Tempo Online

 
SON DAKİKA
Küresel Isınma : Avrupa Uzay Ajansı, buzulların kapladığı alanın uydudan ölçümlerin başladığı 1978'den sonraki en alt seviyesine indiğini ve Avrupa'dan Büyük Okyanus'a kutup üzerinden kestirme deniz yolunun açıldığını duyurdu   Irak : Irak'taki radikal Şii lideri Mukteda Sadr'a bağlı siyasi hareket, Şii koalisyon hükümetinden çekilme kararı aldı   Turizm : Antalya'ya hava yoluyla gelen turist sayısının 6 milyona yaklaştığı bildirildi   Afganistan : İngiltere, Taliban'ın Afganistan'daki İngiliz askerlerine saldırılarda Çin yapımı silahlar kullandığını bildirerek, Çin'e şikayette bulundu   Secret : Rhonda Byrne'ın yazdığı ve dünyada çok satanlar arasında ilk sıralarda yer alan ''Secret (Sır)'' adlı kitap, Türkiye'de de 4 aydır okurların en çok tercih ettiği eser oldu  
Savaşçı Çerkesler
Üç bin el tetikte

Osetya, Türkiye'nin Kafkasya hattını tetikledi. Sıkılan ilk merminin ardından 150 Türk milis sınırı aştı. Sakarya'dan Hatay'a gönüllü listeleri hazırlandı. Ateşkes tansiyonu düşürdü.

Gürcistan ile Rusya arasında Güney Osetya yüzünden patlak veren savaş, Türkiye’nin Kafkas hattını tetikledi. İlk merminin patlamasının üzerinden 24 saat geçmeden, Türkiye’den 150 savaşçı, Abhazya ve Osetya’ya ulaştı. İstanbul, Sakarya, Düzce, Bilecik, Bursa, Eskişehir, Kayseri ve Hatay’dan binlerce genç, gönüllü yazıldı. Ateşkesle birlikte tansiyon düştü. Ancak 500’ü hazır kıta olmak üzere üç bin savaşçı tetikte bekliyor. Tempo, 1992’de Abhazya’da savaşan ve her an cepheye gitmeye hazır olan Türklerle konuştu

 

Abhaz güçlerinin başkent Sohum’u yeniden ele geçirmek için başlattığı son taarruz bütün şiddetiyle sürerken, Alper gökyüzünden gelen ve giderek yaklaşan bir ıslık sesiyle irkildi. Başını ıslığın geldiği yöne doğru kaldırdığında artık çok geçti. Gürcü mevzilerinden fırlatılan bir havan mermisinin üzerine doğru geldiğini fark etti. 81 milimetrelik havan, Alper’in iki metre uzağına düştü. Havanın düştüğü yer bir şemsiye gibi açılırken, Alper üzerine gelen toz bulutuyla birlikte göğe yükseldi. Havan mermisinin Alper’in yakınına düşmesi aslında hayatını kurtarmıştı. Patlamanın basıncıyla havaya fırlayan Alper’in sadece bacakları parçalanmıştı.

 

Biraz ilerideki mevzide çarpışan ‘Türkiyeli General’in durumu ise hiç de iç açıcı değildi. Burnundan fışkıran kan yüzünden gözünün önünü göremeyen Türkiyeli General, kopan sol el başparmağına uzanmaya çalışıyordu. Parmağı alamadı, çünkü sağ eli de parçalanmıştı. Ayağa kalkmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.

 

Ateş hattını geçmeyi başaran savaşçılar, bir battaniye bulup Türkiyeli General’i üzerine yatırdılar. Üniformasını boydan boya kestiler. Patlama sırasında 49 şarapnel parçası isabet eden Türkiyeli General’in her yerinden kan fışkırmaya başladı. Cephe gerisindeki sahra hastanesine yetiştirilen Türkiyeli General, 11 kez ameliyat edildi. Bacaklarından kopup giden etlerin yerine, kalçasından alınan parçalarla dolgu yapıldı. 26 gün yoğun bakımda kaldı.

 

Gebze BElediyesi'nden cepheye

 

Öldüğü sanılırken, 55 gün sonra yeniden ayağa kalkıp cepheye dönen bu komutan, Gebze Belediyesi’nin memurlarından Şendoğan Kayıt’tan başkası değildi. Şendoğan Kayıt, 1992 yılında, emekliliğine bir yıl kala gittiği Abhazya’da savaş patlak verince cepheye koştu. Fakat savaşın beşinci günü Sohum düştü. Sivillerin tahliye edildiği Rus gemisiyle Türkiye’ye döndü. Belediyedeki görevinden istifa edip, 10 gün sonra 38 kişiyle birlikte yeniden Abhazya’ya gitti.

 

Generalliğe kadar yükselen Kayıt, Abhazya’nın bağımsızlığı için savaştı. Savaşın bitiminde ise, Türkiye’den giden savaşçılar arasında ‘ulusal kahramanlık madalyasıyla’ ödüllendirilen tek kişiydi. Barış görüşmelerinde de yer alan Kayıt, daha sonra Abhazya’nın kurucu meclisinde parlamenter oldu.

 

Kafkaslar’da savaşan Türkiyeli savaşçıların peşine düştüğümüzde, görüştüğümüz bütün kaynaklar bize Şendoğan Kayıt ismini verdi. Düzce’ye ulaştığımızda, Kayıt, yeniden cepheye gitmek için yola çıkmak üzereydi. Gözünü televizyondan, cep telefonunu kulağından ayırmayan Kayıt, aldığı son haberler üzerine gidişini erteledi. Kayıt’ı sevince boğan haber, Kodor Vadisi’nden geliyordu.

 

Telefonda Abhazca konuşan kişi, vadinin tamamını aldıklarını, Sıvanlar’ın yaşadığı tepeye bayrağı diktiklerini söylüyordu. 2001 yılında operasyon düzenlediği bu bölgenin ele geçirilmiş olmasına seviniyor, Abhazya’nın doğal sınırlarına şimdi ulaştığını söylüyordu. Eşi ve çocuğu tatil için Abhazya’da bulunan Kayıt, bir ay sonra yola çıkacak. Bu sefer savaşa değil, Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 15’inci yıldönümü törenlerine katılacak.

 

Kum kosteriyle çıkarma

 

Konu, Türkiye’den giden savaşçılara geldiğinde, Kayıt pek konuşmak istemiyor. “Türkiye’nin Kıbrıs’a yaptığı gibi, biz de Abhazya’ya barış harekâtı yaptık, döndük” diyor.

 

Silah arkadaşlarından Alper Kobaş, başlıyor anlatmaya. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik Haberleşme Mühendisliği son sınıf öğrencisi iken, ailesine bile haber vermeden savaşa giden Kobaş, Gagre hariç bütün cephelerde savaşmış. Havan saldırısında bacakları parçalanan Kobaş, kum kosteriyle yaptıkları çıkarmayı anlatıyor. 283 kişinin katıldığı çıkarmada çok sayıda zayiat verilmiş ama koridor açılarak içerilere doğru girilmiş. Bu çarpışmayı TRT Ankara Radyosu, “Abhaz güçleri denizden çıkarma yaptı, üç koldan Sohum’a doğru ilerliyorlar” diye duyurmuş.

 

Bugün özel sektörde kalite kontrol sistem sorumlusu olarak çalışan Kobaş, savaşa giderek büyükbabasının vasiyetini yerine getirdiğini düşünüyor, cepheye gitmek için yine hazır olduğunu söylüyor.

 

Söz tekrar Kayıt’a geçiyor. Kayıt, başından vurulduğu anı anlatıyor: “Grad füzeleri atılıyor bize. Yanımdaki çocuk bir anda parçalandı, sol kolu kafamın üzerinden geçti. O sırada sıcak diye miğferi çıkarıp yere çökerken Grad’ı yedik. Kafam önümü eğik. Ersin Ağabey ayakta, ayaklarını görüyorum. Çantamdaki sargı beziyle Ersin Ağabey’den kafamı sarmasını istiyorum.

 

O da şoka girmiş, ‘Ya ne saracağım, kafan paramparça olmuş’ diyor. ‘Sar’ diye ısrar ediyorum. ‘Vallahi kafan paramparça’ diyor! Vurdum aşağıdan, kendine geldi. Toparlanınca sardı kafamı. Kendisi de sol kasıktan yemiş. Onu da sardık. Kafamda kalan şarapnel parçasının birini Gebze’de çıkardılar. Görme bozukluğu oluştu. Fakat geceleri 30 metre ileride siyah telle yapılmış bubi tuzaklarını bile görür oldum.”

 

Yedinci ayda Stinger füzeleri geldi

 

‘Batalyon’ denilen 550 kişilik gruplara komutanlık yapan Kayıt, ilk başlarda tıbbi ve askeri lojistik anlamda büyük zorluklar çektiklerini anlatıyor. Askerler yaralandığında yardım gelene kadar acı çekmemeleri için ya da acısız ölmeleri için her defasında 350-400 adet morfin dağıttığını söylüyor. Giydikleri üniformaları ise, Türkiye’den getirdiği kot pantolonlar karşılığında Rus birliklerinden sağlamış. Amerikan kot pantolonları yasak olduğundan, o zamanlar çok değerliymiş. Yokluk nedeniyle esir almak da yasakmış. Esir aldığında, “Türkiyeli komutan yine ‘misafir’ getiriyor” diye dalga geçerlermiş.

 

Bir gün bir tank ve 12 esir almışlar. Bir asker, yerde yatan askerleri taramış, beşi ölmüş. Neden yaptığını sorunca, “Bak şimdi ekmek, su istemiyorlar” yanıtını almış.

 

60 Kalaşnikof ile savaşa başladıklarını anlatan Kayıt, bütün silahları Gürcülerden temin ettiklerini söylüyor. İlk başta hareket etmeyen bir tankları olduğunu, arada bir çalıştırıp sesini Gürcülere duyurduklarını gülerek anlatan Kayıt, “Savaş bitene kadar toplam 105 tank ele geçirdik” diyor.

 

Ancak savaşın yedinci ayından itibaren Stinger füzeleri edindiklerini, daha sonra da üstünlüğün kendilerine geçtiğini ifade ediyor. Çok sayıda uçak ve helikopter düşürdükleri ısıya duyarlı güdümlü füzelerin hangi kanaldan geldiğini açıklamak istemiyor. Düşürülen uçakların fotoğraflarını gösterirken, “Türkiye’den bir çakı bile gelmedi” diye sitem ediyor. Daha sonra bol miktarda Grad füzeleri de edinmişler. Gagre ve Sohum’u geri aldıktan sonra savaş Abhazların lehine dönmüş.

 

OMON birliklerinden eğitim aldık

 

Türkiyeli savaşçılardan bir diğeri Ali Akba. Şu anda turizmcilik yapan Akba, savaşa gittiğinde 22 yaşındaymış. Üsküdar’da görüştüğümüz Akba, Türkiye’den uçakla Soçi’ye, oradan da deniz yoluyla Abhazya’ya geçmiş. Tabii seyahat bu kadar basit olmamış. Silahı alıp hemen cepheye gitmemiş.

 

Rusların özel OMON Birlikleri tarafından 45 gün süren bir eğitime tabi tutulmuş. Bir çeşit özel tim gibi yetiştirilmiş. Ardından cephelere gitmiş. Tkorçal, Oçamçıra, Yukarı Yeşira, Aşağı Yeşira, Gumısta ve Şrom cephelerinde çarpışmış. Yaralanmış ama iyileşmiş. Savaş bittikten sonra altı yıl daha Abhazya’da kalmış.

 

İstanbul’da öğretmenlik yapan, adını vermek istemeyen başka bir savaşçı ise Gagra, Şrom, Godor, Oçamçıra başta olmak üzere bütün cephelerde savaşmış. 1992 savaşında olduğu gibi bugün de hayatını adamaktan çekinmeyeceğini söylüyor. 1992’de savaşa götürmek için üç-beş kişiyi zor bulduklarını ancak bugün bin, iki bin kişinin rahatlıkla sokağa döküleceğini söylüyor.

 

Son günlerde cepheye gidenleri yakından takip ettiğini ve görüşmelerinin devam ettiğini belirten isimsiz savaşçı, Osetya’ya Muş tarafından gidenlerin olduğunu söylüyor. Son saldırının ardından Abhazya’dan Osetya’ya bin kişi gitmiş, bunların yüzde 80’i 1992 savaşına katılmış. Abhazya’dan Osetya’ya yardım etmek fiziki olarak zor olsa da, helikopterlerin olduğunu, artık dağların kolayca aşılabildiğini söylüyor. 

 

1992 savaşına katılan ve sayıları 120 ile 300 arasında değişen savaşçıların hikâyeleri aslında ortak. Geçmişle bugün arasında değişen tek şey rakamlar. Savaşçılarla görüşmelerimiz sürerken, Kafkas dernekleri, kapılarını zorlayan genç gönüllüleri sakinleştirmekle uğraşıyor.

 

Uzayıp giden gönüllü listelerindeki savaşçı sayısı yüzlerle değil, artık binlerle ifade ediliyor. Uzak şehirlerde olup da savaşa gitmek isteyenler, internet üzerinden ev adreslerini ve kimlik bilgilerini yolluyorlarmış. Yetkililerle görüşerek kesin rakamı öğrenmeye çalışıyoruz. Gönüllü rakamlarını binlerle ifade ediyorlar. 

 

Deneyimli savaşçı Şendoğan Kayıt ise, Abhazların yoğun olarak yaşadığı İstanbul, Sakarya, Düzce, Bilecik, Bursa, Eskişehir, Kayseri ve Hatay’daki gönüllü sayasını 3 bin olarak veriyor. Kayıt, en az 500 kişilik bir hazır kıtanın yarın yola çıkacak şekilde beklediğini söylüyor.

 

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı İrfan Argun’un tahminine göre, savaş başlar başlamaz yola çıkanların sayısı yüzün üzerinde. Bu kişilerin ilk önce Osetya’ya gitmek için yola çıktığını belirten Argun, gerçek rakamın önümüzdeki günlerde belli olacağını söylüyor.

 

Osetyalıları çatısı altında toplayan Alan Kültür ve Yardım Vakfı Başkanı Remzi Gür ise daha temkinli. Türkiye’den Güney Osetya’ya savaşmaya gidenlerin olmadığını, orada ihtiyaç da bulunmadığını söylüyor. Gitmiş olanlar varsa, bunları da ‘ferdi girişler’ olarak niteliyor. Osetlerin temkinli davranışına karşılık, savaş gönüllüsü Abhaz gençleri, objektiflerimize poz vermekten çekinmiyor, “Düğüne gider gibi savaşa gideceğiz” diyorlar.

 

Cepheye gitmek isteyen gönüllü gençlerden 31 yaşındaki Ferda Atarba, 1992 savaşı sırasında 14 yaşında olduğunu, savaşa gidemediği için çok üzüldüğünü söylüyor. “O şerefe nail olamadığım için üzülüyorum” diyen Atarba, gerektiğinde savaşa gitmek için hazır olduğunu belirtiyor. 31 yaşındaki Suat Sazba, 1992’deki savaşın kendisini uyandırdığını söylüyor.

 

15 yıl içinde davayı ve ülkelerini daha çok benimsediklerini anlatan Sazba, bir vatanının bağımsızlığı için mücadele etmenin gurur verici bir şey olduğunu söylüyor. 28 yaşındaki Ersen Buluşan, gerektiğinde hiç düşünmeden gideceğini, bunun için hazırlık bile yapmaya gerek olmadığını söylüyor.

 

27 yaşındaki Yavuz Azınba, yüzyıllardır adı belli bir vatanlarının olduğunu, bunu korumak için ne gerekiyorsa yapacağını belirtiyor. 38 yaşındaki Şamil Yaşba ve 34 yaşındaki Yener Asugba ise bir savaş durumunda 3 bin olarak ifade edilen savaşçı sayısını az buluyor. Tahminlerin çok üstünde bir insan kitlesinin cepheye koşacağını söylüyor.

 

Gönüllüler arasında kadınlar da var. Hemşirelik yapan Noyan, Gogua, Tamara öğrenci Kutarba ve iç mimar Ülkü Aşıpha, uzaktaki vatanları için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını söylüyor. Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi üyesi Tayfun Aşba ise, gece gündüz demeden, gözünü internetten ayırmadan, kulağından telefonu düşürmeden savaşa gitmek için başvuruda bulunan gönüllülerle ilgileniyor. Aşba’nın telefonu neredeyse hiç susmuyor. Arayanlar, savaşa giderken kendilerinin unutulmaması için hatırlatmada bulunuyor.

 

Hiç şüphesiz Kafkasyalıların en büyük özelliği, savaşı bilen insanlar olması. 1992’den itibaren Abhazya, G. Osetya ve Çeçenistan’da bu özelliklerini sergilediler. Şimdi de 350 bin nüfuslu ülkelerini korumak için 500 bin Abhaz tetikte bekliyor.



İlk kurban Seba'nın yeğine

 

1992 savaşında Abhazya’ya giden Türkiyeli savaşçılardan Efgan Çağlı, Bahadır Özbur, Hanefi Aslan, Vedat Akar, Zafer Alış Argun hayatını kaybetti. İlk kurban Çağlı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) İstanbul Bölge Müdürlüğü görevinde bulunan, Beşiktaş’ın eski başkanlarından Süleyman Seba’nın öz yeğeni. Abhazya yönetimi, Çağlı’nın orada defnedilmesini istemiş, ancak ailesinin ısrarı üzerine Sakarya’ya getirilmiş. Çağlı, Seba’nın da katıldığı törenle Soğuksu Köyü’ne defnedilmişti. Kardeşinin annesinden gizli savaşa gidişini anlatırken gözleri dolan ağabeyi Hakan Çağlı, “Keşke oraya gömülseydi” diyor. 

 

''Eteklerimiz erkeklere verip cepheye gittik''

 

Türkiye’den giden savaşçılar, kahramanlıklarının yanı sıra korkulu rüyalarını da anlatmaya başlıyorlar. Savaşçılar, en çok Gürcülerin ‘Sniper’ kızlarından korktuklarını itiraf ediyor. Tetik tertibatı oldukça hafif olan bu ölümcül silahlar, Gürcü cephesinde genellikle kadınlar tarafından kullanıyormuş. 2 bin 500, 3 bin metreden attıklarını vuruyorlarmış. Şendoğan Kayıt, “Bizi Gürcülerin Sniper kızları yaktı” diyor. Fakat çok geçmeden Türk kızları yetişmiş imdada.

 

Cepheye giden ilk kadın savaşçı Birgül Açua Çuaz. O günlerde bir yayınevinde editörlük yapan Çuaz, Abhazya’ya savaşmaya giden ve aralarında kuzeni Soner’in de olduğu gençlerin hikâyesini araştırmak üzere yola çıkmış. Aynı zamanda gazetecilik yapan Çuaz, bir süre sonra mesleği bırakıp savaşçı olmuş. Çuaz’ın da Abhaz olduğunu sonradan öğrenmiş cephedekiler. Kadın ve erkek savaşçılar, Çuaz’ın askeri kamuflajı, ayağında çizmesi, sırtında tüfeğiyle bütün cephelerde savaştığını anlatıyor. Çuaz, 1999’da beyin kanaması sonucu Moskova’da hayatını kaybetmiş.

 

Birgül Açua Çuaz’dan sonra Elif Yar, Figen Yar, Zeliha Demirel, Ayşegül Aşoğlu ve Yeşim İlkuçar, ailelerinden gizlice cepheye gitmiş. Gürcülerin ‘Sniper’ kızları karşısında fena halde sinen erkek savaşçılar, Türk kızlarının gelmesiyle moral bulmuş. Ellerine silah bile almayan bu kızların, iğne deliğinden bile kurşun geçirdikleri yönündeki rivayetler tüm cepheye yayılmış.

 

Bu haber üzerine cephede moraller tavan yapmış. Türkiyeli komutan Şendoğan Kayıt, kızları alıp bütün cepheleri dolaştırmış. Keskin nişancı zannedilen kızlara birer şarjör boşalttırmış. İyice havaya giren kızlarsa, kendileriyle röportaj yapan yerel televizyona, “Etekleri erkeklere bırakıp cepheye” geldik deyince Türkiye’de kıyamet kopmuş. Daha sonra hastanede göreve başlayan kızlar, askerlerin yaralarını sarmaya başlamış. Bir süre sonra Ayşegül Aşoğlu’nu götürmek üzere babası gelmiş. Komutan Kayıt, endişeli babayı, cephenin İstanbul’dan daha güvenli olduğuna ikna etmiş.

 

İstanbul’da bir otel işleten Aşoğlu, cephede yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

 

“Türkiye’de yardımlar toplandı, resmi yerlerle gidip görüşmeler, Ankara’da oturma eylemleri yapıldı. Onlardan bir sonuç alamıyorduk. O sırada çocukluk arkadaşım Efgan’ın cepheden ölüm haberi geldi. Burada yapacak bir şey kalmayınca hemen yola çıktık. Oraya vardıktan sonra, bir cenazeye katıldık. Bomba atılmış, 39 kişi yanarak ölmüştü. Hastanede yaralılara yardım ettikten sonra, ‘İyi ki gelmişiz’ dedik. Yıllar sonra yaşanan son çatışmalar üzerine bana telefon açıp ‘Hadi gitmiyor musun?’ diyenler oldu.” 

 

Kızlar savaşın ortalarına doğru geri dönmüş. Ancak Yeşim İlkuçar sonuna kadar orada kalmış. Hatta savaştan sonra da Abhazya’ya yerleşmiş. Şu anda İstanbul’da güvenlik sektöründe çalışan İlkuçar, unutamadığı sahnelerden birini şöyle anlatıyor:

“Abhazya’da birinci dereceden yakınını kaybedenler siyah giyinir.

 

Savaşta herkes yakınını kaybettiği için herkes siyah giyiniyordu. Yaralıları taşıyan helikopter, çatışmaların sürdüğü karşı tepeden havalandığında, hastane önündeki siyah güruh hareketlenmeye başlıyordu. Helikopter, hastane bahçesine indiğinde etrafını sarıyor, sonra da çığlıklar atıyorlardı. Çünkü kimi oğlunu, kimi eşini görüyordu.

 

Hastanenin arka kapısında ise daha farklı bir manzara vardı. Hayatını kaybedenler, damperli kamyonlara koyulup öyle çıkarılıyordu. Kamyonun kasası yükseltildiği için kanlı kefenlerde yatanları yakınları görmüyordu. Yanlarından geçip gidiyordu. Kamyon şehir merkezine gidince ölülerin sahiplerine haber veriliyordu.” Abhazya Dayanışma Komitesi üyesi Taygun Aşba, İlkuçar’ın her helikopter sesi duyduğunda irkildiğini ve aynı duyguları yeniden yaşadığını söylüyor.



Muhammet Tokcan’ın Komutanı, Şamil Basayev’in silah arkadaşı

Muhammet Emin Tokcan, 16 Ocak 1996’da Rusya’nın Çeçenistan’ı işgalini protesto etmek amacıyla sekiz arkadaşıyla birlikte Trabzon-Soçi seferini yapmaya hazırlanan Avrasya adlı feribotu 211 yolcu ve mürettebatıyla kaçırmış, 72 saat sonra teslim olmuştu. Af yasasıyla hapisten çıkan Tokcan, 22 Nisan 2001 gecesi İstanbul Beşiktaş’taki Swissotel’i 12 adamıyla birlikte işgal etti, 120 kişiyi rehin aldı.

 

Tokcan’ın her eyleminden sonra istihbaratçılar, Şendoğan Kayıt’ın Hendek’teki evinin yolunu tutuyordu. Bunun sebebi ise Tokcan’ın Abhazya bağlantısıydı. Tokcan ve arkadaşları, Türkiyeli General Şendoğan Kayıt komutasındaki birliklerde çarpışmışlar. Kayıt, cepheden tanıdığı askerleriyle yıllardır bağlantısı olmadığını anlatana kadar uzun uzun dil döküyormuş her seferinde. Tokcan’ın akrabaları da şu anda Abhazya’da yaşıyor.

 

Kayıt, adını Çeçen savaşında duyuran Şamil Basayev’i de tanıyor. Abhazya’da zaman zaman aynı cephelerde çarpışmışlar. Basayev ile ortak eylemleri var. Başkent Sohum’u yeniden ele geçirmek üzere düzenlenen geniş çaplı saldırıyı birlikte düzenlemişler. Kayıt, parlamento binasını, Basayev de tren istasyonunu ele geçirmek üzere saldırmış. Ancak yoğun bombardıman nedeniyle geri çekilmek zorunda kalmışlar. Ağır yaralanan Kayıt, sahra hastanesinde Abhazya Cumhurbaşkanlığı’nın doktorları tarafından ameliyat edilmiş.

 

Abhazya'yı Demirel yaktı

 

Türkiye’nin Gürcistan’a yaptığı askeri yardımlar medyada yer bulmazken, Kuzey Kafkas kökenli vatandaşlar arasında kıyamet kopuyordu. Abhazlar, internetteki forumlarda, “Vergilerimizle alınan silahlar Gürcistan’a hibe ediliyor, Gürcistan askerleri Türk subaylar tarafından eğitiliyor, daha sonra bu askerler Abhazyalı kardeşlerimize ateş ediyor. Bu nasıl kardeşliktir, sorarız size!” diye tepki gösteriyorlardı.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Ağustos 2004 günü Gürcistan gezisinde söylediği, “Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” sözleri, ipleri iyice kopardı. Gürcistan’ın Osetya saldırısıyla birlikte Abhazlar, tepkilerini yüksek sesle duyurdu.

 

Her ne kadar Çerkeslerin ordu ve istihbarat başta olmak üzere devletin önemli kademelerinde yer aldığı söylense de içeride durum farklı. Özellikle Abhazlar, hükümetin Kafkasya politikasını Gürcü kökenli bakan ve vekillerin belirlediğini ve kendileriyle ilgilenilmediğini düşünüyor.

 

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı İrfan Argun, bugün gelinen noktayı, “Türkiye’yi yönetenler, bizden şeytandan kaçar gibi kaçıyor” şeklinde özetliyor. Argun, dönemin başbakanı Süleyman Demirel’i suçluyor ve o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “22 Temmuz 1992’de Yeltsin ile Şevardnadze, Soçi’de buluştular. Rusya’nın Abhazya’nın yanında mı olması, yoksa Gürcistan’ı mı desteklemesi gerektiği tartışılıyor. Birkaç gün içinde Abhazya’nın dize getirilmesi konuşuluyor. Bu gelişmelerden habersiz olan Abhazya, bir gün sonra egemenliğini ilan ediyor. 24 Temmuz’da ise bütün kabine Türkiye’ye geliyor.

 

O zaman başbakan Süleyman Demirel. Bir hafta uğraştık, görüşemedik. Demirel, 30 Temmuz’a kadar kesinlikle görüşme kabul etmedi. 30 Temmuz’da Süleyman Demirel, Gürcistan’ın toprak yapısı ile ilgili anlaşmayı imzalamak üzere Tiflis’e gitti. Yanında Hasan Ekinci var, Refaaddin Şahin var, Türkiye’nin en büyük Gürcü işadamları var. Refaaddin Şahin, Hasan Ekinci, Demirel’in etrafındaki en önemli bakanlardan ve Gürcü kökenli. Militan Gürcü. Bunlarla beraber gittiler, üniter devlet anlaşmasını imzaladılar. Biz de ertesi günü heyeti Abhazya’ya geri gönderdik.

 

Gürcistan, 1921 Anayasası’na dönünce, 12 Ağustos’ta Abhazya, söz konusu anayasada Abhazya ile ilgili hüküm olmadığını belirterek, konuşma teklif etti. Cevap 14 Ağustos’ta geldi. Gürcistan bize saldırdı. Gerisi malum...

 

Bağımsızlıktan bu yana geçen 15 yılda da Abhazya’yı yönetenlerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler arasında en ufak bir ilişki sağlanamadı. Son olarak Abhazyalı yetkililerinin resmi ziyaretleri bile önce kabul edildi, sonra ne olduysa farklı kanallardan iptal edildi. Maalesef Türkiye, Abhazya’ya karşı çok samimi bir davranış içinde olmadı. Çerkes camiası olarak çok üzgünüz.”

                                              __________________

M. Yaşar DURUKAN

 

(1081 – 21 Ağustos 2008)

25.08.08



[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.