|
ARI Hareketi tarafından Infakto Araştırma Şirketi’ne yaptırılan
bir kamuoyu yoklaması, Türkiye’deki seçmenlerin AB’ye tam üyeliğe bakışının,
üyelikten beklentilerinin ve üyelik sonrasında yaşanabilecek muhtemel gelişmeler
hakkındaki düşüncelerinin neler olduğunu ortaya koyuyor. 1-15 Aralık 2005
tarihleri arasında, 15 ilin kentsel ve kırsal yerleşim birimlerinde yapılan
araştırmada, 18 yaş üstü 1216 kişilik bir örneklem
kullanıldı.
AB’ye üyelik olumlu
algılanıyor
1999 yılından
beri yapılan tüm kamuoyu araştırmaları, Türkiye kamuoyunun AB’ye tam üyeliği
olumlu algıladığını gösteriyor. Ancak tam üyeliğin ‘kötü bir şey’ olduğu
düşüncesini taşıyanların oranı 2004’te en düşük oranı olan yüzde 9’dan, 2005
Aralık ayında yüzde 18’e yükselmiş durumda.
Araştırmanın
ortaya koyduğu çarpıcı sonuçlardan birisi de, ideolojik tutumların AB’ye karşı
tutumu etkilemediği yönünde. Ankete katılanların, milliyetçilik ya da sağcılık
düzeyleriyle, AB’ye tam üyeliğe bakışları arasında ilişki bulunmuyor. AKP ve
DEHAP seçmenlerinin yüzde 93 ve yüzde 72’lik oranlarla AB’ye pozitif
yaklaştıkları görülürken, sırasıyla yüzde 56 ve yüzde 47’lik oranlarla MHP ve
DYP’lilerin daha şüpheci oldukları ortaya
çıkıyor.
Referandum olsa yüzde 70
‘evet’ diyecek
Araştırmaya
göre, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusunda bugün bir referandum yapılacak
olsa, Türk seçmenlerinin yüzde 70’i tam üyeliği destekler yönde oy
kullanacaklarını belirtiyor. Partiler bazında bakıldığında da durum değişmiyor.
AB üyeliğine ‘evet’ diyeceklerini söyleyen partililerin yüzde olarak oranları
şöyle: DEHAP (100), AKP (78), CHP (78), MHP (67), DYP
(58).
Tam üyelik 10 yıl
sonra
Araştırmaya
katılanların yüzde 50’sine yakın bir kısmı, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin
önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleşeceğine inanıyor. Katılımcıların yüzde 36’sı
ise üyeliğin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği, yüzde 32’si ise gerçekleşse bile
bunu görmeye ömürlerinin yetmeyeceği inancında.
Türkiye’deki
seçmenlerin yüzde 70’lik kısmı Avrupa Birliği’ne üyeliği kolaylaştıracak en
önemli unsurun ekonomideki muhtemel iyileşme olacağı görüşünde. İnsan haklarının
iyileşmesi ve Türkiye’nin gerekli hukuk reformlarını yapmasının yanı sıra,
ABD’nin Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemesi de üyeliği kolaylaştıracak diğer
unsurlar olarak değerlendiriliyor.
Söz konusu
değerlendirmelerdeki öncelik sıralaması, farklı parti seçmenlerine göre
değişiklik gösteriyor. AKP seçmenlerinin yüzde 70’i ekonomideki düzelmenin,
DEHAP seçmenlerinin yüzde 81’i insan haklarındaki iyileşmenin, CHP seçmenlerinin
yüzde 60’ı ekonominin yanında insan haklarındaki düzelmenin, MHP’li seçmenlerse
diğer unsurların yanında yüzde 30’luk bir oranla ABD’nin desteğini öncelik
sıralamasında dikkate alıyor.
Kamuoyunun
yüzde 41’i, Türkiye’nin Müslüman bir ülke oluşunu, AB’ye tam üyelik konusunu
zorlaştıracak bir unsur olarak görüyor.
Önce ekonomi sonra insan
hakları
Yapılan araştırma
gösteriyor ki, Türkiye’deki seçmenlerin AB’ye üyelik sonrasındaki en önemli
beklentileri ekonomik getiriler. Kamuoyunun yüzde 47’si AB’ye tam üyeliğin en
önemli iki yararından birinin ekonomik koşullardaki iyileşme olduğu kanısında.
Serbest dolaşım hakkının kazanılmasını en önemli kazanım olarak görenlerin oranı
ise yüzde 24. Parti tabanlarının AB’den beklentileri ise yine farklılık
gösteriyor. AKP ve CHP seçmenleri için daha iyi bir ekonomi (yüzde 51 ve 43),
CHP seçmenleri için temiz bir toplum ve demokrasinin yaygınlaşması biraz daha ön
planda (yüzde 31 ve 30). DEHAP seçmenleri için demokrasinin gelişmesi yüzde 66,
MHP ve DYP seçmenleri içinse ekonominin gelişmesinin yanı sıra, Türkiye’nin
uluslararası alanda gücünün artması AB’ye tam üyeliğin en önemli
getirileri.
Infakto Araştırma
Şirketi Ortağı Dr. Emre Erdoğan, araştırma ile ilgili sorularımızı
yanıtladı
“Türkler, Avrupalılarla
ortak değerlere sahip”
- Araştırmanın genel
çerçevesinde ne var?
Araştırmanın
çerçevesini kamuoyunun Avrupalılık ve Avrupa değerleri hakkındaki görüşleri
oluşturuyor. Bu araştırmanın birincil motivasyonlarından biri, Türkiye’nin temel
değerlerinin Avrupalılık değerleri açısından Avrupa kamuoyundan çok da farklı
bir konumda olmadığını göstermekti. Bu araştırmada Huntington’un ‘Medeniyetler
Çatışması’ tezinin aksine bir arada olabileceğimizi göstermeye
çalıştık.
- Kabaca hangi
yönlerimiz benzer, hangileri
farklı?
Türk kamuoyu
Avrupa ile ortak değerlere sahip ve bunun farkında. Demokrasiye sahip çıkma, en
iyi yönetimin demokratik yönetim olduğunun farkına varma, sivil toplumun önemi,
çok kültürlülük, yabancılara karşı hoşgörü gibi. ‘Medeniyetler Çatışması’ sadece
demokrasiye sahip çıkmakla alakalı değil.
- Avrupa değerlerinden,
sadece bu noktalarda mı farklılıklar
gösteriyoruz?
Toplumsal
kültür farklı. Bizim gösterdiğimiz en önemli şey, Avrupa’nın, sadece dokuz
ülkenin Protestan kültürünün oluşturduğu bir değerler bütünü olmaması. Çok
farklılıklar içeren bir kurum AB. Türkiye de orada, çeşitlilik içinde yer
alabilir. Homojen bir Avrupa’da, İngiltere, Norveç veya İsveç’in değerlerini
yansıtan bir Avrupa’da, Türkiye’nin zaten yeri olmaz. Ama Litvanya, Polonya
varsa Türkiye de olacaktır. Macaristan’ın, Polonya’nın, Malta’nın Türkiye’den
çok daha radikal oldukları yerler var. Yabancı düşmanlığında Malta ve Macaristan
daha yüksek. Kadın konusunda Polonya daha muhafazakâr. Bu yüzden Avrupa’da
yerimiz var.
- Avrupalıyız ya da
Avrupalılaşabiliriz. Hangisi
doğru?
Avrupalıların
ve Avrupa’nın değerleri var. Türkiye bu ikincisine sahip çıkabiliyor. Bireysel
değerlerde tabii ki farklılıklar var. Bu da üçüncü bulgumuza tekabül ediyor.
‘Avrupa Sosyal Değerler Çatışması’ adı altında 21 kriterde, 19Avrupa ülkesindeki
insanlardan kendilerini tanımlamaları istenmiş. Parasal, dostluk, maceraya
düşkünlük gibi sorular var. Biz de sorduk. İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın
arasında bir Akdeniz ülkesi olarak yer alıyoruz. Bireysel değerler açısından da
Türkiye, en az bu ülkeler kadar Avrupalı.
- Türkiye bir bütün
olarak girebilecek mi AB’ye?
Bunu doğrudan
sormadık. Ama Avrupalıların Türkiye’yi bölmek istediğine dair bir kanı hep var.
Ama bu, Türk halkının AB’ye tam üyelik hedefini değiştirmez. Yani bölünme
konusunda, Avrupalı devletlerin çaba harcadığını düşünüyor; “Buna rağmen
Avrupalı olmak istiyoruz” diyor.
|