|
TEMPO: Çok ciddi bir güven duygusu var
toplumda size karşı. ‘Arena’ programı ile toplumu ‘merdiven altı üretimi’
denilen bir kavramla tanıştırdınız. Özellikle gıda üretimi konusunda, neredeyse
toplumdaki kalite anlayışını yükselten bir faktör haline geldiniz. Size duyulan
bu güvenin kökeninde ne yatıyor?
UĞUR DÜNDAR:
Şu anda üç sosyal sorumluluk projesi sırada bekliyor. Kızılay’ın kan stokları
erimiş durumda. Dediler ki: “Bir kampanya hazırlıyoruz, ne olur sen de gel, bu
konuda toplumu bilgilendirmemize yardımcı ol.” Sanıyorum, sevilen birkaç
sanatçıyla birlikte böyle bir kampanyaya başlayacağız.
Sağlık
Bakanlığı’nın ‘kapalı yerlerde sigara yasağı’ hakkında bir kampanyası başlıyor.
“Sen de gel” dediler, ona da “Hay hay” dedim. Tarım Bakanlığı’nın, kuş gribinin
her yıl tekrarlanmasıyla ilgili bir tanıtım kampanyası olacak, orada “Sizin
önceki filminizi kullanabilir miyiz?” dediler, “Kabul” dedim. Sözünü ettiğiniz
güven duygusunun ardında, benim geçmişte yaptığım fedakârlıklar var. Anamın ak
sütü gibi helal, milyon dolarları bile elimin tersiyle itip reddetmemden
kaynaklanan bir duygu oluştu.
İnsanlar benim
ilkelerimle uyuşmadığı anlarda, paranın miktarı ne olursa olsun, tereddütsüz
elimin tersiyle iteceğimi biliyorlar artık. “Bu adam satın alınamaz”, “Bu adam
gerçekleri bize dürüstçe anlatan biridir, gerekirse bu uğurda hayatını tehlikeye
atmaktan bile çekinmez” gibi bir kanaat var. 40 yıllık bu meşakkatli yolculukta
benim en büyük başarım, bu kanaatin oluşmasıdır.
Zaten
çocuklarıma bırakacağım en büyük miras da, arkamda gördüğünüz Hürriyet Gazetesi
kapağındaki manşettir; orada “Bravo gazeteciye” yazıyor. Bu, bir gazeteci için
gurur verici. Başka bir gazeteciye de nasip olmadı, ileride olur mu, onu da
bilmiyorum. Bu manşet, Engin Civan’ın İsviçre’deki hesaplarını bulmam üzerine,
bankanın önünde çektiğim fotoğrafla birlikte yapılmış, Ertuğrul Özkök’ün bana
verdiği, hayatımın en büyük ödülüdür.
T.: Riske girip kuş gribine karşı
kampanyaya katılıyorsunuz. Ama size duyulan güven azalmak şöyle dursun, daha da
artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
U.D.: “Mesleki
kariyerimi riske atarak bu işe giriyorum. Bunun karşısında şu karar para
istiyorum” diyebilirdim. Ben bunu demediğim gibi, cebimden 10 bin dolar para da
harcadım.
T.: Bir haber merkezini yönetmek, birçok
kolektif faaliyetin koordinasyonunu gerektiren zor bir şey. Teknik ekipleri,
up-linkleri, montajı, yurtiçi ve yurtdışı muhabir ağı... Televizyon kanallarının
hepsinde bu süreçler işliyor, ama ‘başarılı’ olmak için birtakım sihirli
dokunuşlar gerekiyor. Sizin sihriniz ne? Star Haber’in kısa süredeki bu
yükselişini neye bağlıyorsunuz?
U.D.: Geçmişte
maalesef farklı kurumlarda denediğim bu mesleği, çeşitli kırılganlıklarla
sonlandırmak zorunda kalmıştım. Şunu gördüm ki, bu mesleği özgürce ve halkın
gerçekleri öğrenme hakkına hizmet ederek yapabileceğim tek yer Doğan Grubu.
Aydın Bey’i hakikaten çok dürüst bir insan olarak tanıyorum. O da beni öyle
tanıyor. Karşılıklı bir sevgi saygı ilişkimiz var. Aydın Bey ve ailesi benden bu
görevi talep edince duyarsız kalamazdım. Bende bir
‘kurumsal aidiyet duygusu’ var. “Mademki ben bu kurumdan ekmek yiyorum.
Benim
çocuklarım geleceklerini bu müesseseden aldığım paralarla sağlayacaklar. O halde
ben gücüm yettiğince onlara yardımcı olmalıyım, hizmet etmeliyim” diye düşündüm.
Bizim için çok büyük riskti. İsim vermek istemiyorum ama biz başladığımızda
yedi-sekiz haber bülteni arasında sonlarda yer alan bir reyting vardı. Her şey
reyting de değil. Bizim yola çıkarken ilkemiz şuydu: “Reyting alacağız ama
saygılı bir yayıncılık yapacağız.” Bunu nasıl yapabiliriz?
Dünyada
yaratıcı insan sayısı sanıldığı kadar fazla değildir. Benim aklıma hemen Yılmaz
Özdil geldi. Yılmaz Özdil hem yaratıcı hem düzgün karakterli bir insan.
Dışarıdan hayranlıkla baktığınız, ama yanına yaklaşınca zaaflarına şahit olup
hayal kırıklığı yaşadığınız insanların tam tersine, Yılmaz Özdil tanıdıkça daha
çok seveceğiniz biri. Yazılarındaki tutumuyla tamamen özdeşleşmiş bir kişilik.
Yılmaz’ın beraber çalışmayı kabul etmesi, açıkçası benim en büyük şansımdı. Çok
meşakkatli bir çalışma, çok yorucu bir yolculuk bu.
Sabahın erken
saatlerinden, 21:00-22:00’ye kadar haftanın beş-altı günü devam eden bir çalışma
temposu. İkimiz yan yana gelince, haber merkezindeki ekibe de özgüven duygusu
kazandıracağımıza inanınca, bu işin yapılabileceğini düşündük. Mehmet Ali
Yalçındağ, başlangıçta bize güven verdi. “Bu iş zaman alır, ilk başlarda reyting
düşük diye moralinizi bozmayın, paniğe kapılmayın. Biz tüm gücümüzle arkanızda
duracağız” dedi. Fakat biz daha birinci haftanın sonunda başarı grafiğini
yükseltmeye başladık, neler yapabileceğimizi daha net gördük.
Hafta
sonlarında henüz istediğimiz seviyeye gelemedik, ama geleceğiz. Habercilikte
Star Haber’in durumu, şu anda ‘çölde yeşil vaha’ yaratmaya benziyor. 17 Mart’ta
başladığımız bu serüvende, kısa süre içinde önemli bir başarı grafiği
yakaladığımız görülüyor.
T.: Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?
U.D.: Ben bundan
ekip şefi, ekran yüzü, kaptan olarak büyük mutluluk duyuyorum. Büyük ölçüde
Yılmaz Özdil ile birlikte üstlendiğimiz sorumluluğa ve burada çalıştığı halde
şimdiye kadar kendini gösterememiş arkadaşlarımızın özverili çalışmalarına
bağlıyorum bu başarıyı. Kurumsal aidiyet duygum çok yüksek olduğundan, sanki
kanalın patronu kendimmişim gibi çalışıyorum.
__________________
H. Hüseyin TAHMAZ
Fotoğraf: Serkan
POLAT
(1066 – 8
Mayıs 2008)
|