|
|
Dalai Lama - Matthieu
|
|
|
Matthieu Ricard dünyanın
sayılı Budizm uzmanlarından biri. İkisi best-seller olmuş birçok kitabın yazarı.
Eski bir moleküler biyoloji uzmanı, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı. Ancak Bay
Ricard, bütün bu saydıklarımızdan çok daha iddialı, tüm dünyayı kendisine hayran
bırakacak bir başka vasfa daha sahip: O, bilim adamlarına göre “dünyanın en
mutlu adamı”.
Üstelik mutluluk sırlarını,
biz bedbaht dünyalılarla paylaşacak kadar cömert ve yüksek gönüllü. Çünkü
Matthieu Ricard gezegenimizi daha mutlu bir yer haline getirmek için üşenmeyip
‘Mutluluğa Övgü’ adlı bir kitap yazdı. Gerçi insan, kendisi hakkında biraz
araştırma yapınca yazarın yaşam öyküsünü, kitaplarından daha çok merak
ediyor.
1946 yılında, Paris’te
dünyaya gelen Matthieu Ricard’ın çocukluğu anne ve babası sayesinde Fransa’nın
tanınmış entelektüel simalarıyla iç içe geçiyor. Ricard’ın –sonradan Budist
rahibe olan- annesi Yahne Le Toumelin, sürrealizm akımında eser veren bir
ressam. 2005’te hayatını kaybeden babası Jean-François Revel ise
Fransa’nın tanınmış felsefe yazarlarından ve gazetecilerinden biri. Paris’te
özel Janson-de-Sailly Lisesi’nde öğrenim gören Ricard’la aynı okuldan mezun
ünlüler arasında aktör Jean Gabin, eski Fransa cumhurbaşkanlarından Valéry
Giscard d’Estaing ve eski Fransa başbakanlarından Lionel Jospin var.
Bilim adamlığından Budizm’e radikal
geçiş
İlk kez 21 yaşındayken
Hindistan’ı ziyaret eden Matthieu Ricard, burada Tibetli Budist rahiplerle
tanıştı. Bu ilk yolculuğun ardından ülkesine geri dönen Ricard, Pasteur
Enstitüsü’nde Nobel ödülü sahibi François Jacob’un gözetimi altında doktorasını,
üstün başarıyla tamamladı. Moleküler biyoloji alanında uzmanlaşan Ricard,
üniversite çevrelerinde kendi kuşağının en umut veren biyologlarından biri
olarak kabul ediliyordu. Ancak radikal bir karar alıp, henüz 26
yaşındayken bilimsel kariyerini bir kenara bıraktı ve Himalayalar’a yerleşti.
Kendisini Budizm’in en eski okulu olan Nyingma geleneğinin ustalarından, Kangyur
Rinpoche’nin yanında çalışmaya adadı.
Daha sonra ise Dalai
Lama’nın öğretmeni olan Dilgo Khyentse Rinpoche’nin ölümüne kadar asistanlığını
yaptı. Şu anda 60 yaşında olan ve Nepal’deki Şenşen Manastırı’nda kalan Ricard,
30 yaşından bu yana bekâr, keşiş hayatı yaşıyor. Himalayalar’ın ruhani
liderlerini, halkını, coğrafyasını yansıtan birçok kitap ve dergide yayınlanan
fotoğraflar çekiyor. Bazı Budist metinlerinin çevirisini yapıyor. Çalışmalarının
tüm geliri, Tibet’teki okul ve hastanelerin finansmanı için kullanılıyor.
Geleceği parlak genç
Matthieu, Tibet Budizmi hakkında izlediği filmlerden etkilenip üniversiteyi
bırakınca, ardından da Hindistan’a taşınınca, babası haliyle bu durumdan pek
memnun olmamış. Ricard’ın bu sıra dışı hayatı Fransa’da da büyük ilgi gördü.
1998 yılında baba-oğulun diyaloglarından “Keşiş ve Filozof” adlı kitap,
Fransa’da tam 500 bin sattı. Kitap, eleştirmenler tarafından modern
felsefe hakkında, okuyucuyu bilgilendiren en yaratıcı çalışmalardan biri olarak
kabul ediliyor. “Mutluluğa Övgü” ise daha kolay okunan, Ricard’ın etrafa yaydığı
sükûnete okuyucuların da ulaşmasını sağlamaya yönelik bir kitap. Tüm bu
saydıklarımızdan da anlaşılacağı gibi çok yönlülük Ricard için mutluluğunun
anahtarı.
Budizm mutluluğun garantisi mi?
Ricard’ın “dünyanın en
mutlu insanı” seçilmesinin hikâyesi de son derece ilginç. 1992 yılının
ilkbaharında, Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’nin Psikoloji Bölümü’nün
tanınmış öğretim üyelerinden Richard Davidson, Tenzin Gyatso’dan, yani Tibetli
Budistlerin şu anki ruhani lideri 14. Dalai Lama’dan bir faks alır. Dalai Lama,
üstün meditasyon yeteneklerine sahip keşişlerinin zihinlerinin, bilimsel
araştırmalarda kullanılmasını teklif etmektedir.
Aslında normal şartlarda
Budist meditasyonu, fazla bulanık olması nedeniyle hiçbir Amerikalı bilim
adamının kolay kolay kabul edeceği bir çalışma alanı değildir. Ancak pozitif
duygunun doğası konusunda çalışmalar yapan, kendisi de uzun yıllardır meditasyon
yapan, Harvard Üniversitesi mezunu Richard Davidson, bu fırsatı kaçırmaz. 1992
yılının Eylül ayında, taşınabilir jeneratörler, dizüstü bilgisayarlar, beyindeki
sinir hücreleri tarafından üretilen elektriksel faaliyeti ölçen EEG cihazlarıyla
beraber Himalaya Dağlarının eteklerine doğru yola çıkar.
İlk verilerin
toplanmasından sonraki yaklaşık 10 yıl boyunca, Matthieu Ricard’ın liderliğinde
Kuzey Hindistan’dan ve diğer Güney Asya ülkelerinden gelen Budist rahipler,
Prof. Davidson’ın laboratuarını ziyaret ederler. MR cihazının içinde 2-3 saat
geçirerek makinenin gürültüsünün arasında meditasyon yapmaya çalışıp, kafalarına
bağlanan 256 elektrot ağının içinde otururlar. Geçen zaman içinde Budizm
hakkındaki psikolojik bilimsel araştırmaların güvenilirliği de artar.
Ricard bunun gibi pek çok
yoğun klinik teste tabi tutulur. Elde edilecek sonuçların uç noktaları +0.3
(mutsuzluk) ve -0.3 (mutluluk) olarak belirlenir. Yüzlerce gönüllünün arasındaki
Bay Ricard’ın beyin dalgalarının ölçümünden normal parametrelerin çok ötesinde
bir sonuç elde edilir. Fransız asıllı Budist rahibe ait veri -0.45’tir.
Mutluluk sırları
Tabii bütün bunları duyunca
insanın aklına ister istemez şu geliyor: Ricard’ın içinde yaşadığı huzurlu
ortamda, Himalayalar’ın eteklerinde, karşınızda nefes kesen bir manzara, içinize
çektiğiniz tertemiz hava varken ve tek derdiniz rüzgâr çanlarınızın
cilalanmasıyken, mutlu olmak pek de zor olmasa gerek. Esas mesele, Allah’ın her
günü İstanbul trafiğinde üç saat sıkışıp kalarak, hava kirliliğinden dolayı her
sokağa çıktığınızda “Acaba atmosferde oksijen tükendi de benim mi haberim
olmadı?” diye düşünerek, iş ortamındaki gergin ortama tahammül ederek, her ay
birikmiş borçlarınızı ve kiranızı ödeyebilecek miyim hesapları yaparak yaşarken
mutlu olabilmek.
Ancak “Bay Mutlu”ya göre
işin özü de zaten burada, kısacası her koşulda ve ortamda mutlu olabilmekte
yatıyor. Ricard bu durumu şöyle açıklıyor: “Eğer dış etkenlerin ruh halinizi
belirlemesine izin verirseniz, acı çekmeniz de son derece doğal. Çünkü o zaman
etraftaki negatif enerjiyi olduğu gibi kendine çeken bir süngere ya da
bukalemuna dönüşüyorsunuz. Kendi kendinize sormanız gereken soru, mutluluğunuzun
başka insanlara bağlı olup olmadığı. Mutluluğu geliştirmek bir beceri.
İnsanların büyük bir çoğunluğu, kendi evlerinin altında yatan hazineden habersiz
dilenciler gibi yaşıyorlar. Oysa içimizdeki potansiyeli, sanki elimizdeki bir
altın külçesini cilalayıp parlatır gibi geliştirmemiz mümkün.”
Sevinçle mutluluk karıştırılıyor
Ricard’ın dikkat çektiği
bir diğer nokta da sevinçle mutluluğun kolayca birbirine karıştırılıyor olması.
Sevinç geçici, kısa süreli, coşkulu bir duygu halini yansıtırken mutluluk gerçek
anlamda ruhani bir tamamlanma hissini temsil ediyor. Ricard, böyle ruhanilikten,
sükûnetten bahsedince yanlış anlaşılan bir şeye daha dikkat çekiyor: “Dingin,
huzurlu, sakin, dengeli bir zihnin hissiz, donuk, sıkıcı, renksiz ve tekdüze
olmakla eş anlama geldiği zannediliyor.” Oysa Ricard bu genellemeye tamamen
karşı. Futbol tutkusundan bahsederek kendisi gibi insanların da eğlenceli
şeylerden zevk alabileceklerini anlatıyor.
Ricard’a göre insana ve
mutluluğa en çok zarar veren duygu öfke. Çünkü öfke insanoğlunu kuklaya
dönüştüren yıkıcı bir his. Elbette Ricard’ın da ara sıra sinirlenip, öfke
duyduğu olabiliyor. Örneğin, 1980’lerde Tibet dilinde yazılmış metinlerin
çevirisini yaparken, bir arkadaşı dizüstü bilgisayarının üstüne şaka olsun diye
bir şeyler dökünce Bay Mutlu’nun gözünü bir anda öfke bürüyor. Arkadaşı
Ricard’ın hiç görmediği kadar sinirlendiğini fark edince, kendisine hayatı
boyunca unutamayacağı bir uyarıda bulunuyor: “Bir anlık öfke yılların sabrını
bir anda yok edebilir!”
_______________________
İncihan OLUÇ
(1022 – 5
Temmuz 2007)
|