Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Aman prenses vurma beni
Soylu avcı Zeynep Halim

Prenses Zeynep Halim, ikoncan Eda Taşpınar gibi, ''Sevgilim vursun ördekleri, ben tüyünü yolayım da yakama takayım'' hanımlardan olmayıp, bilakis ava giden, çift tetikli Beretta ile nice ördekler düşüren, bu işi aşkla, üslupla yapmaya heves etmiş, güçlü bir kadın...

Zeynep Halim, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın ikinci göbek torunu, Sait Halim Paşa'nın yeğeni Prenses Halim'in anıları, Derin Türkömer'in 'Avcı Prenses Zeynep Halim ile Sohbetler'' kitabında...

Avcı ve prenses kelimeleri yan yana gelip, Avcı Prensesi oluşturduklarında, bir masal sesleniyor sanki insanın kulağına. Bir prenses eteklerini toplamış da, üvey annesinin kendisini öldürmek için gönderdiği avcıdan kaçıyormuş gibi oluyor. Demek istediğimiz, sanki avcılık ve prenseslik yan yana, ancak bir masal gibi duruyor. Avcı Prenses Zeynep Halim’i bu yüzden insanın daha çok sevesi geliyor. Uzun eteklerin ve saray kıyafetlerinin yerlerini avcı ceketi, tüfek ve botlara bırakmasıyla birlikte merak edesi...

 

Üzerine bir de gençliğinde av sırasında art arda yakılan Yeni Harman sigarası eklenince, prenses iyice bir sürreel masal kahramanına dönüşüyor gönlümüzde. Bu araya hemen kitaptan bir alıntı, prensesin Yeni Harman tanımı ile katkıda bulunmalı: “Son derece yanmaz bir sigaraydı. Her dakika çekmezseniz söner, ağızda söner Allah’ın cezası.”

 

İyi ki av aşkı prensesten geri kalmaz, Afrika’dan Avrupa’ya avlanmadık toprak bırakmaz Derin Türkömer, prensesin dostluğuyla yetinmeyip, karşılıklı sohbetlerini kitaplaştırmış.

Türkömer ile sohbeti boyunca, Sarayburnu’na bakan Harem’deki evinin camından bakarken, kim bilir hangi sazlıklarda geziyordu Zeynep Prenses. Ve sazlıklarda gezen artık, sadece anılarıydı, özlemleri belki... Kendisi, çift bastonuyla odasında. Öyle de güzel bir söz söylemiş ki Türkömer’e: “Anılar ihtiyarın bastonudur…”

 

Bastonu alalım elimize öyleyse. Demirören’in muhabbeti eşliğinde, Zeynep Hanım’ın tabiriyle: “İki lafı üst üste koyalım.”

 

Çölde av

 

1930’larda, İstanbul Baltalimanı’nda, avlanan, çantacıları peşlerinde koşturan, çullukları çantalara dolduran avcılar gezer imiş. İşte Prenses Zeynep Halim de o avcılardan biri imiş. Meriç kıyısından Karacabey’e, Konya Gölü’nden Ahiler’e, aklı, kalbi av peşinde... 1915’te, Bursa’da dünyaya gelen Zeynep Halim, Mısır’ı uzun süre yöneten Osmanlı kökenli hanedanın kurucusu Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ikinci göbek torunu.

 

Aynı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamı olan Sait Halim Paşa’nın da yeğeni. Sait Halim Paşa demişken, Yeniköy’deki Sait Halim Paşa Yalısı’nda bulunan Felix Auguste Clement imzalı resme, prensesin av merakını daha iyi anlamak için bir baksak, şık olur. 1865 tarihli resimde, prensesin büyükbabası Prens Abdülhalim Paşa ve arkadaşları, çölde ceylan avındalar.

 

İlk avına 18 yaşında çıkmış Zeynep Halim’i, ilk ava çıkaran, ablasının eşi Abbas Celaloğlu. Çok üsluplu, bilgili ve de beyefendi Abbas Celaloğlu, 1977’de av yolunda vefat ediyor. Bir sene sonra da Zeynep Halim, avcılığı bırakıyor. Bir zamanlar kar fırtınası, şimşek çakması demeden, karanlıklar içinde, sazlıklar dizinde yürüyen Zeynep Halim, “Kalmadı halim” deyip avcılığa veda ettiğinde 63 yaşında. Sadece yaşı olsa sebep neyse, bir de üzerine kuşlar gibi dostlar da azalınca, Zeynep Halim anılarında, av defterlerinde, eski mecmualarda yaşıyor av maceralarını. Ve 91 yaşında, kuşlar gibi göçüp gidiyor başka diyarlara.

 

Beynelmilel tabaka

 

Köylerde, dağlarda, göl kenarlarında, kadın başına onca erkek arasında, omzunda tüfekle dolanan bir hanım olarak Zeynep Halim, Demirören’in, “Köylülerce yadırganır mıydınız?” sorusuna, “Avcılığımı değil de kelam sahibi oluşumu yadırgarlardı” cevabıyla, güzelliğini bir kez daha gösteriyor.

 

Ailesinin eli tüfekli bir prensese nasıl yaklaştığıysa, prensesin o güzelim diliyle şöyle: “Unutmayınız ki, affınıza sığınarak artık bu menfur kelimeyi kullanacağım, çünkü başka türlü nasıl anlatayım bilemiyorum, bizim tabakamızdaki insanlar büyük ölçüde beynelmilel olurlar. Bu açıdan baktığınız zaman, benim emsalim pek çok kadın avcı vardı dünyada. Validemin hatta büyük validemin zamanında bile kadınlar tüfek atardı ve av davetlerine iştirak ederdi.”

 

Gelenek ithal edilmez

 

Zeynep Halim’in bir önceki kuşağı sayılır meşhur avcılar Börekçi İbrahim Bey, Cicibey lakabıyla bilinen Beyzade Celaleddin Beyefendi gibi isimler, av anılarını defterlere kaydetmeye pek gerek görmemişler. Abbas Bey ve Zeynep Hanım gibi bilinçli kimselerse, düzenli not tutmuşlar. Güzel av defterleri yapmışlar. İşte bu defterler de açılıyor elbet Demirören’in sohbetinde.

 

Eskilerin bu deftersizliğini; “Tüfekleri, köpekleri falan İngiltere’den, Fransa’dan ithal etmişiz de, bunları almamışız. Tabii gelenek ithal edilmez, bu da bir hakikat” diyerek açıklıyor Zeynep Halim. Prensesin ilk defterinin tarihi 1936-37, sonuncusuysa 1978-79 tarihli. Bu yıllar boyunca avının yekûnu, 16 bin 300 parça. Ağzınız sulandıysa, açıktıysanız, buyurun sofraya.

 

40 kuş ızgarada

 

Zeynep Halim ve Alman’ından İngiliz’ine çok çeşitli, yüksek kültürde av arkadaşları, Meriç kıyıları senin, Karacabey benim günlerce, gecelerce, büyük bir keyif içinde avlanmalarından, çoğu zaman çantaları kuş dolu dönüyorlar. Gün sonunda, 300 üveyik, çantada keklik. Elmabaşlar, çamurcunlar, yeşiller, suçullukları, düdükçünler, arabaya dizi dizi dizilmişler... Gerisi, keyfi, akşam yemeği. Bir seferde kırk kuş ızgaraya. Avcılar, çantacılar, diğer yardımcılar derken, 200-250 üveyik mideye yolcu. Meşhur avcı sözü, “Kırk gün taban eti, bir gün av eti”nin hediyesi... Kırk adımlarından birine katılalım öyleyse Zeynep Hanım’ın, kulağımızda bir öğüt: “Kazananı alkışlama.”

 

Kazananı alkışlama!

 

Zeynep Halim, avlardan birinde, yabancısı olduğu Orta Anadolu’da, Soğula Gölü’nde diz boyu su içinde. Git git bitmez bir çamur deryasını adımlamada. Karanlık da bastırınca, nasıl da korkmuyor kadın başına... Böyle meşakkatli olduğu kadar, böyle güç ve sabır gerektirdiği kadar, neşesi de bol bir uğraş olmalı avcılık. Göle düşen İngiliz avcı Churchill’den dişlerini sazlıklara düşüren Alman avcıya, bir yanıyla grotesk bir hava...

 

Zeynep Halim’in en güzel anılarından biri de, ünlü güreşçimiz Yaşar Doğu’yla çıktıkları av macerası. Maceranın sonunda, Doğu’nun ilk av macerası sonrası gözlemledikleri üzerine, terbiye ve görgü üzerine; “Bakın efendim birisi güreş kazandı mı, diğeri kaybedecek çaresiz. Kazananı alkışlamak, kaybedenin kahrolmasına hizmet eden bir şey. Çok ayıp görülürdü bu eskiden” diyor prenses Demirören’e. Hal böyleyken, bir avcıya da ne kadar kuş avladığını sormak, aynı terbiye çerçevesinde ayıp oluyor.

 

Av ve avcı

 

Malumunuz, avcıya ilk sorulan suallerden biri: “Acımıyor musunuz vururken?” Demirören bu soruyu Zeynep Hanım’a da soruyor. Prensesin cevabı, Ortega’nın ‘Avcılık Üstüne’ adlı eserinden ilhamla şöyle: “Avlanmak avcı ile avı arasında yaşanan bir mücadeledir. İkimiz de normal şartlar altında imkânlarımızı kullanıyoruz, ben onu elde etmek için, o da beni atlatmak, elde edilmemek için. O benim imkânlarıma sahip değil, ama ben de onun imkânlarına sahip değilim. Bu imkânlar birbirine denk olsa, mücadele av olmaz, dövüş olur.”

 

Sayın okuyucu, avlanmak kısmına, Zeynep Halim’in avla-avcı arasında telepatik bir bağ olduğuna inanmasını, hep birlikte havalanan ördeklerin sesini ‘soulsatisfying’ (ruh tatmin edici) bulmasını, kızaran gökyüzündeki şiiri kalbine yazmasını, kış soğuğundaki şahane manzarayı da eklemeyi unutma...

                                                   ________________________

Berrin KARAKAŞ

 

(1063 – 17 Nisan 2008)

25.04.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.