|
Sabahın erken saatleri… Yolcularını
İstanbul’dan Van’a götürecek uçaktayım. Tek bir bulut bile yok aşağıda. Bu da,
Türkiye’nin bir uçtan bir uca hiçbir yeşille lekelenmeyen bozkırlarını görmeme
olanak sağlıyor. İki saat süren yolculuğun ardından Van’a iniyoruz.
Tüm ısrarlara rağmen ne işle meşgul
olduğunu söylemeyen Yüksekovalı iki yol arkadaşımın, “Gel seni Yüksekova’ya
götürelim” ısrarlarını geri çevirerek, doğru Van Kalesi’ne yol alıyorum. Van,
herhangi bir Anadolu şehri gibi. Yapılaşma çarpık. Bir köy evinde
garipsenmeyecek fakat bir apartman balkonunda enikonu tuhaf duran dizi dizi kuru
biberler, duvara asılı halılar... Maalesef Van Kalesi’nin girişine kurulmuş olan
örnek Van Evi’nin bir eşine, Van sokaklarında dolaşırken rastlamak mümkün
olmuyor.
Van Kalesi, MÖ 825’te Urartu Kralı Sardur
tarafından yaptırılmış. Kalede Analı Kızlı Açıkhava Tapınağı denen kaya içine
oyulmuş, biri diğerinden biraz daha büyük iki kaya nişi var. Urartular zamanında
Tanrılarına adadıkları kurbanın kanını buradaki kanallardan akıtırlarmış.
Günümüzde ise kısmet arayan mütevazı Van kızları bu kanallardan kayarak şu
maniyi okuyorlarmış:
O yanım keçe, bu yanım keçe
Allah’ım elime helal süt emmiş bir vali geçe
Oyanım maşa, bu yanım maşa
Allah’ım sen nasip et helal süt emmiş
bir paşa.
Van’a yolu düşenlerin mutlaka görmesi
gereken bir yer de Akdamar Kilisesi. İki yıldır onarımda olan kilisenin
restorasyonun 29 Mart’ta tamamlandı. Akdamar, Vaspurakan Kralı Gagik tarafından
MS 915-921 yılları arasında yaptırılan, dünyanın tek kutsal Haç Kilisesi.
Kilise, kutsal kitaplardan ve günlük hayattan sahneleri resmeden dış
kabartmalarıyla ünlü. Restorasyon çalışmaları sırasında yapılan kazılarda bir de
tablet bulunmuş.
Tablette Ermenice bir şükran yazısı var;
Sultan Abdülhamit’e Rahip Evi ve Ruhban Okulu’nun açılmasına izin ve destek
verdiği için teşekkürlerini sunuyorlar. Yalnız, insan ‘bu tablet keşke yerin
altında kalsaydı’ diye düşünmeden edemiyor, zira daha birkaç ay önce ortaya
çıkmasına rağmen üzerine keçeli kalemle birtakım yazılar yazılmak suretiyle
katledilmiş... Bu arada belirtmekte fayda var. Akdamar adı, ‘Ah! Tamara’dan
geliyor. Efsane şöyle: Adada ikamet eden Ermeni halkı, dini nedenlerle dışarı
son derece kapalı yaşıyor.
Adadaki hayatı merak eden ve iyi
yüzücülüğüyle tanınan Müslüman genç, bir gün yüzerek karşı kıyıya geçiyor ve
Ermeni kızı Tamara’yı görüyor. Birbirlerine âşık olan gençler, geceleri
Tamara’nın fenerle yönlendirmesiyle adada buluşuyorlar. Başkeşiş bu aşkı
öğrenince, fırtınalı bir akşamda, feneri eline alıp rasgele sallamaya başlıyor.
Bir oraya bir buraya kulaç atan âşık yorgunluktan boğuluyor. Bu gencin son
sözleri olan ‘Ah!Tamara’ zaman içinde Akdamar’a dönüşüyor.
Akdamar Kilisesi’ne, Van’a
50 km uzaklıktaki
Gevaş İskelesi’nden kalkan teknelerle ulaşabilirsiniz. 20-25 dakika süren tekne
yolculuğundan sonra Akdamar Adası’na varıyorsunuz.
Sonunda konser başlıyor
Ve konser zamanı... Sezen Aksu, P&G’nin
(Procter and Gamble) 20’nci yılını kutlamak için düzenlediği konser dizisine
Van’da devam ediyor. Kol kola girmiş beşli, onlu kadın grupları Aksu’yu dinlemek
için Van Gençlik Stadı’na doğru yürüyorlar. İzleyici sayısı beklenenin
altında... Çevre illerden otuz bini aşkın kişi geleceği söyleniyordu. Oysa ancak
on bin kişi var statta. Çoluk çocuk, bebek, genç, orta yaşlı... Konsere erkek
arkadaşlarıyla gelmiş genç kızlar ‘modaya’ son derece uygun giyinmişler.
Saçları röfleli, tırnakları ojeli ve
İstanbul’da kasım kasım kasılmaktan konserde sadece dikilebilen kalabalıklara
inat, Van’daki izleyici doyasıya dans ediyor. Sezen Aksu’nun da keyfi yerinde;
‘yalı kazığı gibi dikilen’ güvenlik görevlilerini oturttuktan sonra çocukları
sahne önüne alıyor. Bir saatin sonunda, “Hoşça kalın” deyip terk ediyor sahneyi.
İnsanı duygulandıran ise bir şarkı daha dinlemek için ısrar etmeden stadı
boşaltan izleyiciler... “Buna da şükür, dinledik” diyorlar.
-----------------------------------------
-----------------------------------------
Ne
yenir?
Tabii ki kahvaltı... Murtuğa (un, margarin, çırpılmış
yumurta), kavut (dövülmüş buğday kavruluyor, yağ ve balla yenmezse tadı pek bir
şeye benzemiyor), cacık (lor peyniri kıvamında, otlu bir karışım), yumurtalı
kavurma, manda sütünden yapılmış kaymak, yöresel bal ve tabii ki otlu peynirden
oluşan kahvaltı Van’ın meşhur Kahvaltıcılar Sokağı’nda... İlginçtir, otelde Van
kahvaltısı yoktu. “Biz Van kahvaltısı verirsek oradaki esnaf aç kalır” dediler.
Tam teşekküllü bu kahvaltı için en fazla 10 YTL ödeniyor. Bunun dışında tabii ki
güzel etler var. Van Gölü’nde tek çeşit balık var; inci kefali. Bu arada bu
balıklar da garip bir tür sinekle besleniyorlar. İlaçlama yasak, dolayısıyla göl
kenarında da oturulamıyor.
Ne
alınır?
Takı... Savat, Ermeniler döneminden kalma çok eski ve
zahmetli bir gümüş işlemesi. Gümüş, bakır, krom, kükürt, 750 derecede işlenip,
sonradan siyah renkli motiflerle süsleniyor.
Van’a gidecekseniz bir rehbere ihtiyacınız olabilir. Size
tavsiyemiz Arzu Çıplak’ı aramanız. Arzu iki yıldır Van ve çevresinde rehberlik
yapıyor. Van’ı türküler ve manilerle anlatacak kadar iyi biliyor. Zaten Vanlı…
arzumvan@hotmail.com
Nasıl
gidilir?
THY: Her gün
İstanbul-Van 08:20
Van-İstanbul 11:20
Gidiş-dönüş bilet fiyatı 373
YTL
PEGASUS
İstanbul-Van: Sabiha Gökçen Hava Limanı’ndan Ankara
aktarmalı her gün tek sefer saat: 09:55
Van-İstanbul: 13:25
Gidiş-dönüş bilet fiyatı 346 YTL
_______________________
Seda ARICIOĞLU
(1031 – 6 Eylül 2007)
|