|
Special Olympics (Özel
Olimpiyatlar) toplumsal sorumluluk projeleriyle hayatı daha bir düzgün kılmaya
çalışan Procter&Gamble’ın Migros ile yaptığı işbirliğinin meyvelerinden...
Kampanyanın dördüncü yılında 2
bin zihinsel engelli sporcu daha bağlanıyor hayata. Merkezi Washington DC’de
bulunan Uluslararası Özel Olimpiyatlar programı çerçevesinde, her dört yılda bir
Uluslararası Yaz ve Kış Oyunları, yine her dört yılda bir Avrupa, Asya, Afrika
ve Amerika Özel Olimpiyatları gerçekleştiriliyor. Her ülkenin Ulusal Oyunları
ise, iki yılda bir yapılıyor. Sekiz yaşın üzerindeki zihinsel engelli gençler,
jimnastikten haltere, masa tenisinden bowlinge; ‘spor bahane, kaynaşmak şahane’
şeklinde, yarışıyorlar birbirleriyle.
Türkiye’de Özel Olimpiyat
çalışmaları, 1982 yılında başlıyor. Ve Prof. Dr. Hıfzı Özcan’ın başkanlığını
yaptığı ÖSSED (Özel Sporcular Spor Eğitim ve Rehabilitasyon Derneği), Dilek
Sabancı’dan dünyanın dört bir yanındaki Türk gönüllülere, günden güne
büyüyor.
Göz yaşartan
goller
8-10 Haziran tarihleri arasında Helsinki’de düzenlenen turnuvaya, 15
ülkeden özel mi özel sporcular katıldı bu sene. Belçika, Danimarka, Estonya,
Finlandiya, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan,
Polonya, Rusya, Yunanistan ve Türkiye’den özel futbolcuların maçlara başladığı
stada doğru yola çıkıyoruz biz de.
Turnuvanın açılışı için Finlandiyalı bir rock grubu sahnede prova
yapıyor. Helsinki’deki ‘Popstar’ yarışmasından isimler da açılışta sahneye
çıkacak. Popstar çılgınlığı burada da var anlayacağınız. Minik minik kızlar,
çığlık çığlığa camlara yapışmış, içerideki yarışmacıları görmeye çalışıyorlar.
Üzerlerinde Popstar’ın en popüler ismi, yakışıklı Ari tişörtleri, fotoğraf
çekmeye çalışıyorlar.
Küresel ısınma kendisini burada da göstermiş. Dağların karı erimeden hava
30 derece. Helsinki yemyeşil. Avrupa Futbol Turnuvası’nın düzenlendiği stat,
Rusya’dan Lüksemburg’a, Danimarka’dan Türkiye’ye, sporcuların üniformalarıyla
rengârenk. Üçü yedek, 10 kişiden oluşma Türkiye takımı, sabah 06:00 itibariyle
başlamış idmana. 15’er dakikalık iki yarı şeklinde yarım saat yapılıyor maçlar.
Macaristan’la olan maçlarında 4-1’lik yenilgiyle çocukların moralleri
biraz bozulmuş. Lakin bunun ardından gayet de iyi bir takım olan Hollanda’yı 3-1
yenecekler ve neşeleri yerine gelecek. Hollanda oyuncularının yaşları
bizimkilerden hayli büyük. Süper paslar atıyorlar ama sanki kale fobileri var,
kaleye yanaşamıyorlar.
Çocuklar gol attıkça, UEFA kupasına koşan Galatasaray için sevinir gibi
seviniyor herkes. Gözleri yaşarıyor çoğunun. Sanki hiçbir gol bu kadar
sevindirmez, sanki hiçbir futbolcu attığı gole bu kadar sevinemez gibi. Her gol
sonrası koçlarının yanlarına koşup
sarılmaları, eller kollar havaya “Oley, oley!!” diye bütün sahayı turlamaları...
Siyah oyuncularla tokalaşmaya
korkanlar
Special Olympics sayesinde pek çok engelli çocuk, ilk kez yurtdışına
çıkıyor. Pek çok engelli çocuk, kendi küçük dünyalarından başka dünyalar da
olduğunun farkına varıyor. Türk takımının gönüllü koçu Ali Üredi, şimdiye
kadarki seyahatlerden anılarını anlatıyor. Çocukların, siyah oyuncularla
karşılaştıklarında, siyah olmamak için tokalaşmadıklarını ve sonradan nasıl da
birbirlerine ısındıklarını vs. Sonuç itibariyle Special Olympics için seçilen
çocukların maddi durumları pek de iyi sayılmaz. Çoğunun annesi ev hanımı,
babaları da ya apartman görevlisi ya da şoför.
Bu sene Şişli, Tuzla, Fatih ve Kadıköy bölgesindeki okullardan seçilmiş
sporcular. Ve aralarında sıkı oyuncular da yok değil. Mesela büyük ihtimal
Beşiktaş kulübüne transfer olacak Ahmet Ramoğlu. Ahmet’in annesi ev hanımı,
babası güvenlik görevlisi. Ailenin dört çocuğundan biri Ahmet, Macaristan maçı
sonrasındaki Hollanda-Türkiye maçında da maharetlerini gösteriyor ve takımın
kazanmasını sağlıyor. Her attığı golle gözleri parlayarak oradan oraya koşan
minik Yakup’u da unutmayalım.
Hollanda maçı sonrası, “Türkiye, Türkiye” diye bağırarak stadın kafesine
geliyor çocuklar. Diğer oyuncularla konuşmaya çalışıyorlar, “Thank you very
mass” diye bağırıyor Rıdvan. Rıdvan’ın en sevdiği futbolcu Appiah. En sevdiği
kulüp de Fenerbahçe bu durumda. “Seneye yine kupa bizim” diyor Fenerbahçe için.
Altı ay gece, altı ay gündüz yaşayan Finlandiya’nın uzun mu uzun gündüzleri
biraz şaşırtmış çocukları. Biz bile uykusu şaşmış insanlarız. Çocuklara artık ne
demeli. Üzerine bir de, sabah 06:00’dan akşamüstüne kadar süren bir koşturma.
Sonuç itibariyle bütün koşturmacaya ve çabaya değiyor ve Türkiye, İsviçre’yi 2-1
yenerek finale kalıyor. Ve final de, Macaristan’a 3-0 yenilerek birinciliği
Macaristan’a bırakıp, ikinciliği alıyor, gümüş kupayı kucaklıyor çocuklar. Yok
böyle bir sevinç.
Maçlar bitince, stadın kafesinde muhabbet devam ediyor. Danimarka
takımının koçu yanaşıyor yanımıza. “İyi oyundu” diyor; “Tebrikler”. “Nasıldır?”
diyoruz, “Böylesi özel çocuklarla çalışmak”. “Bilmem” diyor, “Ben hiç
ayırmıyorum ki diğerlerinden”. Türk takımının gönüllü koçu Ali Üredi’yse, bir
aile gibi görüyor çocukları. Kocaman, büyük bir aile. Özel ve de güzel
çocukların, “Türkiye, Türkiye!!!” sloganları eşliğinde, dalıyoruz Helsinki’nin
yemyeşil parklarındaki hayata.
_______________________
Berrin KARAKAŞ
(1020 – 21
Haziran 2007)
|