Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Şehirlerin altındaki başka şehirleri çekiyor

Emre Şahin, eşiyle birlikte kurduğu yapım şirketiyle çektiği ilk filmi 'Çanta' ile ödül almaya devam ederken, History Channel'a 'Şehirlerin Yeraltı Gizemleri' belgeselini çekiyor. Önümüzdeki kasım ayında bir kısmı Türkiye'de geçecek bir de dram çekmeye hazırlanıyor

Emre Şahin
Emre Şahin

Gazeteci Haluk Şahin’in oğlu Emre Şahin. Ama onu sayfalarımıza taşıyan bir gazetecinin oğlu olması değil. Kendi deyimiyle; eşek gibi çalıştığı Los Angeles’ta yapım şirketinin olması ve ilk filmiyle iki festivalden ödül kazanması, History Channel’a şehirlerin yeraltındaki gizemlerini çekiyor olması...

 

Çektiği ilk 13 bölüm yayımlanmış bile. Kanal devamını da istemiş. Belki bu belgesel uzun metraj bir filme ve bir kitaba dönüşecek yakında. Sadece belgesel çekmiyor Şahin. İlk filmi ‘Çanta’ uzun bir kısa filmmiş ama şimdi uzun bir dram çekmeye hazırlanıyor.

Konu Bağdat’ta başlayıp Türkiye’ye uzanıyor. Los Angeles’ta dokuz yıldır çalışıyor olması ya da herkesin artık onun işine saygı duyması yetmiyor Şahin için.

 

Kendi ülkesinde, Türkiye’de de var olmak istiyor filmleriyle. Amerika’da da gösterilen ‘Kurtlar Vadisi’yle dalga geçildiğini, bunun kanına dokunduğunu ve Türklerin daha iyi iş yapabileceklerini göstermek istediğini söylüyor. Amerikalı eşiyle birlikte çalışıyor. Arayı uzatmadan sürekli İstanbul’a gelip gidiyor. Gelişlerin birinde, onunla yapacaklarını konuştuk.

 

----------------------------------------

TEMPO: Geçen yıl yaptığınız film çalışmasıyla ABD’de ödül almışsınız. Ve galiba filmin bir kısmı İstanbul’da geçiyor...

EMRE ŞAHİN: 2004 yılında çektik ‘Çanta’ filmini. 2006’nın başında da göstermeye başladık. Uzun bir kısa filmdi ‘Çanta’. Ortak bir çantanın etrafında geçen bir hikâyeydi. Beni bu filmi yapmaya zorlayan da İstanbul’du. Aslında ABD’de televizyon kanallarına belgeseller çekiyoruz. Los Angeles’ı bırakmadan Türkiye’de de işler yapmanın ilk adımıydı ‘Çanta’. Türkçe çektik ve sonra festivallere gönderdik. Aşağı yukarı 35 tane festivale girdi. En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kısa Film ödülünü aldık. Hindistan’dan İrlanda’ya film her yerde gösterildi. Hâlâ gösterilmeye devam ediyor.

 

- Üzerinde çalıştığınız, ‘Şehirlerin Yeraltı Gizemleri’ belgeselini anlatabilir misiniz?

Fikir olarak ilk önce History Channel’a bir bölüm sattık. Aslında başta sadece İstanbul’u yapacaktık. Fakat öyle çok beğendiler ki, bizden başka şehirleri de kapsayacak şekilde 13 bölüm çekmemizi istediler. Şehrin altında kalmış ve artık pek çok kişinin varlığından bile haberdar olmadığı gizemleri çekecektik.

 

Yerebatan gibi yerleri de çekecektik tabii. Bu arada filmi çekerken fark ettik ki Yerebatan’ı bile her Türk bilmiyormuş. Özellikle Sultanahmet civarlarının bir cennet olduğunu keşfettik. Four Season Hotel’inin yanında Konstantin’in sarayı varmış. Yer üstünde iki yerde parçaları var. Ama bakkalların, halıcıların altında esas sarayın parçaları. Aşağılara indikten sonra devam eden pek çok tünel bulduk.

 

Bir halıcının altında mesela askerlerin yaşadığı 5-6 oda duruyordu. Yerebatan’ın dışında aşağı yukarı bilinen 78 tane sarnıç var mesela. Tarihçiler 300’e yakın olduğunu tahmin ediyor bu sayının. Bunlardan bir tanesi Nakkaş diye bir halıcının altında. Yedikule Zindanları’nın yeni bölümlerinde çok güzel yerler var. Sadece İstanbul değil, Paris, Londra, New York, Roma, Berlin, Napoli, Budapeşte’de çekimler yaptık. Şimdi History Channel bizden 13 bölüm daha istiyor. Meksika’ya gidip Maya kültürünün izlerini yeraltında arayacağız.

 

“Fotoğraflayıp arşivliyoruz”

 

- Uzun metrajlı bir filme dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?

Evet, hem uzun metraj film haline dönüştüreceğiz hem de kitap olarak yayımlamayı düşünüyoruz. İlk bölümlerde fotoğraf çekmedik ama şimdi her gittiğimiz yeri fotoğraflayarak arşivliyoruz.

 

- Şehirlerin altında en çok etkilendiğiniz yer neresi oldu?

Türkiye’de hipodromun altına girmek inanılmaz heyecan vericiydi. Şişme botlarla uzun mesafeler gidebildik. 30’a yakın oda var. Ve gerçekten oraya indiğinizde şehrin altında başka bir şehir var diyebiliyorsunuz. Budapeşte de çok ilginçti. Doğal mağaralar üzerine kurulu bir şehir. Mağaralardan evlere girebiliyorsunuz. Roma ve Paris çok enteresandı. Tamamen yeraltı şehirleriyle dolu. Zaten yeraltında yaşayanların tarihçesi Hıristiyanlığın doğuşuna kadar uzanıyor. Biz de çok enteresan yerler bulduk. Berlin’de de İkinci Dünya Savaşı’nın izlerini bulduk yerin altında.

 

- Başka bir proje var mı?

Kasım ayı gibi uzun metrajlı bir dram çekmeye başlayacağız. Kasım ayı gibi çekmeye başlayacağız. Film Arapça, İngilizce ve Türkçe olacak. Üç hikâye iç içe. Oyuncuların bir kısmı Türk, bir kısmı yabancı olacak. Konu Bağdat’ta geçiyor. Bir kısmı da Türkiye’de çekilecek. İki gazeteci Irak’ta kaçırılıyor ve onların başından geçenler filmi oluşturuyor.

 

- Türk sinema sektörü çok lokal ve içine kapalı. Yeni yüzlere açık değiller. Sizi kabul edeceklerini düşünüyor musunuz?

Zor ama bunu çok istiyorum. Biliyorum çok içine kapalılar ve yeni bir insana iş yaptırmıyorlar. Ama kendi yaptıkları şeyi de hiç tatmin edici bulmuyorum. Sonuçta iş yapan insanlar var. Böyle oldukları için de uluslararası projeler yapamıyorlar. Fatih Akın, Ferzan Özpetek yapabiliyorsa biz de yapabiliriz.

 

“İçinde ve dışında olacağım”

 

- Akın ve Özpetek Türk. Ama yurtdışında yaşıyorlar ve orada çalışıyorlar. Türk sinema sektörünün içine girseler iş yapabileceklerini düşünüyor musunuz?

Haklısınız. Hayır. Ama benim de bir ayağım Los Angeles’ta, bir ayağım Türkiye’de olacak. Yani onlar gibi hem içinde hem dışında olacağım Türkiye’nin.

 

- Türkiye’de iş yapmak sizin için neden bu kadar önemli?

Romantik tarafı olabilir söylediklerimin. Ben burada büyüdüm, sonra Amerika’ya gittim. Mantıklı bir açıklaması yok bunun. İnsan yaptığı işle kendi ülkesinde var olmak istiyor. Türkiye, özellikle de İstanbul sinematografik açıdan çok özel bir yer. Ama ne doğru dürüst kendimizi tanıtabiliyoruz, ne sinema yapabiliyoruz. Mesela ‘Kurtlar Vadisi’ Amerika’da gösterildiğinde çok dalga geçtiler. Bu da insanın kanına dokunuyor. Türk sineması denince insanların aklına öyle filmler geliyor. “Biz de iyi şeyler yapabiliyoruz” demek istiyorum. Hepimizde milliyetçilik var, aşırı olmadıkça güzel bir şey bu.

                                                                _____________________

Yasemin YURTMAN

Fotoğraf: Ergun CANDEMİR

 

(1005 – 8 Mart 2007)

14.03.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.