|
Okullar
açılır. Sene başında öğrenciler ve öğretmenler spor kulüpleri hakkında konuşmak
için toplanırlar. Aniden bir kız öğrenci ayağa kalkar ve herkesi şaşırtan bir
teklif getirir. Tok ve kararlı bir sesle, “Biz kız futbol takımı kurmak
istiyoruz” der. Yönetim düşünür, cevap verir: “Tamam, kurun!” Zaten okul
yönetimi, bu sene halı sahasını yaptırıp futbola göz kırpmıştır aslında. Kızlar
takımı kurar. 16 yaşındaki Hazal Şar, takımın kaptanı seçilir.
O, eskiden
beri erkek arkadaşlarıyla futbol oynayan bir kızdır zaten. ‘Futbolcu kızlar’
deyince aklınıza ‘erkeksi kızlar’ geliyorsa, fena halde yanılıyorsunuz. Çünkü bu
takım, okulun en havalı kızlarından oluşuyor. Hani birkaç kız bir araya gelirse,
orada dedikodu ve kıskançlık baş gösterir ya; soruyoruz, “Sizde de oluyor mu?”
diye. Aldığımız cevap, sporun ruhunu yakalamış olduklarını gösteriyor. Spor
yapan kızlarda, ekip duygusu oluşmuş, agresiflik, kıskançlık da ortadan kalkmış.
Takım, ikinci dönem, turnuvalara gitmeye şimdiden hazır. Kaptan Hazal, çevreden
gelen tepkileri şu sözlerle anlatıyor: “Erkekler başlarda ciddiye almadı,
beceremeyeceğimizi düşündü ama gerçekten iyi olduğumuzu gördüler. Bizi izlemeye
geliyorlar.”
Evet, burası
Uğur Koleji. Futbol takımının haberini yapmaya geldiğimiz bu okuldan
etkileniyoruz. Sahibini de yakından tanımak istiyoruz bu nedenle. Kemal Koçak,
ömrünü eğitime adamış bir eğitimci. Ortaokul öğrencisiyken, sınıfta kalan yaşıtı
çocuklara ders vererek eğitimcilik hayatına, belki de farkında olmadan ilk
adımını atmış. Üniversiteyi bitirinceye kadar da özel dersler vermeye devam
etmiş. Üniversiteyi bitirir bitirmez fizik öğretmeni olarak çalışma hayatına
başlayan Koçak, daha sonra Uğur Dershaneleri’nde çalışmış. Bugünkü Uğur
Dershaneleri’nin Uğur Koleji ile bir bağlantısı yok. Koçak, 1994’te oradan
ayrılıp, elinde neyi var neyi yoksa ortaya koyup Uğur Koleji’ni kurarak; bugün,
2 bin öğrenci kapasiteli, 12 bin metrekarelik bir alana yayılmış, Türkiye’nin
önde gelen özel okullarından birinin temelini
atmış.
“Kızımın hatırası
için...”
Hayatının
dönüm noktalarından biri de 2004 yılı. 21 yaşındaki kızını bir trafik kazasında
kaybetmesi, Koçak’ı derinden etkilemiş. O zamanları şöyle anlatıyor: “Kızımı
kaybedince, eğitimciliği tamamen bırakmayı düşündüm. Her şeyden elimi eteğimi
çekmek istedim. Fakat daha sonra bunun öbür dünyaya yolculuğu çabuklaştırmak
demek olduğunu anladım. Kızım yedi sene bu okulda okudu, ben de onun hatırasına
buradaki çocukları eğitmeye, onlara sarılmaya karar verdim.”
Koçak, Uğur
Koleji’nin bugün öğrenci sayısını yüzde 32 oranında artıran tek okul olduğunu
söylüyor ve sırlarını açıklıyor: “Her okul, yaptığı işin en iyisini yapmaya
çalışır. Biz de bunu yapıyoruz ama biz bir şey daha yapıyoruz: Biz yüreğimizi de
koyuyoruz. Bir insan, bir işe ancak bu kadar konsantre olabilir. Kapıdan
girdiğim anda okulun havasını teneffüs edince mutlu oluyorum. Burada çalışan
kadro, okulun kuruluşundan bu yana aynıdır. Uğur’u öyle benimsemişlerdir ki, bu
okul benim değil, burada çalışan, okuyan
herkesin.”
Başbakan’ın fizik
öğretmeni
Koçak,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da fizik öğretmeniymiş. Erdoğan, Koçak için,
“Bilgileri, kafanıza çivi çakar gibi çakardı” diyor. Koçak buna, “Benim böyle
bir iddiam yok ama söylerler sağ olsunlar. Ben şiir yazar gibi formül yazdırır,
öğrencilerimle birlikte bestelerdim” diye cevap veriyor. Peki ders vermeye devam
edecek mi? “Bu, beyin değil, enerji meselesi. Artık 60 yaşındayım!”
Kendisi
derslere katılamasa da, kurucusu olduğu Uğur Koleji, Kemal Koçak’ın eğitim
anlayışının izinden ilerliyor. Asla ezber yok. Koçak bunu, “Öğrenciler
sınavlarda defterlerini açsalar da kopya çekemezler. Çünkü biz ezber değil,
yorum sorarız. Öğrenci burada muhakeme yeteneğini geliştirmeyi öğrenir” diyerek
özetliyor.
Uğur Koleji, sosyal
sorumluluk projeleri ve sanatsal, sportif aktiviteleriyle alkışı hak eden bir
okul. Okul öğrencileri kendi harçlıklarından zihinsel engelli ve kimsesiz
çocuklara hediyeler alıyor, paylaşmayı öğreniyorlar. Küresel ısınmaya karşı
bilinçleniyorlar. Nasıl mı? Evlerinde, belki daha önce dikkat bile etmedikleri
elektrik, su faturalarını bir dosyada toplayarak. Aylık harcamaları kontrol edip
ailelerini tasarruf yapmaları konusunda uyarıyorlar.
Veliler durumdan
memnun. Koçak, “Biz, velisi, öğrencisi, eğitimcisiyle bir aile olduk” diyor.
Okulda her sabah güne başlarken 20 dakika okuma dersleri yapılıyor. İkinci dönem
için Koçak’ın projesi, her sınıfa sınıf mevcudu kadar kitap almak ve dönüşümlü
olarak öğrencilere hepsini okutmak. Sonunda da öğrencilerin, kitaplarını
kütüphaneye hediye etmeleri. Böylece hem kitap okumayı hem yardımlaşmayı
öğrenmelerini sağlamak.
Koçak’ın daha nice
hayali var: “Hiç rahat durmuyorum, elimde değil. Aklımda gerçekleştirmek
istediğim bir sürü şey var.” Okulda alışık olduğumuz karne sisteminin yanı sıra
bir de alternatif karne sistemi uygulanıyor: Öğrenci, davranış geliştirme
becerilerinden, duygusal zekâsına kadar notlanıyor ve kendisine de not
verebiliyor.
__________________
Hande KÖSEOĞLU
Fotoğraf: Haydar
ERÇİN
(1049 – 10 Ocak
2008)
|