|
İstanbullular, 1 Mayıs sabahı uyandıklarında, başlarına ne geleceğini
bilmiyorlardı. Gerçi günler öncesinden, DİSK tarafından 1 Mayıs’ın Taksim’de
kutlanma talebi yüzünden süren tartışmalar vardı. DİSK, kalabalık bir kitle ile
Taksim’e çıkmayı ve 1 Mayıs 1977’de 36 göstericinin öldürüldüğü katliamın
30’uncu yılında görkemli bir anma yapmayı planlıyordu.
Ancak her yıl 1 Mayıs’ta, zaten Taksim’e çıkma talebi vardı ve bu yönde
çeşitli olaylar gerçekleşiyordu. Kaldı ki bir gün öncesi, akşam saatlerine kadar
İstanbul Valiliği ile DİSK arasında pazarlık sürmüş, sonunda valilik, 20 kişilik
bir grubun Taksim’e çelenk bırakmasına razı olmuştu. Valiliğe göre, daha
kalabalık bir gösteri ‘kamu düzenini bozabilirdi’. ‘Kamu düzeni’ çok önemliydi
ve asla bozulmamalıydı.
1 Mayıs sabahına gelindiğinde, milyonlarca İstanbullu, başlarına
gelecekten habersiz, işlerine gitmek için yola çıktı. Ne de olsa kamu düzenini
korumak adına pek çok önlem alınmıştı! Ancak durakları ve iskeleleri dolduran
kalabalıklar, bambaşka bir ‘düzen’le karşılaştı. Halk, Beşiktaş, Kabataş
yönündeki tüm vapur ve Taksim’e doğru olan bütün otobüs seferlerinin iptal
edildiğini de o anda öğrendi. Üstelik her iki Boğaz köprüsünde de araçlar tek
tek aranıyordu.
Köprü geçişlerinde yaşanan tıkanıklık, trafiğin ara sokaklara kadar
şişmesine yol açtı. İnsanlar, normal zamanlarda en fazla bir saatte gittikleri
yollarda dört, yerine göre beş saat boyunca zaman geçirmek zorunda kaldı.
İstanbul’da hayat, kelimenin tam anlamıyla felç oldu. Üstelik, burada vatandaşın
hiç suçu yoktu. Çünkü ne valilik ne Emniyet Müdürlüğü, ‘kamu düzeninde bazı
aksamalar’ yaşanabileceği hususunda bir uyarı yapmayı düşünmüştü.
Sonuçta, insanlar, ya işlerine hiç gidemediler, ya öğlen
saatlerine kadar zamanlarını yollarda geçirmek zorunda kaldılar. Bu yüzden,
göstericilere de valiliğe de emniyete de sövdüler. Kamu düzeni, kamu düzenini
korumak adına felç edildi. İnsanlar yoruldu, sıkıldı, yollarda aç, susuz
kaldı.
...
Devamı Tempo'da
Enis TAYMAN
Fotoğraf:
Ergun CANDEMİR
(1013 – 3 Mayıs 2007)
|