|
İnsan Aydın Boysan’la içince, ardından çok manalı şeyler
yazmak istiyor. Okuyanı duygulandırmak. Çünkü ne yalan söyleyelim, eşsiz bir
tecrübe onunla kadeh tokuşturmak. Kahkahalar atmak. Heyecanlanıp sözünü
kesebilmek. Sonra uzun susup yan masaların muhabbetlerine dalmak. Ama olmaz. Çok
duygusal bir şeyler yazamayız buraya. Kızar. Öyle tam duruyor ki karşımda. Sanki
hiçbir noksanı yok hayatta. Sırıtmıyor. Ta içerilerden gülüyor. Adeta süslüyor
oturduğu koltuğu. Başlıyor anlatmaya:
“Tamım, evet. Bir heves, şiir yazmak kaldı içimde.
Aslında çok genç yaşta başladım şiir yazmaya. Ama 16 yaşında yazdığım şiirleri
17’me gelince yırttım attım. 17’de yazdıklarımı 18’de. Artık fazla yırtmıyorum
yazdıklarımı. Yüzde 100 bana güven vermeyecek bir şeyi ağzımdan da, kalemimden
de çıkarmamaya çalışıyorum. Alıştırdım kendimi. Üstelik sadece çıkanları değil,
girenleri de kontrol etmek lazım. Yolgeçen hanı değil bizim akılcağızımız. Çok
dikkatli olmak lazım. Vakit az. İş çok.” Madem öyle, Aydın Boysan’ın ‘Ulan
Zaman’ şiirinin finaline bakalım: “Gelelim o dünya piçine!/ O nasipsiz budala/
Kenar mahalle gezegenine.../ Al da O’nu/ Güneş’in cebine sok.”
Sanki bir şeylere homurdanır gibi bu şiir. “Neden
homurdanıyor Aydın Boysan böyle?” “Homurdanmıyorum. 87’nci baharımdayım ben ve
biliyorum artık; neşelenmek ota boka hüzünlenmekten çok daha zor bu hayatta. Biz
ağlarız sık sık. Bu, kolaycılığa olan merakımızdandır.”
Birkaç kadeh önce
göçmüşler
86 yaşında Aydın Boysan. 58 yıldır Suzan Boysan ile evli.
55 yıldır mimarlık yapıyor. İlk kitabını 63 yaşında yazmış: “Hayattan aldığım en
büyük ders bu, hiçbir yaşta, hiçbir şey için geç kalınmış sayılmaz. Akla ne
konabiliyorsa, başlamak gerekir. Hiiiç ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak bizim
vicdan borcumuzdur.” Bugünlerde de 31’inci kitabını yazmanın sarsıntıları
içinde. Kadim dostlarını anlatacak kitabında. Ondan birkaç kadeh önce
göçmüşleri. “Ölümden korkmam, kurtuluşumuz oradadır. Kıyamet o kadar yavaş bir
şey ki. Filmlerde anlatıldığı gibi kopmuyor o. Kuşaklara, yüzyıllara yayılan bir
kıyamet olacak dünyada. Hiçbir şey tekrar yaşanamaz kuzucuğum. Zaman tekrar
etmez. Her yaşanan olay bir kere yaşanır ve biter. Aynı hataları da tekrar
tekrar yapmaz insan. Ya daha büyük hatalar yaparsın, ya daha küçük hatalar.”
Neredeyse her cümlesinden sonra gülüyor. Derinlerden
gelen kesik bir kahkaha. Beavis gibi. “Bak sana ne diyeceğim. Zaman dördüncü
boyut biliyorsun. Zamanı iyi değerlendirmek çok önemli. Annem öleli kırk sene
oldu. Hâlâ onun korkusuyla çalışırım. Eve gelince boş durmam ben. Gece
yarılarına kadar çalışırım. Bana soracak olursan, bunca yıl yaşamış olmamın
sebebi de bu. Yapacak işlerimin olması.” Bu durumda içinden ölüm geçen bir
Boysan şiiri: “Sıkılma!/ Uzun yaşamak mı? Hemen yaşlan!/ Ki alışasın/ Beleşçinin
düşü, uzun yaşamak/ Yaşlanmadan/ Yaşlanmayı hızlandıran, yaşlanma korkusu/
Korkma!/ Ölümden korkan, zaten yaşamıyor/ Titreme!/ Yaşlanmanın sihri, vazgeçme
gücünden doğar/ Vazgeç!”
Bu muhabbet burada bitecek. Giriş, gelişme sonuç yok.
İşte rakı içiyorduk biz. Laf lafı açsın. Sonu düşünmeyelim, başı unutalım
istiyorduk. Öyle de oldu. Her şeyi konuştuk. Hepsini yazamayız. Dile kolay, otuz
kitaptan aforizmalar dağıldı masaya. Rakı sildi hepsini sonra. Gitme vakti
geldi. Sallanıyoruz. O, hayatı bir kayıntı gibi gördüğü için sallanıyor, biz ise
kolay mı, saatlerdir kadeh tokuşturmaktan bu eski demciyle... Her salınışta
onunla aynı eğimi tutturduğumuz için seviniyoruz: “Gece başlıyor. Birazdan, kapı
açılıp dışarı çıkılacak. Yine kirler arasında güzellikler arayacağız. Palavralı
tezahüratı bırakalım. Kendimizi ateşe atmıyoruz ya!..”
Kadehin başıyla sonu
arasındaki konsantrasyon
“Rakı ne kadarsa en çok o kadar
su koyacaksın. Buz ise fevkalade yanlış bir iş. Her kadehte kadehin başıyla sonu
arasındaki konsantrasyon bozuluyor. Hem sen yedin mi bakalım buraya gelmeden
evvel yemek? Yok! Oysa yemeliydin. İçmeye başlamadan önce, en az 1000 kalorilik
bir yemek yemen gerekiyor. Boş mideye içki zımpara kâğıdı gibi iner. Bu,
Birleşmiş Milletler’in yaptığı araştırmanın sonuçlarıdır. Ama çok var senin gibi
‘Ohooooo!’ diyen. İşte size bir kolay formül daha: İki üç dilim kızarmış ekmeği,
üzerine sarmısaklı tereyağı sürerek yiyeceksin. Bunu yaparsan, Birleşmiş
Milletler usulüne göre içersin rakını.”
__________________
Seda ARICIOĞLU
Fotoğraf: Şükrü
POLAT
(1044 – 6
Aralık 2007)
|