|
Gazeteci Haluk
Şahin’in oğlu Emre Şahin. Ama onu sayfalarımıza taşıyan bir gazetecinin oğlu
olması değil. Kendi deyimiyle; eşek gibi çalıştığı Los Angeles’ta yapım
şirketinin olması ve ilk filmiyle iki festivalden ödül kazanması, History
Channel’a şehirlerin yeraltındaki gizemlerini çekiyor olması...
Çektiği ilk 13 bölüm
yayımlanmış bile. Kanal devamını da istemiş. Belki bu belgesel uzun metraj bir
filme ve bir kitaba dönüşecek yakında. Sadece belgesel çekmiyor Şahin. İlk filmi
‘Çanta’ uzun bir kısa filmmiş ama şimdi uzun bir dram çekmeye hazırlanıyor.
Konu
Bağdat’ta başlayıp Türkiye’ye uzanıyor. Los Angeles’ta dokuz yıldır çalışıyor
olması ya da herkesin artık onun işine saygı duyması yetmiyor Şahin için.
Kendi
ülkesinde, Türkiye’de de var olmak istiyor filmleriyle. Amerika’da da gösterilen
‘Kurtlar Vadisi’yle dalga geçildiğini, bunun kanına dokunduğunu ve Türklerin
daha iyi iş yapabileceklerini göstermek istediğini söylüyor. Amerikalı eşiyle
birlikte çalışıyor. Arayı uzatmadan sürekli İstanbul’a gelip gidiyor. Gelişlerin
birinde, onunla yapacaklarını konuştuk.
----------------------------------------
TEMPO: Geçen yıl yaptığınız film
çalışmasıyla ABD’de ödül almışsınız. Ve galiba filmin bir kısmı İstanbul’da
geçiyor...
EMRE ŞAHİN: 2004 yılında çektik
‘Çanta’ filmini. 2006’nın başında da göstermeye başladık. Uzun bir kısa filmdi
‘Çanta’. Ortak bir çantanın etrafında geçen bir hikâyeydi. Beni bu filmi yapmaya
zorlayan da İstanbul’du. Aslında ABD’de televizyon kanallarına belgeseller
çekiyoruz. Los Angeles’ı bırakmadan Türkiye’de de işler yapmanın ilk adımıydı
‘Çanta’. Türkçe çektik ve sonra festivallere gönderdik. Aşağı yukarı 35 tane
festivale girdi. En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kısa Film ödülünü aldık.
Hindistan’dan İrlanda’ya film her yerde gösterildi. Hâlâ gösterilmeye devam
ediyor.
- Üzerinde çalıştığınız, ‘Şehirlerin
Yeraltı Gizemleri’ belgeselini anlatabilir misiniz?
Fikir olarak ilk önce History Channel’a bir bölüm sattık. Aslında
başta sadece İstanbul’u yapacaktık. Fakat öyle çok beğendiler ki, bizden başka
şehirleri de kapsayacak şekilde 13 bölüm çekmemizi istediler. Şehrin altında
kalmış ve artık pek çok kişinin varlığından bile haberdar olmadığı gizemleri
çekecektik.
Yerebatan gibi yerleri de çekecektik tabii. Bu arada filmi çekerken
fark ettik ki Yerebatan’ı bile her Türk bilmiyormuş. Özellikle Sultanahmet
civarlarının bir cennet olduğunu keşfettik. Four Season Hotel’inin yanında
Konstantin’in sarayı varmış. Yer üstünde iki yerde parçaları var. Ama
bakkalların, halıcıların altında esas sarayın parçaları. Aşağılara indikten
sonra devam eden pek çok tünel bulduk.
Bir
halıcının altında mesela askerlerin yaşadığı 5-6 oda duruyordu. Yerebatan’ın
dışında aşağı yukarı bilinen 78 tane sarnıç var mesela. Tarihçiler 300’e yakın
olduğunu tahmin ediyor bu sayının. Bunlardan bir tanesi Nakkaş diye bir
halıcının altında. Yedikule Zindanları’nın yeni bölümlerinde çok güzel yerler
var. Sadece İstanbul değil, Paris, Londra, New York, Roma, Berlin, Napoli,
Budapeşte’de çekimler yaptık. Şimdi History Channel bizden 13 bölüm daha
istiyor. Meksika’ya gidip Maya kültürünün izlerini yeraltında arayacağız.
“Fotoğraflayıp
arşivliyoruz”
- Uzun metrajlı bir filme dönüştürmeyi
düşünüyor musunuz?
Evet, hem uzun metraj film haline dönüştüreceğiz hem de kitap olarak
yayımlamayı düşünüyoruz. İlk bölümlerde fotoğraf çekmedik ama şimdi her
gittiğimiz yeri fotoğraflayarak arşivliyoruz.
- Şehirlerin altında en çok
etkilendiğiniz yer neresi oldu?
Türkiye’de hipodromun altına girmek inanılmaz heyecan vericiydi.
Şişme botlarla uzun mesafeler gidebildik. 30’a yakın oda var. Ve gerçekten oraya
indiğinizde şehrin altında başka bir şehir var diyebiliyorsunuz. Budapeşte de
çok ilginçti. Doğal mağaralar üzerine kurulu bir şehir. Mağaralardan evlere
girebiliyorsunuz. Roma ve Paris çok enteresandı. Tamamen yeraltı şehirleriyle
dolu. Zaten yeraltında yaşayanların tarihçesi Hıristiyanlığın doğuşuna kadar
uzanıyor. Biz de çok enteresan yerler bulduk. Berlin’de de İkinci Dünya
Savaşı’nın izlerini bulduk yerin altında.
- Başka bir proje var mı?
Kasım ayı gibi uzun metrajlı bir dram çekmeye başlayacağız. Kasım ayı
gibi çekmeye başlayacağız. Film Arapça, İngilizce ve Türkçe olacak. Üç hikâye iç
içe. Oyuncuların bir kısmı Türk, bir kısmı yabancı olacak. Konu Bağdat’ta
geçiyor. Bir kısmı da Türkiye’de çekilecek. İki gazeteci Irak’ta kaçırılıyor ve
onların başından geçenler filmi oluşturuyor.
- Türk sinema sektörü çok lokal ve içine
kapalı. Yeni yüzlere açık değiller. Sizi kabul edeceklerini düşünüyor
musunuz?
Zor
ama bunu çok istiyorum. Biliyorum çok içine kapalılar ve yeni bir insana iş
yaptırmıyorlar. Ama kendi yaptıkları şeyi de hiç tatmin edici bulmuyorum.
Sonuçta iş yapan insanlar var. Böyle oldukları için de uluslararası projeler
yapamıyorlar. Fatih Akın, Ferzan Özpetek yapabiliyorsa biz de
yapabiliriz.
“İçinde ve dışında
olacağım”
- Akın ve Özpetek Türk. Ama yurtdışında
yaşıyorlar ve orada çalışıyorlar. Türk sinema sektörünün içine girseler iş
yapabileceklerini düşünüyor musunuz?
Haklısınız. Hayır. Ama benim de bir ayağım Los Angeles’ta, bir ayağım
Türkiye’de olacak. Yani onlar gibi hem içinde hem dışında olacağım Türkiye’nin.
- Türkiye’de iş yapmak sizin için neden
bu kadar önemli?
Romantik tarafı olabilir söylediklerimin. Ben burada büyüdüm, sonra
Amerika’ya gittim. Mantıklı bir açıklaması yok bunun. İnsan yaptığı işle kendi
ülkesinde var olmak istiyor. Türkiye, özellikle de İstanbul sinematografik
açıdan çok özel bir yer. Ama ne doğru dürüst kendimizi tanıtabiliyoruz, ne
sinema yapabiliyoruz. Mesela ‘Kurtlar Vadisi’ Amerika’da gösterildiğinde çok
dalga geçtiler. Bu da insanın kanına dokunuyor. Türk sineması denince insanların
aklına öyle filmler geliyor. “Biz de iyi şeyler yapabiliyoruz” demek istiyorum.
Hepimizde milliyetçilik var, aşırı olmadıkça güzel bir şey bu.
_____________________
Yasemin YURTMAN
Fotoğraf: Ergun
CANDEMİR
(1005 – 8 Mart 2007)
|