Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Askıya alınan sulama projelerinin başlaması için AKP hükümetini sıkıştırıyor
İsrail GAP'ı istiyor

Güneydoğu Anadolu'da toprak satın aldığı, vaat edilmiş toprakları zaman içerisinde ele geçirmek istediği iddiaları bir yana, İsrail, Türkiye'nin çeşitli nedenlerle yapamadığını yapıp, bölgede üretim yapmak ve dünyaya satmak istiyor.

34 yaşını doldurmaya hazırlanan GAP'ı, AKP hükümeti 2010'da tamamlamayı planlıyor. Ancak, tamamlanacağına yönelik şüpheler sürüyor; neden olarak ise, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik belirsizliğin devam etmesi gösteriliyor. Proje kapsamında öngörülen 18 organize sanayi bölgesinin ancak 5'inin tamamlanmış olması bile, GAP'ın sanayileşme ile olan ilişkisinin dahi yaşama geçirilemediğinin kanıtı olarak ileri sürülüyor.

GAP, son yıllarda 'bitmez, tamamlanamaz' yüklemleriyle geçen zamanını, bir yandan da başka bir konunun öznesi olarak sürdürüyor. Türkiye'nin tamamlayamadığı en büyük kalkınma projesi, başka ülkelerin iştahını kabartıyor. Bölgeye ilgisi olan ülkeler bahsi geçtiğinde ilk akla gelen ise, hiç şüphesiz İsrail oluyor. İsrail, uzun yıllardır GAP bölgesini 'en yakından takip eden ülkeler' sıralamasında birinci sıradaki yerini koruyor. Toprak alımı iddialarına kadar uzanan bu ilginin altında yatan en önemli öğe ise, hiç şüphesiz, İsrail'in bölgede yürüttüğü ve yürütmeyi istediği, planladığı sulama projeleri.

İsrail'in öncelikli arzusu
İsrail, öncelikli olarak, bölgenin yap-işlet modeline dayalı sulama ihalelerinin bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyor. Şanlıurfa-Harran Ovası'nın 1995 yılında sulanmaya başlamasıyla artan katma değer, İsrail'in sulama projelerine olan ilgisine de dayanak teşkil ediyor. Resmi rakamlara göre, 2002 yılı sonu itibarıyla, sulamanın faydası 120 milyon dolara yaklaşıyor. GAP genelinde hedeflenen toplam sulama faydasının ise 3 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Harran'da sulama sonrasında ulaşılan kişi başına düşen katma değerin 600 dolar seviyesinden 2 bin dolar seviyesine çıkması da, bölgedeki sulu tarımın ekonomik girdisini bir başka açıdan gözler önüne seriyor.

Bölgenin sulu tarıma geçmesi halinde doğacak katma değerin öneminin farkında olan İsrail, protokolü imzalanan ve yapım aşamasına gelen sulama projelerinin hayata geçmesini istiyor. Bu projelerin en önemlisinin, yaklaşık 67 bin hektarlık alanı sulayacak olan üç aşamalı "Mardin-Ceylanpınar Sulama Projesi" olduğu biliniyor.

Tüm bunlara ek olarak İsrail, 6500 hektarlık Samsat Pompaj Sulaması II. Kısım, 18 bin hektarlık Kralkızı Cazibe Sulaması II.Kısım ile 13 bin hektarlık Kralkızı-Dicle PIV Pompaj Sulaması inşaatlarının bir an önce başlatılmasını bekliyor.

Halihazırda, 2005 yılında tamamlanması planlanan Yaylak Ovası Sulama Projesi inşaatı da İsrail firması TAHAL'ın da bulunduğu bir ortaklık tarafından yürütülüyor. Projenin 2003 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 116 bin dolarlık bir maliyet rakamına ulaştığı, 2004 yılı için ise 30 trilyonluk bir ek ödeme yapılması öngörülüyor. Sözleşmenin toplam bedeli ise 165 bin dolara ulaşıyor. Proje sayesinde 18 bin hektarlık bir alanın sulanması planlanıyor.

İsraillilerin yapmak isteği sulama projelerinin maliyetinin, tahmini olarak 100 milyon dolar seviyesine yaklaşacağı tahmin ediliyor.

Tarımsal gelişimde rol
TAHAL yetkilisi, Yaylak projesiyle ilgili olarak, "TAHAL firmasının proje temsilciliğini yürüten biri olarak söyleyebilirim ki, bu proje sayesinde bölge halkının toplumsal ve ekonomik yapısının gelişeceğini umuyoruz. Sizin de belirttiğiniz gibi, büyük bir alan bu proje sayesinde sulu tarıma açılmış olacak ve bu oran bölge için önemli bir kazanç. İsrail firmalarının bölgedeki varlığı da daha çok bu tür projelere dayanıyor" diye konuşuyor ve kendilerinin, bölgenin tarımsal gelişiminde rol üstlenmek istediklerini, İsrail'de başarı sağlayan yeni tarım teknolojileri hakkında bilgi aktarımında bulunma arzusunda olduklarını belirtiyor.

İsrail'in tarımsal gelişimde üstleneceği rol de bu noktada önem kazanıyor. Yapılan planlara göre, GAP'ın tamamlanması için gerekli bütçenin 16 milyar dolar seviyesinde olduğu biliniyor. Türkiye'nin, içinde bulunduğu ekonomik durum nedeniyle böylesine büyük bir meblağı, GAP'ın tamamlanması öngörülen 2010 yılına kadar sağlamasının mümkün olmadığı herkes tarafından kabul ediliyor. Türkiye'nin eli kolu bağlı bu görüntüsü de, yabancı sermayeyi harekete geçiriyor.

Dışişleri İsrail ile işbirliği öneriyor
GAP İdaresi, İsrail hükümet kuruluşu MASHAV ile bölgede modern tarım teknolojisinin uygulanması amacıyla bir işbirliği yürütüyor. Bu işbirliği, tarıma dayalı sanayilerin geliştirilmesinde sulama sistemleri, tohum ıslah birimleri ve verimlilik artırıcı diğer tekniklerin yerleştirilmesi gibi konuları kapsıyor.

İsrail'in resmi rakamlarına göre, 2003 yılı içindeki Türkiye'ye ihracatı 400 milyon dolara yaklaşıyor.

Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçiliği tarafından hazırlanan bir başka raporda ise, İsrail'in Türkiye'ye yönelik ihracatının, 2000 yılı rakamlarına göre 40 milyon dolarlık kısmını, tarım ürünlerinin oluşturduğu kaydediliyor. Bu rakam İsrail'in tüm tarım ihracatının yüzde 4'ünü oluşturuyor.

Aynı raporda, "Türk tarım ürünlerinin İsrail piyasasına girmesini sağlayacak en önemli araç, Türk-İsrail firmaları arasındaki ortak yatırımların desteklenmesidir. Özellikle İsrailli firmaların GAP'a olan yoğun ilgileri, İsrail'in tarım teknolojilerindeki üstünlüğü, İsrail'de tarım sektöründe su kullanımının çok pahalı olması ve giderek tarıma daha az su ayrılması gibi nedenler dikkate alındığında, Türk ve İsrail firmalarının özellikle GAP bölgesinde yatırımlara yönelmeleri ve uzun vadeli işbirlikleri geliştirmeleri daha doğru olacaktır" değerlendirmesi yapılıyor.

Koşer Sertifikası
İsrail'in GAP'ta üretim yapmak istemesinin bir başka nedeni dini kurallara dayanıyor. İsrail, ciddi bir su sıkıntısı içerisinde olduğu için, tarımsal üretimde gerileme tehlikesi yaşıyor. Kuzeyden güneye toplam 500 km'lik bir ülke olan İsrail'in yıllık yağış miktarı 800 mm. ile 50 mm. (Bir metrekareye düşen yağış miktarı) arasında değişiyor. Ülkenin güney bölümlerinin yarıdan fazlası yıllık ortalama 200 mm.'den az yağış alıyor.

Ülkenin kuzeyinde bulunan Tiberias Gölü'nden ise yılda ortalama 400 milyon metreküp su temin ediliyor. Fakat son on yıllarda gölün su seviyesinde önemli düşüşler yaşanıyor ve bu nedenle gölden tarım alanlarına su sevki kontrol altında tutuluyor. Bu bağlamda İsrail Su Komisyonu, önümüzdeki 20 yıllık dönemde, İsrail'in toplam 445 milyon m3 ek su ihtiyacı olacağını tahmin ediyor.

Bu sıkıntı en çok pamuk ve sebze üretimini etkiliyor. Bu nedenle İsrail, gıda açığını başka ülkelerdeki üretimleriyle kapamaya çalışıyor. İsrail, tüm gıda ithalatında, dini kurallara uygunluğu tasdik eden 'Koşer Sertifikası' arıyor. İsrail'de sosyal yaşamı önemli oranda belirleyen dini inançlar nedeniyle, GAP bölgesindeki tarımsal üretimi kendi kontrolünde yürütmek istiyor.

İsrail'in aksine GAP bölgesinde ise su sorunu yok ve bu nedenle bölgenin sulu tarıma açılması sonrasında itici ürün olarak pamuk öngörülüyor. Bölgenin ülke bütçesine sağlayacağı katma değerde pamuk, bir karşılaştırma aracı olarak sunuluyor. Tüm hesaplamalar çerçevesinde, bölgede üretilecek kütlü pamuğun 1 milyon 200 bin tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Yine bu tahminlere göre, Türkiye üretiminin de 2 milyon ton seviyesinde olacağı, böylelikle bölgenin, Türkiye üretiminin üçte birini üstleneceği belirtiliyor. Türkiye ve GAP bölgesinde üretileceği tahmin edilen yaklaşık 3 milyon ton kütlü pamuğun 700 bin tonunun ihraç edilmesi planlanıyor. Bu durum ise, elbette ki İsrail'in iştahını kabartıyor.

Tüm bunların dışında bölgede gübre de gerekmiyor. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olan ve çalışmalarını tarım alanında sürdüren Necdet Topçuoğlu, GAP'ın sağlayacağı ekonomik girdinin yanı sıra, toprağın zenginliğine de dikkat çekiyor. Topçuoğlu, "Bu topraklarda fosfor kendiliğinden doğar. Suyu verdiğiniz zaman, fosforlu gübre atmışçasına o topraklardan verimli ürün alıyorsunuz. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllar için pamuk özelikle GAP bölgesinde çok daha fazla istenen, aranan bir ürün haline gelecek" diye konuşuyor.

Topçuoğlu, bölgenin enerji açısından önemiyle ilgili olarak ise "Devlet Su İşleri'nin orada yürüttüğü, Birecik Barajı, Ilısu Barajı, Kargamış Barajı başta olmak üzere 13 baraj projesi var. Yapıldığında hepsinin kuyruk suyu birbirine değecek. Adeta göllerle örülecek orası. Terörün önlenmesi ve teröristin engellenmesi bakımından da çok önemli. Türkiye'nin ucuz enerjiye ihtiyacı var. Basından da izlediğimiz kadarıyla, bir hidroelektrik santralinden elde edilen elektriğin maliyeti 3 cent. Oysa doğalgaz dönüşümlü santrallerden elde edilen enerji 17 cent" diye konuşuyor.

Olmert'in ziyareti
İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert'in temmuz ayında yaptığı Ankara ziyareti de, İsrail'in, hükümetten GAP ile ilgili taleplerini içeriyordu. Üstelik Olmert bu ziyaretinin çerçevesini, "Türkiye'ye siyaset için değil, iş için geldim" şeklinde açıklamıştı. Olmert'in ziyareti, İsrail'i memnun eden bir "GAP güvencesi" almasıyla sonuçlandı.

AKP hükümeti ekonomik krizi öne sürerek, GAP'ta İsrailli firmalara verilen ihalelerin büyük kısmını askıya almıştı. Olmert'in ziyareti sırasında gündeme gelen 'askıdaki ihaleler', Mardin Ceylanpınar'da 3, Dicle Kralkızı'nda 2 ve Adıyaman Kahta'da 1 sulama projesiydi.

Recep Tayyip Erdoğan'ın, Filistin sorununu gerekçe göstererek kendisine randevu vermediği Olmert, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yanı sıra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Ali Babacan ve Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından kabul edildi. Hükümet üyeleriyle yapılan görüşmelerde, IMF programı çerçevesinde askıya alınan projelerin hayata geçirileceği güvencesini almayı başardı.

İsrail Ceylanpınar için hazır
GAP sayesinde 1.7 milyon hektarlık bir alanın sulanması öngörülüyor. Ceylanpınar Tarım İşletmesi, GAP sayesinde sulu tarıma açılacak olan alansal büyüklüğün dışında yer alıyor ve işletmenin yüzölçümü 175 bin hektara ulaşıyor. Ceylanpınar, bu büyüklüğüyle, başta İsrail olmak üzere tüm ülkelerin ilgisini çekiyor. Dahası İsrail bu ilgisini tarım işletmesinin 500 bin dönümlük, yani üçte birine denk gelen 50 bin hektarlık alanı için verdiği işletme teklifi ile somutlaştırmış durumda. İsrail'in talip olduğu alan, tüm GAP bölgesinde sulanması planlanan alanın 30'da birine denk geliyor ki, uzmanlar,"Burayı aldıktan sonra bölgeden başka bir arazi almaya gerek kalmaz" değerlendirmesi yapıyor.

Ceylanpınar'ın tüm büyüklüğü için verilen örnek ise neredeyse dudak uçuklatıyor: Ceylanpınar, 175 bin hektarlık büyüklüğü ile, Avrupa'nın 23 ülkesinden daha büyük bir alanı kaplıyor. İşletme sınırları içerisinde 3 ilköğretim okulu, 110 yatak kapasiteli 5 adet misafirhane, 192 adet lojman, 6 adet yatakhane, 13 adet lokal ve 4 market bulunuyor.

İsrail'in teklif raporu
İsrail'li yetkili Joseph Dloomy tarafından hazırlanan ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) verilen ve 'yap-işlet' modeline dayalı öneride şu noktalar dikkat çekiyor:

İsrail proje teklifi kapsamında her yıl 100 bin dönümlük bir alanın sulu tarıma açılmasını ve beş yıl içinde sulu tarıma açılacak alanı tamamlamayı teklif ediyor. Bu proje kapsamında 90-100 metreden su çıkartılacağını, bu iş için de 830 kuyu açmayı ve her 600 dönüm için bir sulama makinesi kurmayı öneriyor. Bu yolla alanın yüzde 65'inde pamuk, yüzde 20-25'inde nohut ve tahıl, yüzde 10-15'inde patates ve sebze üretmeyi planlıyor. Sermaye yatırımı olarak 270 milyon dolara ihtiyaç duyulacağı, her yıl da 45 milyon dolarlık ek bir bütçeye ihtiyaç olacağı belirtiliyor. Toplam sermaye ihtiyacının yüzde 38'inin su, yüzde 62'sinin ise tarımsal üretim ve pazarlama için kullanılacağı vurgulanıyor.

46 milyon dolar kar
Proje kapsamında bin 350 kişiye sürekli istihdam sağlanacağı, projenin yaşama geçmesiyle birlikte yüzde 57'si pamuk, yüzde 36'sı patates ve diğer sebzeler, yüzde 7'si ise nohut ile tahıl satışlarından olmak üzeri 195 milyon dolarlık gelir elde edileceği öngörülüyor. Yıllık net karın ise 46 milyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Üstelik rapora göre, tüm bu sayılara, yılda bir ürün alınması halinde ulaşılacak. Yılda iki, hatta üç ürün alınması halinde, bu rakamın daha da artacağı belirtiliyor. Teklifin, sulama, üretim ve pazarlama teknolojisi ile su kaynaklarının entegre bir paketi olduğunun da altı çiziliyor.

Rapor, İsrailli Merhav şirketinin uzmanlar takımı tarafından Ceylanpınar Tarım İşletmesi'ne yapılan inceleme gezisinden elde edilen bilgeler ışığında hazırlanıyor. Raporda, Ceylanpınar Tarım İşletmesi'yle ilgili olarak yapılan, "Su kaynakları hariç, altyapı makul bir şekilde geliştirilmiştir. Toplam arazi alanı yaklaşık 1.75 milyon dönüm olmasına rağmen, sadece 50 ila 100 bin dönümlük bölümü halihazırda sulanabilmektedir. Su 165 kuyudan sağlanmaktadır" değerlendirmesi dikkat çekiyor.

Sulama maliyeti çok düşük
Öte yandan Ceylanpınar'ın su zenginliği ise, İsrailliler tarafından, "Çiftlik, kuzeyden doğup, Suriye ile güney sınırına akan çok geniş bir sulama alanı üstünde bulunmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla yıllık su kaynağı, yıllık sulama talebini aşmaktadır. Su kalitesi neredeyse tüm ekinlerin sulanması için uygundur" şeklinde kayda geçiriliyor.

DSİ verileri, sıfır ile 150 metre arasındaki bir mesafeden su çıkartılmasının aynı maliyette olduğunu belirtiyor. Bu noktada raporda yer alan, "Su tablosu derinliği çiftliğin kuzey kısmında yaklaşık 100 metrede başlayıp, güney kısmında 30 metreye kadar yaklaşıyor" tespitiyle, bölgenin sulama konusunda işleticiye büyük kolaylık sağlayacağı öngörülüyor.

Drenaja gerek yok
Uzun yıllar sulu tarım yapılmamış alanlarda drenaj sistemi büyük önem taşıyor. Drenaj sayesinde, sulu tarıma açılan alanlardaki toprak altı suyunun buharlaşmayla yüzeye yükselmesi ve bu yükselmenin tuzlanmaya neden olması drenaj kanallarıyla engelleniyor. Hal böyleyken, çiftliğin dikkat çekici bir yanı ise, drenaj kanalları yapımına gerek duymaması. Bu yolla imar ve işletme maliyeti önemli ölçüde düşüyor. Bu gerçek, raporda "Toprak yüzde 40-50 kil içeren yapıya sahiptir. Bu nedenle herhangi bir drenaj sorunu olmayacaktır" sözleriyle ifade ediliyor.

Projenin beş yıl içinde 500 bin dönümlük sulanmış arazinin gelişimini hedeflediği, bunun da su, zirai makineler, pazarlama gibi sektörlerin gelişimi anlamına geldiği belirtiliyor.

Pamuk, patates, sebze
İsrailliler, 500 bin dönümlük alanın yüzde 65'ini pamuk üretimi için ayırmayı planlıyor ve Türkiye'nin büyük miktarlarda pamuk ithal eden bir ülke olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle, pamuğun pazarlanmasında bir zorluk yaşanmayacağı vurgulanıyor. Bu vurgulama, "Yerel piyasa herhangi bir ek kaynağı kolayca emecektir. Yine de doğrudan ihracat ayarlanabilir" değerlendirmesiyle destekleniyor.

Patatesin pazarlanması için ise "Müşteri koşullarına bağlı olarak, paketlenmiş yüksek kaliteli patateslerin tedariki için süpermarketler ile uzun dönemli anlaşmalar" önerisinde bulunuluyor. Sebze ekimiyle ilgili olarak da İsrailliler, büyük oranda sebzelerin işlenmesini; konserve yapılmış, suyu alınmış, dondurulmuş ve şoklanmış ürünlerin piyasaya sunulmasını planlıyor.

Önerilen ekinlerle ilgili olarak yapılan genellemede pamuk, nohut ve fıstığın pazarlamasının kolay olduğuna, fiyat sabitliğinin de makul seviyelerde bulunduğuna dikkat çekiliyor. Pamuk gelirinin iyi seviyede olacağı, patatesin ise, pazarlanmasının zorluğuna rağmen, getirisinin çok yüksek olacağı vurgulanıyor.

Su sektörüne yapılacak yatırımın yaklaşık 120 milyon dolara yaklaşacağı, ziraat makineleri yatırımı için 84 milyon dolarlık bir yatırımın gerektiği, pazarlama için ise 54 milyon dolara ihtiyaç duyulacağı tahmin ediliyor. İdari altyapının kullanımı ve geliştirilmesi için ise 12 milyon dolarlık bir teklifte bulunuluyor. Bu rakam 270 milyon dolara, işletme bedeli olan 45 milyon dolarla birlikte 315 milyon dolara ulaşıyor. Bu parasal yatırım karşılığında ise yıllık olarak tahmini 195 milyon dolarlık bir gelir elde edileceği belirtiliyor. Pamuk, bu gelir kaleminde 112 milyon dolar ile ilk sırayı alıyor.

Başka yere gerek kalmaz
Necdet Topçuoğlu, İsrail'in Ceylanpınar'a olan ilgisini, "500 bin dönüm toprakla Ortadoğu'yu besler adam. Buğday ekecek, nohut ekecek, bir de bunları yem bitkileriyle değiştirecek. Hayvancılığı bitkisel üretimin sigortası, bitkisel üretimi hayvancılığın sigortası olarak görecek. Et ve süt entegre tesisleriyle, denetim ve pazarlama zincirini de kurarak, çok büyük çıkar sağlayacak. Ceylanpınar'ı aldıktan sonra başka yerlerden toprak almasına gerek kalmaz zaten" sözleriyle özetliyor.

Güneydoğu Anadolu Projesi'nin kaderi

Bir dönem, tüm siyasi iktidarların sahiplenmek için yarıştığı bir projeydi Güneydoğu Anadolu Projesi. Bu tartışmalar, Süleyman Demirel'in "GAP'ı kaptırmam!" çıkışıyla özdeşleşen bir rekabeti beraberinde getirmişti. Özellikle seksenli yıllar boyunca, dönemin ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal ile Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel arasında, GAP'ın sahibinin kim olduğu yolundaki tartışmalar çok uzun süre ülke gündemini meşgul etti. Özal döneminin ünlü "İcraatın İçinden" programlarının jenerik görüntülerini, iktidar ile muhalefetin sahiplenme yarışına konu olan GAP oluşturuyordu. Türkiye'nin birinci, dünyanın beşinci büyük projesi olan ve 34 yaşına giren GAP ile birlikte kurak topraklar suya kavuşacak, ürün artışı sağlanacak, elektrik açığı kapanacak, bölgenin işsizlik sorunu ortadan kalkacak, bölgesel eşitsizlik sona erecek, kısacası Güneydoğu Anadolu'yla birlikte tüm Türkiye 'makus talihini' yenecekti. Ancak, hiçbir şey beklendiği gibi olmadı. Toplam 34 milyar dolarlık bütçesinin 16 milyar dolarlık bir kısmının hayata geçtiği GAP, hatırı sayılır bir enerji üretimi sağlamasının dışında istenilen amaca ulaşmayı başaramadı. Özellikle bölgede 15 yıl boyunca süren ve askeri uzmanların 'düşük yoğunluklu savaş' olarak adlandırdıkları çatışmalara ek olarak, kronikleşmiş ekonomik krizler sonucu, GAP'ı tamamlamak için gerekli olan para bir türlü denkleştirilemedi. Proje alanı içerisinde Fırat ve Dicle su havzalarıyla birlikte, tarihte Yukarı Mezopotamya olarak bilinen ovada yer alan Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illeri vardı. Su Kaynakları Programı kapsamında, 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımı öngörülüyordu. Toplam maliyetinin 32 milyar dolar olacağı hesaplanan proje kapsamında yapılacak enerji santrallerinin toplam kurulu gücünün ise yıllık 27 milyar kilovat saat olacağı öngörülüyordu. Proje tamamlandığında, yılda 50 milyar m3’den fazla su akan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde kurulan tesislerle, Türkiye toplam su potansiyelinin yüzde 28'i kontrol altına alınacak, 1.7 milyon hektarın üzerinde arazinin sulanması sağlanacaktı. GAP'ın meydana getireceği yüksek tarım ve sanayi potansiyeli sayesinde, bölgedeki gelir düzeyinin 5 kat artacağı, 2005 yılında 9 milyonu aşacak olan bölge nüfusunun yaklaşık 3.5 milyonuna iş imkanı yaratacağı hesap ediliyordu.

GAP'ta ulaşılan son nokta

Geçen yıllar içerisinde, projenin nakdi gerçekleşme oranı yüzde 43.3 düzeyinde kaldı. Gerçekleşme, sektörler baz alındığında, enerji projeleri bakımından yüzde 12, sosyal sektörlerde ise ancak yüzde 58 düzeyinde bir seviyede tutturulabildi. Fakat proje bu haliyle bile bölge ve Türkiye'ye büyük oranda ekonomik katkı sağlamayı başardı. Karakaya ve Atatürk barajları ile birlikte 1999 ve 2000 yıllarında işletmeye alınan Kralkızı, Karkamış, Dicle ve Birecik barajlarında gerçekleştirilen toplam hidroelektrik üretimi, tesislerin açılışından bugüne kadar yaklaşık 11 milyar dolar değerinde enerji üretimi sağladı. GAP barajlarının ürettiği 11.5 milyar kilovat saatlik enerji, Türkiye'nin toplam hidroelektrik enerji üretiminin yarısına yaklaştı. Harran Ovası'nda, 1995 yılında başlayan sulama sayesinde, yaklaşık 220 bin hektarlık bir alan suya kavuştu. Sulama projelerinin tamamlanmasıyla, hedeflenen toplam sulama faydasının 3 milyar dolar olacağı hesaplandı.

-
Okan KONURALP

27.08.04

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.