Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Skandal! Sahiden kardeşlermiş!

Evlenmek üzere olduğu adamla kardeş olduğunu öğrenip, ''Skandal!'' yorumunu yapan soğukkanlı gelin, herkesin dilinde. 'Skandal çift'in gerçekten kardeş, hatta ikiz olduklarını biliyor muydunuz?

Annenize telefonda Afrika’ya taşınacağınızı söyleseniz neler olur hiç düşündünüz mü? Ya da evleneceğiniz adamın kardeşiniz olduğunu öğrendiğinizde ne tepki verirsiniz? Bağırmalar, uzun tartışmalar, gözyaşı ve bir dolu ‘insani’ tepki... Aklınıza gelen klasik sahneler, bu reklam filminde yok. Zaten alamet-i farikası da orada. Burada kimse şaşırmıyor, üzülmüyor, öfkelenmiyor. Herkes çok doğal, sanki çok sıradan bir haber almışçasına sakin. Çünkü kısa kesmek zorundalar!

 

Reklam dünyasının önde gelen ajanslarından Manajans/JWT, Vodafone’un yeni hesaplı tarifesi için hazırladığı kısacık reklamlarla hedefi 12’den vurdu: 10 saniyede ‘artık kısa kesmenize gerek yok’u anlattılar. Hem de en gerçek ve doğal, oyuncu olmayan oyuncularla. Ajansın kreatif direktörü Mustafa Nuri, inandırıcı olmak için filmdeki evlenmek üzereyken kardeş olduğunu öğrenen çiftin, gerçek hayatta ikiz olduklarını söylüyor. Yaratıcı ekipten Mustafa Nuri, Emine Noyan ve Ozan Can Bozkurt ile ses getiren kampanyalarını ve üçüncü dansözlü filmin başına neler geldiğini konuştuk.

 

TEMPO: Bugüne kadar ekip olarak hep ses getiren reklam filmlerine imza attınız. Ama bu son Vodafone reklamları herkesin dilinde. Fikir nasıl çıktı?

Mustafa Nuri: Biliyorsunuz, GSM dünyasında üç şirket var. İnsanlar son zamanlarda iki hat taşımaya başladılar. Özellikle gençler, hesaplı olma arayışında. İnsanlar sık sık hat değiştirmek ya da belirli saatlerde, hafta sonlarında indirimlerden yararlanmak için iki hatla gezmek, birini açıp diğerini kapamak gibi numaralara başvurmaya başladı. Bizim reklam kampanyamızda anlatmaya çalıştığımız, 15 YTL verip uzun uzun konuşma imkânınız olduğunu en kısa biçimde anlatmak. Manajans-Thompson global bir marka ve daha önce İngiltere’de Vodafone için yapılmış işleri vardı. Onlarınki çok farklı uygulamalardı, biz onları değiştirdik ve Türkiye’ye uyarladık.

 

T.: Reklam filmlerinin yabancı versiyonunda, babasına eşcinsel olduğunu söyleyen bir çocuk var. Reklam, Türkiye’ye bu versiyonuyla girseydi güçlük olacağı için mi adaptasyona gidildi? Ya da neden orijinal bir metin yazmak düşünülmedi?

Emine Noyan: Yurtdışındaki bu reklam kampanyası çok başarılı ve zekiceydi. Müşteriye adaptasyon yapmayı önerdik. Aynısını kullanmak istemedik; çünkü Türkiye’ye daha çok uyan bir şeyler yapmak zorundasınız. Ayrıca filmi, Türk karakterlerle çekelim istedik. Dolayısıyla onlara uygun bir metin yazmak şarttı. Orijinalini getirip ağız hareketlerinin uymadığı bir dublaj da yapmak zor olurdu.

 

T.: Siz üç reklam filmiyle yola çıktınız. Ama babasına telefon açıp okulu bırakıp dansöz olmaya karar verdiğini söyleyen kızın oynadığı reklam artık sadece Youtube’dan izlenebiliyor. Bu sansürün sebebi nedir?

M.N.: Bizim bu reklam filmlerinde bahsettiğimiz her şey kısa konuşmaya değmeyecek, önemli şeyler. Biz bunun bilincindeyiz. Esprisi de burada zaten. Kızlar okulu bırakıp dansöz olacak diye korktu insanlar. Biz bir manifesto yapmak istemiyoruz bu filmde, izleyen herkes bunun espri olduğunu biliyor.

 

“Kendi isteğimizle geri çektik”

 

T.: Biz toplum olarak her şeyi  fazla ciddiye alıyoruz galiba. Rahat rahat gülemiyoruz…

Ozan Can Bozkurt: Şöyle bir hastalık var bizde. Biraz entelektüel birikimi olan bir kesim, halkın zekâsını küçümsüyor. Bize şu ana kadar gelen tepkilerde en ufak bir olumsuzluk yoktu bu kampanya ile ilgili. Herkes beğeniyor ve buradaki ince espriyi rahatlıkla anlayabiliyor. “Biz anlarız ama insanlar anlamaz” tavrı vardır ya, yine o devreye girdi ve medya üzerinden yoğun eleştiri yapıldı. Biz de filmi çekmek durumunda kaldık.

 

T: Filmin yayından kaldırılması isteği kimden geldi?

M.N.: Herhangi bir dayatma olmadı, biz kendi isteğimizle çektik. Bir köşe yazarı şöyle bir şey yazmış: “Reklamı izledim, çok beğendim ama sonra düşününce...” Düşünmeyin bu kadar uzun uzun! Her şeyi o kadar düşünürseniz, bir şey bulursunuz. Önemli olan ilk reaksiyondur.

 

O.B.: Fazla düşünmemek, fazla da konuşmamak gerekiyor bunun üzerine. Biz de fazla konuşmadık reklamda zaten, kısa kestik.

M.N.: Bu kampanya için yüzü aşkın diyalog yazıldı. Bizim bu serinin devamı olarak yayımlanacak daha birçok filmimiz var. Biz bu filmleri adapte ettik ve ederken de fazla karikatürize etmeden, o sıcak ve gündelik Türklük durumunu yakalamak ve inandırıcı olmak istedik. Oyuncular da rol yapıyormuş gibi değiller zaten.

 

Onlar zaten ikiz

 

T.: Evet, hatta kardeş olduklarını öğrenen yeni evli çiftin gerçekten kardeş olduğuna dair söylentiler var...

M.N: Kardeşler zaten, hatta ikizler! Onları özellikle öyle seçtik. Başka yerde oynamamış kişiler olmasına da çok dikkat edildi.

 

T.: Bu sansür korkusu, yaratıcılığınızı etkiliyor mu? Dansözlü metni yazarken aklınıza geldi mi hiç böyle bir tepkiyle karşılaşacağınız?

 

E.N: Hiç aklımıza gelmedi, en azından bu şekilde değil. Biz “Dansözlere ayıp olur mu?” diye konuşmuştuk. Ama orada anlatılan okulu bırakmanın kötü bir şey olduğu. Eğitim camiasından bu sebeple tepki geldi. Reklam filmi oynatılmaya devam edilebilirdi ama eğitim hassas bir konu diye müşteriyle ortak karar verdik ve reklamı çektik.

 

M.N.: Seks de hassas bir konu mesela. Ona asla değinemiyoruz. Derya deniz bir özgürlüğümüz de yok, dikkat etmek gerekiyor sonuçta.

O.B.: Türkiye’de ses getiren birçok reklamın başına geliyor bu aslında. Bir şey yaparken ister istemez bunu düşünüyorsunuz.

 

T.: Yurtdışında olsanız daha rahat çalışabilir miydiniz?

 

O.B.: Belki de. Bizim de topluma karşı hissettiğimiz belli sorumluluklarımız var. Otokontrol zaten belli bir yerde devreye giriyor. “Ağzımıza gelen her şeyi söyleyelim!” demiyoruz biz de. Ama belli noktadan sonra iş, sorumluluk anlayışından çıkıp sinekten yağ çıkarmaya dönüyor.

 

M.N.: Aslında şöyle bir açmaz var. Bu iş için söylemiyorum ama bu durum, ilerideki işler için bir otokontrol ve sansüre yol açacak; bu, iyi bir şey değil. “Aa bu iş kaldırılmıştı, bunu yapmayalım” diyecekler. Halktan kimsenin, “Bu nasıl film!” dediği ya da ayaklandığı bir durum yok.

 

O.B.: Bu da otosansürü beraberinde getirecek.

 

E.N.: Allah’tan çok film çektik. Bu, tek film olsa ve onun başına gelseydi... Ben 10 saniyelik bir reklam yüzünden çocukların okulu bırakacağını zannetmiyorum.

 

M.N.: Bu, biraz da tolerans meselesi. Hoşgörüden falan bahsediyoruz ama hoşgörü dediğimiz şey bu kadar da ‘yok’ olmamalı.

                                              __________________

Hande KÖSEOĞLU

 

(1055 – 21 Şubat  2008)

03.03.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.