|
|
Foto:Reuters
|
|
|
“Tugay burada mı?” diyor, bizi gezdiren Maltalı tur şoförü. ‘Tugay’ diye
sorduğu, İngiltere’de top koşturan bizim Tugay Kerimoğlu. Yurtdışına çıkan bir
Türk’ün, konu futbola geldiğinde ilk duyduğu isimlerden biri değil bu...
Genellikle Hakan Şükür ve Hasan Şaş’tan açılır muhabbet. Ancak Maltalılar, sıkı
birer İngiltere ligi takipçisi. Hatta çoğu Manchester United taraftarı olacak
kadar. Oradan tanıyorlar Tugay’ı ve Emre’yi. Onlara göre Türk takımının
yıldızları onlar.
Malta
ile oynadığımız milli maç, aslında enteresan bir güne denk geldi. Malta, dört ay
süren Osmanlı kuşatmasından, 8 Eylül 1565’te kurtulmuştu. Maç tam da 8 Eylül’de
oynanınca, Malta hükümeti, karşılaşmayı bir promosyon aracı olarak kullanmaktan
kaçınmadı. 2-2 biten maçta, Malta galip geldi; çünkü kurtuluş günlerinde
Türkiye’ye yenilmediler. Aslına bakarsanız, Malta vatandaşlarının milli
takımlarına ilgisi az. Ülkenin yarısı İtalya, diğer yarısı da İngiltere
taraftarı. İtalya dünya şampiyonu olduğunda, İtalyan bayrakları asmışlar her
yere. Öyle ki Afrikalı mülteciler, bu bayraklardan dolayı İtalya’ya geldiklerini
zannedip adaya hücum etmiş. En fazla mülteci akınının yaşandığı dönem de bu
olmuş.
Marangoz ama
mutlu
Türk gazetelerine baktığınızda, Maltalı futbolcular; aşçı, taksi
şoförü, marangoz diye anılıyor. Asıl meslekleri bu olabilir, ama onlar
hallerinden memnun. Neden derseniz, oradaki bir taksi şoförü, Türkiye’deki
ortalama bir ikinci lig oyuncusu kadar kazanabiliyor. Çünkü ülkede asgari ücret
1.500 Euro. Artı, taksiler de pahalı.
Maçın havasına gelince... Fatih Terim maçtan önce oldukça
neşeliydi. Ancak Maltalı gazetecilere, “Siz bir ıslıkta toplanabilirsiniz, biz o
kadar çabuk toplanamıyoruz” diyerek, ne kadar avantajlı olduklarını anlatmak
istedi. Kastettiği, Malta Milli Takımı’nın kolayca bir araya gelerek, haftada 3
kere antrenman yapmasıydı. Ama söylediklerine pişman oldu. Çünkü Maltalı
gazeteciler, bu cümleden alınmışlardı. Onlara göre Terim, Malta’yı küçük
görmüştü. Terim, ne demek istediğini anlatana kadar açıklama üstüne açıklama
yapmak zorunda kaldı. Maçta halinin olmayışı belki de bundandı.
Maçın
oynandığı Ta’ Qali Stadı’nı ise şöyle anlatmalı. Bir Maltalı, Taksim’den
Unkapanı’na giderken Kasımpaşa Stadını görse, “Olimpiyat stadınız da pek
güzelmiş” der. Bu yani. Taraftarları maçtan önce, Osmanlı’dan kurtuluş bayramı
olması sebebiyle coşkuluydu. Ama genel itibariyle çekirdek çitleyen bir taraftar
profili çiziyorlar. Zaten hep savunmadalar. Çıktıkları nadir ataklarda ayağa
fırlıyorlar. Bir de Coventry City’de oynayan Mifsud’un ayağına top geldiğinde
(ki kendisi ikinci golün pasını veren kişi)...
Tribündeki Fatih
Hoca
Tribünde coşkulu bir Türk taraftarı vardı. Bir dakika susmadı. Üç
sıra arkamda, Trabzonspor formalı, Malta’da yaşayan bir Türk taraftarı vardı.
Ben kafamı çevirip onu görene dek, Fatih Hoca arkamda oturuyor zannettim.
Bağırarak sürekli taktik veriyordu. Top bize geçti mi, iki taktiği vardı.
Birincisi “Tik oynayın!” (ki takımın dikine oynamasını istiyor). İkincisi de
‘Pres’ (ki top bizdeyken rakibe pres yapılmayacağını 70’inci dakikada yanındaki
arkadaşı söyledi). O kadar gür çıkıyordu ki sesi. Bizim topçuların Fatih
Terim’den çok onun sesini duyduğuna eminim. 2-2’lik skordan dolayı çocuklara
kızmamak gerek. Çünkü o arkadaşın taktiklerinden dolayı kafalarının karışmış
olma ihtimali hayli yüksek.
|
|
Foto:AA
|
|
|
_______________________
Mustafa SAPMAZ
(1032 – 13 Eylül 2007)
|