|
İstanbul
Valiliği, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) geçen pazar günü Abide-i
Hürriyet’te yapmak istediği mitinge izin vermeyince, aynı günün akşamı
Okmeydanı, Bağcılar, Küçükçekmece, Gazi Mahallesi ve Beyoğlu’nda korsan
gösteriler yapıldı. Okmeydanı Piyale Paşa Caddesi’nde, göstericiler ve polis
arasındaki çatışma saatlerce sürdü, pek çok otomobil, dükkân zarar gördü.
Aslında, her şey görmeye alışık olduğumuz korsan gösteriler gibi başladı ve
bitti. Göstericilerin büyük bir kısmı dövülerek gözaltına alındı, bir kısmı ara
sokaklara kaçtı, grup dağıldı.
İşte tam o
anda, caddenin başında yeniden sloganlar yükselmeye başladı. Ancak bu
seferkiler, “Vatan sana canım feda” diye bağırıyorlardı. Bir grup Çevik Kuvvet
polisi, askeri düzende, ayaklarındaki postalları yere vura vura caddeyi bir
baştan diğer başa yürüdü. Polis bu kez, copla, biber gazıyla yetinememiş olacak
ki, gösteriye gösteriyle karşılık verdi.
Bu görüntüler,
“Polisin böyle bir gösteri yapmaya hakkı var mı?” sorusunu gündeme getirdi.
İnsan Hakları Derneği Genel Merkez Yöneticisi Ayşe Yılmaz, bu soruya,
“Kesinlikle hakları yok” diye yanıt veriyor. Yılmaz, “Eylemcilerin yaptığı
kanunen yasadışı bir gösteriyse, polisin yaptığı da yasadışıdır. Yani, polis bir
taraftan eylemcilere yasadışı gösteri yaptıkları gerekçesiyle copla, biber
gazıyla saldırıyor. Sonra kendisi, slogan atıp rap rap yürüyerek korsan gösteri
düzenliyor. Bu kabul edilemez bir şey. Polisin de yasalara uyması lazım”
diyor.
Peki, bu
yürüyüş, polisin insanları sindirmek için kullandığı yeni bir yöntem mi? Yılmaz, “Hayır” diyerek şöyle devam
ediyor: “Polis aynısını, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde düzenlenen eylemlerde de
birkaç kez yaptı. Ama en çok şehrin ‘varoş’ diye tabir ettiğimiz, yoksul
insanların yaşadığı alanlarda yapıyor bu gösterileri.”
Polisin bu tür
gösteriler yapmaktaki amacının gövde gösterisi olduğunu söyleyen Yılmaz,
“Kesinlikle gövde gösterisi. Polis, son zamanlarda hemen hemen her etkinlikten
sonra insanlara saldırıyor. İnsan hakları aktivisti olarak, hiç insani
bulmuyoruz bu tür tutumları. Sadece eylemin muhataplarından değil, hatta
onlardan da öte, çevresindekilere korku salmayı amaçlayan militarist bir
eylemdir bu. ‘İşkenceye sıfır tolerans’ deniyor. İstanbul’da, Ankara’da,
İzmir’de ‘dur’ ihtarına uymadığı iddiasıyla, son bir ay içinde beş kişi hayatını
kaybetti. Çok vahim bir durumdayız. Demokratik kitleyi sindirme politikasıdır
bu” diye devam ediyor.
Yılmaz’a göre;
Polis Salahiyeti ve Vazife Kanunu’nda, polisin yetkilerinin artırıldığı son
değişikliklerin, yaşanan olaylarda büyük bir payı var. Yılmaz, polisin orantısız
güç kullanımına ilişkin İnsan Hakları Derneği’ne yapılan başvuru sayısında artış
olduğunu söylüyor.
Polis Vazife
ve Salahiyet Kanunu’nda, polisin gösteri yapabileceğine dair herhangi bir madde
bulunmadığı gibi, buna imkân tanıyan bir ifade de geçmiyor.
Daha önce de
yürüdüler
Bu, polisin yaptığı ilk gösteri değil. Çevik
Kuvvet, 16 Aralık 2000’de, toplu bir eylem yaptı. İstanbul Gaziosmanpaşa’da
Çevik Kuvvet aracının taranması sonucu iki polis öldü. Dönemin İçişleri
Bakanı
Sadettin Tantan’ın katıldığı cenaze töreninin ardından, üç bin
Çevik Kuvvet polisi İstanbul’da büyük bir gösteri yaptı. Valilik önünden
yürüyüşe geçen polis memurları, Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü önüne
geldiklerinde silahlarını havaya kaldırıp slogan attı. Bu eylem, Cumhuriyet
tarihinde, polisin ilk toplu eylemiydi. Olayın ardından, gösteriyi organize eden
ve yönlendiren polis memurları meslekten ihraç edildi.
|