|
Tempo: Hrant Dink’siz bir yıl
nasıl geçti?
Etyen Mahçupyan: Siyasi hayatta önemli bir boşluğu
dolduruyordu. Türkiye’nin en samimi sesiydi. Vicdandan konuşan, bu topraklarda
birbirinden farklı olan insanların birbirini anlamasına yönelik bir sesti.
Birbirini anlamanın bugünle değil, geçmiş ve gelecekle bağlantısı kurularak
yapılması gerektiğini söylüyordu. Türkiye, cemaatçi bir toplum. Parçalanmış,
bölünmüş bir toplum. Birbirini tanımayan irili ufaklı bir sürü cemaat var.
Hrant, bunların üzerinden, bir köprü, bir şemsiye gibi yayıldı.
Tamamen insani yönü öne çıkarmayı başardı. Şimdi, öyle
bir sesin olmaması, bizi daha az insan yapıyor. Bizim adımıza konuşan,
hayatımızı kolaylaştıran sesi özlüyor ve o sesin ne kadar önemli olduğun fark
ediyoruz. Hrant’sız geçen bir yılın daha kuru, mekanik ve hesapçı bir yıl
olduğunu söyleyebilirim.
T.: Cenazeye katılan 250 bin
kişiye karşılık, mahkemeleri çok az kişi takip etti.
Niye?
E.M.: Hrant öldüğünde, “Biz de insanız” dediler. Ama bu,
“Biz de siyaset yapacağız” anlamına gelmiyor. İnsanların siyaset alışkanlıkları
yok. Bunun yükünü nasıl taşıyacaklarını da bilmiyorlar. İnsanlar aslında samimi;
ama örgütsüz. Tabii bununla açıklanamaz sadece. Yüzyılların getirdiği bir şey
var. Yani bu toplum, iyiyle kötüyü ayırabiliyor. Şikâyet edebiliyor, ama kendi
fikirlerini siyasallaştırmayı bilen bir toplum değil.
Birilerinin gelip o doğruyu yapmasını bekliyor. Ancak
Hrant’ın ölümü gibi bir şey gündelik, küçük hayatlarıyla, kamusal hayat arasında
orta noktaya ancak taşıyabildi. Bunu bir süreç olarak değerlendirirsek, sadece
bir katre. Sonrasının da olması gerekirdi. Siyasi olarak böyle bir gelenek yok
maalesef.
T.: Hrant Dink’siz bir
hayatta sizi en çok sıkan ne oldu?
E.M.: Çok yakın arkadaşımdı. Her günümüz ya beraber
geçerdi ya da telefonlaşırdık. Benim için dramatik bir etkisi var: Boşluk.
Kapatılması mümkün olmayan bir şey. Zamanla ne kadar taşınabilir hale gelecek
bilmiyorum. Çok fazla iş yaparak ve çevremde sevgiye layık genç insanlar
bulundurarak, bu dönemi geçiriyorum. Bir şey daha var. Hrant’la siyasi analiz de
yapardık. Onunla konuşmak, düşünce sistematiğimi zenginleştirirdi. Düşüncelerimi
değiştirebilen biriydi. Kendi düşüncelerimi de biraz daha yavan buluyorum bir
sene öncesine göre.
T.: Türkiye en çok, “Hepimiz
Ermeni’yiz” lafına takıldı. Burada niye bir çelişki
yaşadık?
E.M.: Türkiye’nin kuruluş aşamasında Osmanlı’nın
küçülmesi, gayri Müslimlerin de Müslümanların da kendi ülkelerini kurması,
Türkiye’yi “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözüne getiren bir psikolojik
süreçti. Bu, tek bir kimliğe kapanma ihtiyacını ifade ediyor. İnsan olma halini,
o tek kimlikle ifade etmeye başlıyorsunuz. Türk olmayanın insan da
olmayabileceği imajı bir tarafımızda dolaşıyor bizim. “Hepimiz Ermeni’yiz”, yani
Türk’ten başka da bir şey dediğiniz andan itibaren, rahatsız etmiş oluyorsunuz.
Aslında “Hepimiz Ermeni’yiz” diyenler, “Hepimiz insanız”
demek istiyorlardı. “Türk değiliz” demek, “İnsan da değiliz”i ima ediyor çok
derinde. “Ermenileri sevmem” derseniz problem yok. Ama niye rahatsız olduğunuzu
bilmeden rahatsız oluyorsanız, başka bir problem var demektir ve bu da Türk
kimliğinin sıkıntılarından biri bence.
__________________
Enis TAYMAN
Fotoğraf: Haydar
ERÇİN
(1050 – 17 Ocak
2008)
|