanında onu eşi ve birkaç
arkadaşından başka karşılayan olmadı. Erkoç, “Canları sağ olsun” dedi ve
sitemini bir cümleyle özetledi: “Ben şampiyon olmak için 15 yıl bekledim ama
beni havaalanında bekleyen olmadı.” Biz de Erkoç’un bu 15 yılının ve
hayallerinin peşine düştük...
Onu Ankara’nın Akdere semtinde, Akademi Spor Merkezi’nde bulduk. 23
Kasım’da Yeni Delhi’de Dünya Bayanlar Boks Şampiyonası’nda ringe çıkıp, Çinli
rakibi Li Siyuan’ı deviren ve 50 kiloda Dünya Şampiyonu olan bu ufak tefek
kadın, 15 yılın öyküsünü yolda gördüğü bir afişle anlatmaya başladı.
Bu, Tandoğan’da bir tekvando salonunun afişiydi. Erkoç, “Ailem
Ankara’daydı. Babam işçi emeklisidir. Ailem dövüş sporu ile ilgili böyle bir
isteğim olduğunu biliyordu. ‘Ben spor yapmak istiyorum’ dediğimde babam
geçiştiriyordu. Ama benim hep içimde vardı. O zaman Maltepe’de oturuyorduk.
Ortaokulda iken yolda bir afiş gördüm. Tandoğan’daki tekvando salonunun
afişiydi. Gidip kaydoldum. Bir sene tekvando yaptım, içim ısınmadı, ondan sonra
kick boksa geçiş yaptım. 14 - 15 yaşlarındaydım. Altı-yedi sene bu sporu yaptım.
Sakatlık geçirdim. 1997 yılında boksu seçtim ve sonra devam ettim.”
Erkoç, Gazi Üniversitesi Spor Akademisi öğrencisiyken de boksu sürdürür
ve 2000 yılında ilk uluslararası başarısını yakalar.
Bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında 120 müsabakaya çıkan Erkoç,
Türkiye’deki müsabakalarda hiç mağlubiyet almadığını gururla anlatıyor. Aldığı
beş mağlubiyetin de yurtdışında olduğunu biraz da buruk bir ifadeyle söyleyen
Erkoç, en büyük başarılarını ise son üç ayda yaşıyor. Erkoç, “Bu beş mağlubiyet
dışında geriye kalan müsabakaların tümünde ringden galibiyetle çıktım. En son üç
ay önce Polonya’da ikinci Avrupa Şampiyonluğu’nu, ardından da Hindistan’da Dünya
Şampiyonluğu’nu kazandım. Bu başarımda elbette sporcusu olduğum Türk
Standartları Enstitüsü’nün (TSE) büyük katkısı var” diyor.
Erkoç, dövüş sporuna başlarken aslında ilk amacının kendini daha güçlü
hissetmek ve korumak olduğunu anlatıyor. “Ama daha sonra istekler değişiyor.
Sadece spor olarak bakıyorsunuz” diyen Erkoç, bir sporcu olarak da milli formayı
hedeflemeye başlıyor. Erkoç, “Milli formayı bir kez olsun giyeyim dedim. Giydim
ve ülkemi en iyi şekilde temsil ettim. Aldığım başarılardan dolayı yurtdışında
defalarca ay yıldızlı bayrağımızı dalgalandırdığım ve İstiklal Marşı’mızı
çaldırdığım için mutluyum” diyor.
Erkoç, gelecek neler getirir bilmiyor, bundan sonra önüne çıkak
seçeneklere göre yolunu çizecek. Profesyonel dövüş için teklifler alıyor ama şu
anda bu seçeneği düşünmüyor. “İleride antrenörlük hayatım olabilir. Bilgi ve
tecrübelerimi bizden sonra gelecek olan kuşaklara aktarabilirim” diyor.
Erkoç’un eşi Bülent Erkoç da bir sporcu. Spor aşkı yüzünden çocuk
sahibi olma hayallerini erteliyorlar. Hasibe Erkoç, “Altı yıldır evliyim. Eşim
Bülent Erkoç da Avrupa Kick Boks Şampiyonu. Çocuk yapmayı zamana bıraktım.
Bugüne kadar okulum ve spor nedeniyle çocuk düşünmedik. Eşimle birlikte böyle
bir fedakârlık yaptık. Bir şeylerden fedakârlık yapınca başarı geliyor” diyor.
______________________
Naci SAPAN
(993 – 14
Aralık 2006)
|