|
Diyarbakır
bunları konuşuyor:
PKK, “Ey Kürt Gençliği” hitabıyla başlayan
bildiri dağıtarak dağa çağırıyor
İddialara göre örgüte katılım
arttı. Gayri resmi rakamlara göre son iki ayda 250 kişi dağa
çıktı
Kimi kesimlere göre batı illerinde Kürt
istenmiyor, çünkü AB, Kürtsüz bir Türkiye amaçlıyor
Bu sayede Batı’daki Kürtler
sermayelerini bırakarak, Doğu’ya hatta K. Irak’a gidecek
Özellikle 20 Eylül’den sonra doğu’da olduğu kadar
Batı illerinde de çatışmalar artabilir
Başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu’nun hemen tüm
illerinde elden ele bir bildiri dolaşıyor. “Ey Kürt Gençliği” hitabıyla başlayan
bildiri, “Artık sabrın ve tahammülün sonu gelmedi mi? Trabzon, Balıkesir, İzmir
ve Batman’da yaşanan devlet terörüne karşı verilecek en anlamlı cevap; Fedai
Kürdistan gençliğinin özgür dağlarda buluşmasıdır” çağrısıyla devam ediyor.
Bölgedeki “en önemli merak” da bu ve benzer bildirilerin bölge gençliğinde
“Nasıl bir karşılık bulacağı.” Çünkü kimi kesimler tarafından münferit olarak
değerlendirilen ve ciddiye alınmaması gerektiği vurgusu yapılan bildiriyle
ilgili olarak, Kürt sorunun ile yakından ilgili olanlar, Genelkurmay
Başkanlığı’nın bir süre önce yaptığı açıklamayla beraber değerlendirilmesi
gerektiği iddiasında bulunuyor.
Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker
Başbuğ’un 19 Temmuz 2005’te yaptığı basını bilgilendirme toplantısında altını
çizdiği, “Zayıflamasına rağmen PKK’ya katılım oluyor. TSK ile yüz yüze
çatışmaktan kaçınmakla beraber, sadece varlığını göstermek için silahlı
propaganda yaptığını” açıklamasını hatırlatan bu kesimler, özellikle son bir
ayda PKK’ya katılımın artığını ileri sürüyorlar. Bu artışın nedeni olarak ise,
Başbakan Erdoğan’ın dile getirdiği “Kürt Sorunu gerçeğini kabul etmeliyiz”
yönündeki açıklamasıyla kayda geçirilen konuya dair uzun süredir somut hiçbir
adımın atılmamış olduğu inancı gösteriliyor. PKK’nın eylemliklerini artırmasıyla
birlikte özelikle batı illerinde meydana gelen ve hedef olarak kendisine Kürt
vatandaşlarımızı alan gösterilerin de taraflar tarafından bu inancı beslediği
savunuluyor.
İHD Bölge Temsilcisi Mehdi
Perinçek.
“AB, Kürtsüz bir Türkiye
istiyor”
ABD’nin
ve AB’nin Kürtlere yönelik projesini iyi okumak gerekmektedir. ABD’nin ki malum.
Bölgede bir Kürt devletinin kurulması için çaba harcıyor. AB ise,
Türkiye’yi bünyesine Kürdistan diye tabir edilen bölgesiz ve Kürtsüz almak
istiyor. Gene baktığımızda Kürtlerin, önemli bir sermayesi var ve bu sermayenin
çok büyük kısmı Kürt coğrafyasının dışındır.
Dolayısıyla bir dönem Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan Batı’ya yönelik göçün geriye döndürülmesi gerekiyor. Bir nevi 6-7 Eylül olayları gibi. Gidecekler ve giderken, batı illerindeki yatırımları burada kalacak. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, 6- 7 Eylül olayları sonrasında Rumlar sessiz sedasız ülkeyi terk etmişlerdi. Sorun burada! Kürtler, sessiz
sedasız gidecekler mi?
Tehditler endişe yaratıyor
PKK’nın “Güvenlik güçlerinin operasyonlara devam etmesi
halinde” savurduğu tehditler de olaya başka bir boyut katıyor. PKK, “1990’lı
yılları çok aşan ve daha çok iki halkın bir arada yaşama olanaklarını ortadan
kaldıran, aradaki köprüleri uçuran bir sürecin yaşanacağı” tehdidinde bulunması
ve “20 Eylül’den sonra olacaklardan sorumlu değiliz” demesi, bölge halkı
tarafından endişeyle izleniyor.
Endişenin nesnesini ise eski günlere dönüş korkusu
oluşturuyor. Büyük çoğunluğunun, teypler kapalıyken konuşmayı tercih ettiği
Diyarbakırlıların, PKK konusunda farklı düşünceleri var. Azımsanmayacak
çoğunluğu PKK ile Kürt sorunu arasındaki ayrımı kabul etmiş durumda ve örgüte
karşı mesafeli duruyor. Ancak gerek örgüt yandaşlarının gerekse de karşıtlarının
buluştuğu ortak nokta, “Türkiye bir iç çatışmaya doğru mu sürükleniyor?”
sorusuna verilmesi gereken ‘Doğru cevap’ ve ‘Alınması gereken doğru tedbirler”
hakkında fikir veriyor.
Diyarbakırlıların hemen tümü, batı illerinde Kürt
vatandaşlara karşı yapılan saldırıları tepkiyle karşıladıklarını ısrarla
vurguluyor. Bu ısrar kendisini, en çok batı illerinde yaşamını sürdüren
ailelerle yalnızca etnik değil akrabalık ilişkileriyle de bağlı olmasından
kaynaklanıyor. Onlara yönelik bir müdahalelerin bir an önce son bulması,
tedbirlerin arttırılması gerektiğini belirtiliyor. Başka bir anlatımla, Kürt
sorunun PKK’lı ya da onsuz mutlak çözümü ve batı illerindeki Kürt
vatandaşlarının güvenliğinin sağlanması, bölgedeki tüm hissiyatın özeti olarak
görülüyor.
Raporlar uyarıyor: “PKK’ya sempati
arttı”
Bölgeden Ankara’ya ulaşan istihbarat raporlarında da son
günlerde meydana gelen gelişmelere dikkat çekiliyor. Özellikle batı illerinde
meydana gelen gelişmeler sonrasında, örgüte yönelik sempatinin artma eğilimine
girdiği tespitinde bulunuluyor.
Görev alanı Diyarbakır kırsal alanı olan bir istihbarat
yetkilisi gelişmeleri, “Örgüt, gençler üzerinde Öcalan’ın üzerinden propaganda
yapıyor. Tecrit uygulaması adı altında avukatlarıyla görüştürülmediği
iddialarını ortaya atarak, onları dağa götürmeye çalışıyor. Bu noktada son
gelişmeler de örgütün çabasını kolaylaştırdığının kabul etmek gerekir. Hala
bölgede örgüte yönelik ciddi bir karşı duruş var. Bu karşı duruş azalma
eğilimine girmeden, batı illerindeki çatışmalarla ilgili tedbirlerin alınması
gerekiyor” diye konuşuyor.
Dağa çıkmaya hazırlanıyorlar
İstihbarat raporlarının ve resmi ağızların açıklamalarına
benzer değerlendirme de sorunun karşı tarafında, yani PKK sempatizanlarından
geliyor. Kısa bir süre öncesine kadar legal yollarla, daha çok da kültür sanat
etkinlikleriyle faaliyet yürütmeyi tercih eden bir grup Diyarbakırlı genç,
kendileriyle yaptığımız görüşmede,
ileriye dönük niyetlerini açıkça dile getiriyor. Hemen tümü yakın bir zamanda
dağa çıkmanın hazırlığı içersinde olduklarını belirtiyor.
İnsanlar tahrik
oluyor
Batı ellerinde meydana gelen gelişmeler ile PKK’nın
eylemlerini arttırma tehdidinin bölge halkında yarattığı etkiyle ilgili en net
açıklamayı ise Avukat Mesut Beştaş yapıyor. Siyasi faaliyetlerini dondurduğu
açıklayan DEHAP’ın Diyarbakır İl Başkanı Mesut Bektaş, batı illerinde meydana
gelen olaylarla ilgili olarak, “Fındık işçilerine veya çok daha öncesinden
ekonomik ve sosyal nedenlerle göç etmiş insanlara yönelen olaylar burada ister
istemez insanlar üzerinde ciddi bir etki yaratıyor. Diyarbakır sokaklarında pek
çok insan hiçbir siyasi bilince sahip olmasa dahi örneğin, Düzce’de bir fındık
işçinin öldürülmesinden dolayı tahrik oluyor. Bu bölgede o tür olaylara karşı
bir direncin ortaya çıkmaması için insan artık çok fazla neden sayamıyor” diyor.
Süreç kin
duygusu yaratabilir
Bektaş, “Peki bu tepkiler bir iç çatışma ortamı
doğurabilir mi?” sorumuzu ise endişeyle cevaplıyor. Bektaş, “İnsanlar devletin
yaratığı bir takım mağduriyetlerini örneğin tazminat yoluyla tanzim edebilirler,
ancak devlet dışı bir takım grupların yaratığı mağduriyeti nasıl telafi
edeceksiniz. Mağduriyetin boyutu o zaman değişmiş oluyor. Buradan batıya göç
etmiş bir insanın gözaltına alınması, hatta işkence görmesi farklı algılanır.
Ama yine aynı insanın çok masum bir faaliyet içindeyken, mağdur edilmesinin
uyandıracağı etki de çok farklı olur. Ben daha çok bunun “karşılıklı kine”
dönüşebileceği endişesini taşıyorum” değerlendirmesinde bulunuyor.
Batı illerinde meydana gelen saldırıların yarattığı ‘kin
halinin’ dönüşebileceği tepki şekli olarak ise Beştaş’ın değerlendirmelerini şu
başlıklarla sürdürüyor:
İntikam almak
isteyebilirler
Örneğin İnsanlar, karşılarına intikam alacakları bir grup
çıkartabilir. Bunların Türk kökenli olması da gerekmez. Diyarbakır’da bulunan
araçların yarısından fazlası batı illerinin plakalarını taşıyor. O plakaları
taşıyan araçlara ve sahiplerine saldırabilirler. Polise, askere yönelme olur.
Ama onlar silahlı olduğu için belki sağ görüşlü insanlara yönelme olur.
Batı’dan Doğu’ya göç
olabilir
Batı illerinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşların
kendilerini savunma refleksi geliştirmesinin de söz konusu olabileceği belirten
Bektaş’a göre, olayların kontrol altına alınmaması halinde, çeşitli nedenlerle
oraya göç edenler dönmek zorunda kalır. Kendisini güvende hissedeceği bir yere
gider.
Ülke
bölünebilir!
Asıl tehlike budur. İşte o zaman ülke bölünmüş olur. Öte
yandan Diyarbakır’da yaşamını sürdüren insanla, Diyarbakır’a geri dönmek zorunda
kalan insanın tepkisi farklı olur. Çünkü, küçük yaşta batıya giden oraya entegre
olan insanlar buraya döndüklerinde, bir şekilde bunu dışa vurmak isterler. Bu
dağa çıkarak da olabilir, ya da burada demokratik yollarla mücadele de
sürdürülebilir. Tüm bunlar için şu an verilecek bir cevap yok.
20 Eylül sonrası
Batı’da çatışma artabilir
90’larda yaşanan süreç yaşanmaz, ancak dramlar
çoğalabilir. O açıdan bu ülkenin geleceğini düşünen herkesin kaygı ve sorumluluk
duyması gerekiyor.Öte yandan Batı illerindeki çatışma alanları artabilir.
Türkiye Cumhuriyetinin şu gerçeği görmesi gerekir: Kuzey Irak’ta fiili bir Kürt
devleti olmasına rağmen Türkiye’deki Kürtlerin gidip orada yaşama istekleri yok.
Ama bulundukları illerin kendi
ülkeleri olmadığı sık sık hatırlatılır, oradaki güvenliği tehdit edilirse, Kuzey
Irak’a yönelik bir duygunun gelişmemesi için hiçbir neden kalmaz.
Öcalan, Kürtler için
sosyal gerçeklik
Kürtlerle Öcalan arasındaki ilişki sosyal bir
gerçekliktir. Bunu reddetmek çok gerçekçi değil. Ben Kürtlerin Öcalan ve PKK
arasındaki ilişkinin özgür bir şekilde kendileri tarafından belirlenmesi
gerektiğini düşünüyorum. Yoksa köklü çözümler gelmez. Varsın Kürt sorunu
çözülsün, Kürtler Öcalan’ı reddetsinler, isterlerse de liderleri olarak kabul
etsin. Bunun incitici bir yanı olmamalı.
Kürtler PKK’dan kopamıyor
Bölge halkı örgütü kendisinden çok bağımsız görmüyor bu
açık. Kendisinden kopuk görmüyor. Kürtler, PKK’nın ortaya çıkışını bu bölgede
yürütülen politikalarını bir sonucu olarak görüyor. Politikalar değişirse sonuç
da değişir. Sonuç şu, diliniz yasaklandığı zaman PKK ortaya çıkar, yasak
olmadığı zaman PKK ortadan kalkar. Sorunların çözümü sağlanırsa PKK’nın
farklılaşacağına inanıyorum. Bölge halkı da buna inanıyor. Ne kopabiliyor, ne de
eski günlere dönmek istiyor.
DEHAP Gençlik Kolları
Diyarbakır Sözcüsü Tuncay Ok
“PKK’ya en çok katılım 2004’te
oldu”
- PKK’ya katılımın arttığı ileri
sürülüyor.
90’lı yıllarda okul önlerine yanaşan otobüslerle dağa
adama götürüyordu. Bir nevi öğrenci servisi gibi daha servis yapılıyordu. 99
sonrası gençlik biraz daha farklı. PKK’nın silahlı güçlerini ülke sınırlarının
dışına çıkması siyaset yapma zemini oluşturdu. Biz de DEHAP gençlik kolları
olarak böyle bir atmosferde çalışma yürüttük. Ancak baskı oluştuğunda, Kürt
gençlerinin yönü daima dağlar olmuş. Örneğin son olarak yaklaşık 200 genç canlı
kalkan olmak adına Kandil dağına gittiler.
- Katılımın artmasını neye
bağlıyorsunuz?
Kentlerde legal platformda siyaset yapma olanağı
kalmadığını savunanlar dağa çıkma yönünde tercih kullanıyorlar. Özellikle son
zamanlarda gençleri dağa çağıran, davet eden bir anlayış da gelişmeye başladı.
Örneğin bazı dergiler yakın bir zamana kadar siyasi alanlarda mücadele edilmesi
gerektiğini savunurken artık yeni yayınlarından dağa katılım çağrısı yapıyor. Bu
gelişmeler düşündürücüdür.
- Katılım hangi
seviyede?
Tahmini bir sayı yok. Ancak DEHAP’ın yanı sıra bölgede
faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına ailelerden başvurular oluyor.
PKK’ya ‘99 sonrasındaki en büyük katılım 2004’te olduğunu biliyoruz.
- Örgütün 20 Eylül’den sonra yeniden harekete
geçeği yönündeki açıklaması ileriki dönemi nasıl etkileyecek?
20 Eylül’den sonra somut adımlar atılmazsa, 90’lı
yıllardaki gibi toplu katılımların olabileceği yönünde duyumlar alıyoruz.
Örgütün açıklamalarından bildiğimiz kadarıyla, yalnızca Diyarbakır ve çevresinde
yaklaşık bin kişi silahlı olarak bulunuyor.
---
Okan KONURALP
Fotoğraf: Bülent ERCAN
|