Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Sıkılma! Korkma! Titreme! Vazgeç!

''Yarın kör karanlıkta uyanacağım. Erken buluşalım. Sabah namazından sonra rakı içmek caizdir'' dedi Aydın Boysan. Bir öğle vakti, kalktık gittik Arif'in Çiçek Barı'na. Yalnız çok büyük bir günah işledik, 12 dakika çaldık zamanından Boysan'ın. Koca adam, yine de gülücükler, öpücüklerle karşıladı bizi. Ve başladık taze kitabı 'Ne Hoş Zamanlardı'yı, 68 yıldır 'içen' bir adamın demli yaşamını açmaya...

İnsan Aydın Boysan’la içince, ardından çok manalı şeyler yazmak istiyor. Okuyanı duygulandırmak. Çünkü ne yalan söyleyelim, eşsiz bir tecrübe onunla kadeh tokuşturmak. Kahkahalar atmak. Heyecanlanıp sözünü kesebilmek. Sonra uzun susup yan masaların muhabbetlerine dalmak. Ama olmaz. Çok duygusal bir şeyler yazamayız buraya. Kızar. Öyle tam duruyor ki karşımda. Sanki hiçbir noksanı yok hayatta. Sırıtmıyor. Ta içerilerden gülüyor. Adeta süslüyor oturduğu koltuğu. Başlıyor anlatmaya: 

 

“Tamım, evet. Bir heves, şiir yazmak kaldı içimde. Aslında çok genç yaşta başladım şiir yazmaya. Ama 16 yaşında yazdığım şiirleri 17’me gelince yırttım attım. 17’de yazdıklarımı 18’de. Artık fazla yırtmıyorum yazdıklarımı. Yüzde 100 bana güven vermeyecek bir şeyi ağzımdan da, kalemimden de çıkarmamaya çalışıyorum. Alıştırdım kendimi. Üstelik sadece çıkanları değil, girenleri de kontrol etmek lazım. Yolgeçen hanı değil bizim akılcağızımız. Çok dikkatli olmak lazım. Vakit az. İş çok.” Madem öyle, Aydın Boysan’ın ‘Ulan Zaman’ şiirinin finaline bakalım: “Gelelim o dünya piçine!/ O nasipsiz budala/ Kenar mahalle gezegenine.../ Al da O’nu/ Güneş’in cebine sok.”

 

Sanki bir şeylere homurdanır gibi bu şiir. “Neden homurdanıyor Aydın Boysan böyle?” “Homurdanmıyorum. 87’nci baharımdayım ben ve biliyorum artık; neşelenmek ota boka hüzünlenmekten çok daha zor bu hayatta. Biz ağlarız sık sık. Bu, kolaycılığa olan merakımızdandır.”

 

Birkaç kadeh önce göçmüşler

 

86 yaşında Aydın Boysan. 58 yıldır Suzan Boysan ile evli. 55 yıldır mimarlık yapıyor. İlk kitabını 63 yaşında yazmış: “Hayattan aldığım en büyük ders bu, hiçbir yaşta, hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz. Akla ne konabiliyorsa, başlamak gerekir. Hiiiç ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak bizim vicdan borcumuzdur.” Bugünlerde de 31’inci kitabını yazmanın sarsıntıları içinde. Kadim dostlarını anlatacak kitabında. Ondan birkaç kadeh önce göçmüşleri. “Ölümden korkmam, kurtuluşumuz oradadır. Kıyamet o kadar yavaş bir şey ki. Filmlerde anlatıldığı gibi kopmuyor o. Kuşaklara, yüzyıllara yayılan bir kıyamet olacak dünyada. Hiçbir şey tekrar yaşanamaz kuzucuğum. Zaman tekrar etmez. Her yaşanan olay bir kere yaşanır ve biter. Aynı hataları da tekrar tekrar yapmaz insan. Ya daha büyük hatalar yaparsın, ya daha küçük hatalar.”

 

Neredeyse her cümlesinden sonra gülüyor. Derinlerden gelen kesik bir kahkaha. Beavis gibi. “Bak sana ne diyeceğim. Zaman dördüncü boyut biliyorsun. Zamanı iyi değerlendirmek çok önemli. Annem öleli kırk sene oldu. Hâlâ onun korkusuyla çalışırım. Eve gelince boş durmam ben. Gece yarılarına kadar çalışırım. Bana soracak olursan, bunca yıl yaşamış olmamın sebebi de bu. Yapacak işlerimin olması.” Bu durumda içinden ölüm geçen bir Boysan şiiri: “Sıkılma!/ Uzun yaşamak mı? Hemen yaşlan!/ Ki alışasın/ Beleşçinin düşü, uzun yaşamak/ Yaşlanmadan/ Yaşlanmayı hızlandıran, yaşlanma korkusu/ Korkma!/ Ölümden korkan, zaten yaşamıyor/ Titreme!/ Yaşlanmanın sihri, vazgeçme gücünden doğar/ Vazgeç!”

 

Bu muhabbet burada bitecek. Giriş, gelişme sonuç yok. İşte rakı içiyorduk biz. Laf lafı açsın. Sonu düşünmeyelim, başı unutalım istiyorduk. Öyle de oldu. Her şeyi konuştuk. Hepsini yazamayız. Dile kolay, otuz kitaptan aforizmalar dağıldı masaya. Rakı sildi hepsini sonra. Gitme vakti geldi. Sallanıyoruz. O, hayatı bir kayıntı gibi gördüğü için sallanıyor, biz ise kolay mı, saatlerdir kadeh tokuşturmaktan bu eski demciyle... Her salınışta onunla aynı eğimi tutturduğumuz için seviniyoruz: “Gece başlıyor. Birazdan, kapı açılıp dışarı çıkılacak. Yine kirler arasında güzellikler arayacağız. Palavralı tezahüratı bırakalım. Kendimizi ateşe atmıyoruz ya!..”


Kadehin başıyla sonu arasındaki konsantrasyon

“Rakı ne kadarsa en çok o kadar su koyacaksın. Buz ise fevkalade yanlış bir iş. Her kadehte kadehin başıyla sonu arasındaki konsantrasyon bozuluyor. Hem sen yedin mi bakalım buraya gelmeden evvel yemek? Yok! Oysa yemeliydin. İçmeye başlamadan önce, en az 1000 kalorilik bir yemek yemen gerekiyor. Boş mideye içki zımpara kâğıdı gibi iner. Bu, Birleşmiş Milletler’in yaptığı araştırmanın sonuçlarıdır. Ama çok var senin gibi ‘Ohooooo!’ diyen. İşte size bir kolay formül daha: İki üç dilim kızarmış ekmeği, üzerine sarmısaklı tereyağı sürerek yiyeceksin. Bunu yaparsan, Birleşmiş Milletler usulüne göre içersin rakını.”

                                              __________________

Seda ARICIOĞLU

Fotoğraf: Şükrü POLAT

 

(1044 – 6 Aralık 2007)

13.12.07

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.