|
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Soli Özel'e göre, Türkiye dört elle Batılı değerlere sarılmalı. Çünkü eğer ABD ile İran yakınlaşırsa, bizim 'stratejik ortak', emlak değeri şu an Türkiye'den
daha kârlı olan İran'la iş pişirebilir. Özel'e göre 2008, İran-ABD ilişkilerine endeksli bir yıl olacak
TEMPO: 2007’yi kapatırken,
sizce en önemli gelişmeler ne oldu? Bunlar 2008’e nasıl
yansıyacak?
SOLİ ÖZEL: Birtakım sürprizlerle karşılaştık 2007’de.
Toplandı toplanacak derken, Annapolis Zirvesi yapıldı. Daha çarpıcı olanı,
Amerikan istihbarat örgütlerinin 16’sının bir arada hazırladıkları ulusal
istihbarat tahminiydi. Rapor, “İran nükleer silah üretmektedir” yargısından
vazgeçip, “İran bu programı dondurmuştur” dedi. Gerçi tüm boyutlarını üç-beş ay
sonra anlayabiliriz. Ama İran meselesinde bir dönemeç geçildi. Böylece, 2008’in
yaz ayları için pek çok insanın koktuğu İran’a askeri hareket ihtimali
sıfırlanmadıysa bile ciddi ölçüde düştü.
T.: Annapolis niye bu kadar
önemliydi?
S.Ö.: 48 ülke katıldı. Dikkat çekici iki ülke yoktu. Irak
ve Kuveyt. Fiilen işgalci güç olduğu Irak temsilci göndermedi. Kuveyt de ABD’nin
en çok askerini barındıran ülke konumunda. Annapolis’e gidenlerin çoğu,
Filistin-İsrail barışını sağlamaktan çok, İran’a karşı cephe oluşturmak amacıyla
oradaydı. Suriye’nin gitmiş olması önem taşıyordu. Arap devletlerinin en önemli
kaygıları, İran’ın körfezdeki büyük üstünlüğünün dengelenebilmesi, bunu yaparken
de Suriye’yi İran’dan koparmaktı ki, lafı çok edilen Şii hilali kırılmış olsun.
T.: Yani Ortadoğu İran’a mı
kilitli olacak?
S.Ö.: Tüm dengeleri etkileyen İran meselesi hallolmadan,
bölgede hiçbir sorunun çözülmesi mümkün değil gibi geliyor.
T.: ABD İran ilişkileri
nereye gidebilir?
S.Ö.: Araplar İran’dan çok korkuyorlar. Ama daha
korktukları şey, İran-ABD mutabakatı. Dolayısıyla ABD raporunun çeşitli Arap
devletlerinde hem rahatlama hem panik yarattığını düşünebiliriz. Fakat gerçekten
ABD ile İran arasında bir mutabakat yolu açıldıysa, o zaman İsrail-Filistin
sorununda da ret cephesine çarpmadan bir yerlere varmak mümkün olabilir belki.
Gerçi bu, Amerikan iç siyasetinin, İsrail üzerinde ne kadar baskı yapılmasına
izin vereceğine bağlı. Aynı zamanda İsrail iç siyasetinin de işgal altındaki
topraklardan çekilmeyi ne ölçüde sindirebileceğine bağlı.
T.: İran’la ABD arasında sorun kalmazsa ne
olur?
S.Ö.: ABD ile İran arasındaki bir mutabakat, Irak’ta da
ülke bölünmeden tarafların birbirleriyle anlaşarak bir siyasi sistem yerleştirme
ihtimalini artıracak. Ama Arap devletleri resmi ve gayri resmi olarak Sünni
direnişi destekliyor; Şii-Arap iktidarını İran’ın bir uzantısı olarak görüyor.
ABD-İran anlaşması sayesinde, Şiilerin, Sünnilerle iktidarı paylaşması açısından
açık olmalarını bekleyebiliriz. Diğer taraftan Şiilerin iktidarını
perçinleyeceğini göz önünde bulundurursak, Sünni-Arap devletlerinin ne
diyeceğini kestiremeyiz. Bu arada, “İran üzerinde baskılar işliyor, o zaman
ambargodan vazgeçmeyelim” şeklinde de bir görüş var. ABD’liler Çinlileri üçüncü
ambargo için ikna etmişler. Rusları da ikna ederlerse bu da mümkün.
T.: Irak’ta Şiilerle Sünniler
kavgaya devam edecek mi?
S.Ö.: Iraklı Şiilerin, Sünnilere yer açmaları Sünnilerin
de o yeri beğenmeleri gerekiyor. İran’ın ve Körfez ülkelerinin buna ikna
edilmesi gerekiyor. Böyle olursa sorun çözülebilir.
T.: Filistin sorununda
Annapolis Zirvesi’nin somut etkileri görülebilir
mi?
S.Ö.: Aslına bakarsınız, Filistinliler artık partiyi
kaybetmiş durumda. Davalarının meşruiyeti, şiddete düşkünlükleri nedeniyle,
büyük ölçüde eridi. Stratejik olarak da denge bölgede Maşrek’ten (Mısır, Ürdün,
Lübnan ve Suriye’yi kapsayan ve sözlük anlamı ‘Doğu’ olan sözcük) körfeze (Basra
Körfezi) kaymıştır. Ayrıca paradoksal biçimde Filistin-İsrail meselesi, Arap
milliyetçiliğinden çok, İslamcılık açısından önemli hale geliyor. İkinci olarak
stratejik önemini yitirmiştir. Bir de İsrail devleti, nihayet var olan koşulları
sürdürmenin akıl karı olmadığını anlamış bulunuyor. Yine de 1967 savaşından
önceki sınırlar konusunda bir anlaşmaya varır mı belli değil.
T.: İran ile İsrail
arasındaki husumet ne olur o zaman?
S.Ö.: İran’ın İsrail’e gösterdiği husumetin çok kalıcı
olacağını sanmıyorum. İranlılar pragmatik olabilirler. Kaldı ki 1980’lerde
İsrail’le sıkı işbirlikleri gerçekleştirdiler. Ayrıca İran’da 30 bine yakın
Yahudi yaşıyor ve diğer İslam ülkelerindeki Yahudilerden daha iyi durumdadırlar.
Netice itibariyle hepsini birbirine bağlayacak olan İran’dır. İran’ın gücü kabul
edilip, bu ülkenin de sorumlu davranması karşılığında İran, Irak ve Filistin
meselesinde adım atma ihtimali yükselebilir.
T.: Ahmedinecad’ın Chavez ile
görüşmesi yeni bir bağlantısızlar hareketinin temelleri olabilir
mi?
S.Ö.: Çok önemsememek lazım. Üçüncü dünya zaten yok.
Aslında varken de yoktu.
T.: İran-ABD yakınlaşması
Türkiye’yi nasıl etkiler?
S.Ö.: İran ile Suriye’nin Türkiye’yi düşman etmek gibi
lüksleri yok. Kaldı ki Kürtlerin bağımsızlığına karşı, Türkiye, Irak, İran ve
Suriye arasında hep bir mutabakat vardır. Tabii, İran’la ABD’nin bir mutabakata varmalarıyla
Türkiye’nin durumu değişebilir. Türkiye, 1975-79 arasında silah ambargosuna
uğradı. Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği’ne komşu bir ülkenin nasıl bu kadar
kolay cezalandırılabildiğini düşünmek lazım.
Çünkü o sırada İran’ın ABD ile çok yakın ilişkileri
vardı, Sovyetler Birliği’ni dinleyebiliyordu. Yani İran’ın coğrafi konumu o gün
de, bugün de Türkiye’den aşağı kalmaz. İran’la iş pişirmiş bir ABD açısından,
Türkiye, coğrafi önemini bir ölçüde yitirecektir. Bu yüzden Türkiye’nin, İran’la
rekabet edebilmesi için önümüzdeki günlerde ‘değerleri’ önem kazanacak.
Yani laik, demokrat, kapitalist ve Batılı olmayı
sürdürdükçe, İran’la coğrafi olarak eşite benzer durumunda avantaj elde
edebilir. Ayrıca, dünyanın en önemli bölgesi, Basra Körfez’inden Hazar’a uzanan
enerji havzasıysa, İran’ın bu iki denize kıyısı var. Coğrafi olarak çok önemli
yani. Bizim biraz bunları düşünüp, coğrafyamız dışında da kendimizi önemli
kılacak bir noktaya gelmemiz gerekiyor. Tabii, ABD ile İran ilişkileri,
İran’daki rejimin daha ılımlı muhaliflerin yörüngesinde dönüşmesine yol açarsa,
yarın öbür gün çok farklı bir İslami anlayışla ortaya çıkabilir. Türkiye türban
takarken, İran’da türbanlar fora da edilebilir. Hemen olmaz tabii, ama İran’ın
böyle bir potansiyeli var.
T.: Kürtler demiştiniz. Kürt
devleti kurulacak mı?
S.Ö.: Kurulmayacak gibi duruyor: Kerkük de Kürtlere
yedirilmeyecek gibi duruyor.
T.: Türkiye Kuzey Irak’a
girerse ne olur?
S.Ö.: Kürtlerin yelkenlerindeki hava boşalmış durumda.
Türkiye de Kürtlerin geçmişteki statüye dönmeyeceklerini kabul etmek zorunda
kaldı. Sanırım bundan sonrasını siyasi olarak değerlendirmek gerekecek.
T.: ABD’deki 2008 Başkanlık
seçimleri, Ortadoğu’da bir şeyleri değiştirir
mi?
S.Ö.: En fazla abdest tazelemiş olacak ABD. Süreç devam
eder. Ama mesela, seçim yılında bir ABD Başkanı’nın İsrail’in üzerinde baskı
kuracağını sanmam.
__________________
Enis TAYMAN
Fotoğraf: AP
(1046 – 20
Aralık 2007)
|