|
Avrupa’da,
deniz kirliliği karada önlendiği için, ‘kıyı temizliği’ ya da ‘deniz yüzeyi
temizliği’ gibi kavramlar yok. Oysa Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlamasıyla
övündüğümüz İstanbul’un 450 kilometre uzunluğundaki kıyı
ve derelerinden toplanan çöpler arasında yok yok! Buzdolabı, inek, kasa, fırın,
yatak, kütük, lastik ve hatta ceset...
Tüm bunlar,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSTAÇ Deniz Hizmetleri Müdürlüğü’nün, Deniz
Yüzeyi Temizleme ekibinin topladığı çöpler arasında yer alıyor. Bu birim,
2005’ten beri haftanın yedi günü, saat 08:00 ile 17:00 arasında deniz
yüzeyindeki çöpleri topluyor. Şimdiye dek toplanan çöp miktarı,
12.023,52
metreküp. Yani yaklaşık bin çöp kamyonunu dolduracak bir
rakam.
Deniz Yüzeyi
Temizleme ekibi ile sabahın erken saatlerinde buluşuyoruz. Deniz Hizmetleri
Müdürlüğü’nün Unkapanı Köprüsü’nün altındaki filosundayız. Çarkçıbaşı Murat
Kansu ve Başkaptan Yavuz Nihat Uzel, “İşte Boğaz’ın temizleyicileri: Ahtapot,
Faraş, Süpürge” diyerek bizi önce tekneler ile tanıştırıyorlar! Tekneler,
topladıkları çöpün niteliğine göre adlandırılmışlar.
Çarkçıbaşı
Kansu, teknelerin özelliklerini şöyle açıklıyor: “Faraş, pet şişe, kutu bira,
ekmek, ayakkabı gibi küçük çöpleri vakum gibi çekip alır. Ahtapot ise açılıp
kapanan iki kolu sayesinde Faraş’ın alamadığı daha büyük çöpleri toplar. Süpürge
ise kaba temizliği yapar. İstanbul’un bütün deniz sınırlarında ve dere
yüzeylerindeki katı ve sıvı atıkları toplayan 20 adet teknemiz var.” Haklı
olarak soruyoruz: “Peki biz hangisine bineceğiz?” Çarkçıbaşı gülümseyerek
cevaplıyor: “Belediye 101’e atlayıp, Eminönü’nden başlayalım. Bizimkiler
(Ahtapot, Faraş, Süpürge) çoktan başladılar temizliğe! Boğaz’da ekiplerle
karşılaşacağız!”
Önce
Eminönü’ndeki balık ekmekçilere uğruyoruz. Martılar, deniz yüzeyindeki ekmek
parçalarını iştahla kapışıyor. “Martılar da sizin ekipten mi?” diyoruz.
Başkaptan Uzel anlatıyor: “Martılar, denizanaları ve kefal balıkları bizim
ekipten! Özellikle denizanaları ve kefaller bizim müdahale edemediğimiz
kirlilikleri temizliyorlar. Tabii vatandaş, denizanası gördüğünde bunu kirlilik
işareti olarak yorumluyor. Oysa kirlilik, rüzgâra ve mevsime göre değişiyor.
Lodos ve gündoğusu estiği zaman Marmara Denizi’nin çöpleri Boğaz’a gelir.
Poyraz’da ise Çınarcık ve Yalova tarafına doğru gider.”
Yalılardan da çöp
atılıyor
Römorkörümüzün
önündeki Süpürge, Beşiktaş ve Kuruçeşme arasındaki sahil şeridindeki bira
şişeleri, balık kasaları ve poşetleri çekip yutarken soruyoruz: “En kirli yerler neresi?” “Bahar
aylarında budama yapıldığı için, Boğaz’a nazır yalılardan atılan ağaçlar, Kuleli
Askeri Lisesi’nin önünde toplanır.
Piknik
zamanı(!) başladığında, sahil şeridi, özellikle Bakırköy kıyılarında yoğunluk
vardır. Tuzla tersaneler bölgesinde hemen hemen her mevsim çöp olur. Adalar, yaz
aylarında coşar! Kurbağalıdere özellikle Kadıköy’deki Salı Pazarı’nın kurulduğu
günlerde poşetten geçilmez. Kurban bayramlarında da Küçüksu, Ambarlı ve İstinye
gibi derelerde de koyun, inek gibi telef hayvanlar çıkarırız. Ancak geçen
yıllara göre epey ilerleme kaydettik.”
Çarkçıbaşı
Kansu, espriyi patlatıyor: “Arada bir arkadaşlarla, ‘Nerede o eski çöpler’
deriz. Yine buzdolabı, fırın, kasa, yatak çıkardığımız oluyor ama portföyümüz
eskisi gibi geniş değil! Şarap, bira şişesi, deterjan kabı, sigara paketi,
ayakkabı, atlet, lastik... Bunlar demirbaş çöplerimiz!” Gerçekten denize
buzdolabı atan var mı? Çarkçıbaşı nükteli bir cevap veriyor: “Buzdolabı, fırın,
çift kişilik yatak, karyola gibi ev eşyalarını genelde dere ağızlarından
toplarız. Tabii vatandaş da haklı. Teknoloji hızlı gelişiyor. Taksitle yeni
eşyalar alınıyor. Eskileri koyacak yer bulamıyor. Atıyor münasip bulduğu
yere...”
Peki, bu işin
cezası yok mu? Elbette var. Deniz vasıtalarının attığı çöpler ile ‘Deniz
Zabıtası’ ilgileniyor. Çevre Kontrol Daire Başkanlığı’na bağlı botlar, çöp
atanlara ceza kesiyor. Denize çöp atmanın bedeli 25 milyar YTL. Eğer çöp,
karadan insan eliyle atılıyorsa, ceza daha düşük: 250 YTL.
Avrupalı bir
kütük
Yavuz Kaptan, işe
başladığı ilk gün Kuruçeşme açıklarında bir ceset çıkardığını, işlerinin en kötü
yanının, bu olduğunu söylüyor. Ve ekliyor: “Her
sorunun kaynağı aynı. Çöp sorununun sebebi belli: Eğitimsizlik. Bazen kedi ve
köpek ölüleri de buluyoruz. Fakat sevinçle söylüyorum ki 1990’lardaki gibi değil
durum. Örneğin, bugün birlikte topladığımız çöpler şişe, sigara paketi, poşetle
sınırlı kaldı. Ama bakalım diğer bölgelerden neler gelecek?”
Günün sonunda, tüm bölgelerden toplanan katı çöp
transferine tanık oluyoruz. Gebze’den Silivri’ye, Boğaz’dan Adalar’a,
İstanbul’un deniz çöpleri, Deniz Hizmetleri Müdürlüğü’nün Haliç’teki filosunda
toplanıyor. Küçük teknelerdeki çöpler, büyük bir tekneye transfer ediliyor.
Ardından Büyükşehir Belediyesi’nin Alibeyköy’deki rıhtımında sıkıştırmalı
kamyonlara yükleniyor. En sonunda çöpler, kimliklerine göre çöp ayrıştırma
tesislerine gönderiliyor.
Ve bir detay daha:
Çöp transferi sırasında vince asılı koca bir kütük görüyoruz. Çarkçıbaşı hemen
söze giriyor: “Kim bilir nereli bu kütük?” Avrupalı olmadığı
kesin!
-----------------------------
AB gereği gelen temizlik
- Avrupa Birliği uyum yasaları ile birlikte 2005’ten bu yana, 5216
Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu gereği, deniz kıyısı olan belediyeler, deniz
araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli
düzenlemeleri yapmak ile sorumlu oldu.
- Denizlere yüzde 50’si plastik olmak üzere saatte 675 bin kilogram çöp
atılıyor. Denize atılan bir cam şişe, bir milyon yılda, bir plastik şişe ise 450
yılda ancak çevreye karışıyor. Denizlerdeki çöpler, her yıl bir milyondan fazla
deniz kuşunu öldürüyor.
__________________
Selin ONGUN
Fotoğraf: Serkan
ŞENTÜRK
(1063 – 17 Nisan 2008)
|