Bu
ülkede 13 illegal Kürt partisi faaliyette. İddialara göre PKK, yan kolu Havar
adı altında Suriye'de örgütleniyor ve zamanında üs olarak kullandığı ülkede,
yakında saldırılara başlayacak
■ ■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
■
Akşam karanlığı bastırmıştı. Suriyeli
ajanın eli tetikteydi. Ankara’nın onayı bekleniyordu. Abdullah Öcalan birazdan
‘Mahsun Korkmaz Akademisi’nin kapısından içeri girecekti. Her zaman yaptığı
gibi, uydu telefonundan dağ kadrosunu arayacaktı. Bunda bir sakınca görmüyordu.
Her ne kadar terör faaliyetlerini Türkiye’ye karşı gerçekleştirse de Suriye’de
barınıyordu. Üstelik başkent Şam’da ve bu ülkenin işgali altındaki Lübnan’ın
Bekaa Vadisi’nde herkesin gözü önünde militanları kamplarda eğitim görüyordu.
Abdullah Öcalan telefonun ahizesini kulağına götürdüğünde, içi C4 patlayıcısı
dolu minibüsün de tetiği çekildi.
Karanlığı büyük bir ışık huzmesi deldi.
Öcalan’ın sesi duyulmuyordu. Ajanların birbirini kutlama anı kısa sürdü. Çünkü
Öcalan yine telefondaydı. Demek ki ölmemişti. Çünkü minibüs, belirlenen noktadan
100 metre
ileriye park edilmişti.
Belki de Türkiye-Suriye ilişkilerinin
dönüm noktası, bu başarısız ‘Mercedes Operasyonu’nun gerçekleştirildiği 1996
yılı olmuştu. Çünkü Türkiye, bu vesileyle kararlılık mesajı vermişti. Devamı da
gelecekti. Ama bu seferki daha sert olacaktı. İki yıl sonra, 16 Eylül 1998’de,
dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Hatay’da, sınıra oldukça
yakın bir birlikte öyle bir konuşma yaptı ki sanki birkaç saat sonra Türk
Silahlı Kuvvetleri, Suriye’ye girecekti. Adeta savaş tamtamları çalıyordu.
Basın, sınıra asker sevkıyatı yapıldığını, uçaklarımızın semalarda daha sık
görüldüğünü yazdı. Uluslararası mekik diplomasisi yine tüm hızıyla işliyordu.
ABD ve AB, bugün olduğu gibi, Türkiye’ye itidal çağrısında bulunuyordu. Ama
baskı işe yaradı. Abdullah Öcalan, Suriye’den çıkarıldı, macerası Kenya’da son
buldu.
...
Devamı Tempo'da
Cemal SUBAŞI
(1041 – 15 Kasım 2007)
|