Tempo Online
Toplum Politika Ekonomi Dünya Sağlık Kültür Yaşam Spor Astroloji
KÖŞE YAZARLARI
Kamyon süslerine izin yok
''AB dediler, Maşallah'a izin vermediler''

Özelleşen araç muayene istasyonlarında, kamyon arkalarında salınan maşallahların de dert olduğuna dair haberler okuyunca, ''Kamyon yazılarının kaderi nasıl olacak acaba?'' deyip, soluğu otoban kenarında aldık

Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlamak hevesi içinde, her gün bir yeni uygulama duyuruluyor memlekette. TüvTürk de bu yeniliklerden biri. İşi; AB kriterlerinde periyodik araç hizmeti vermek. İyi güzel de bizim memleket fazlasıyla Çeçe’li (kamyon aleminde bu sıfat süslü püslü çeşnili çeşitli araba demek. Faça da aynı görevi üstlenmiş bir başka sıfat) olduğundan, AB kriterlerine uyum sağlamak kolay olmuyor. Maşallah’lı, enteresan sözlü kamyonlar muayeneden geçemiyor.

 

“Kamyon yazılarının kaderi nasıl olacak acaba?” deyip, otoban kenarında soluğu alıyoruz. Gaziosmanpaşa’da yol kenarında şoförlerleyiz. 16:00 itibariyle başlayıp 22.00’a kadar sürecek olan, bizim için kısa, mal yetiştirmeye çalışan bir şofor için uzun mu uzun bir zamanda çayırda, ateş başında… Bildiğiniz gibi bu saatler arasında uzun zamandır şoförler trafiğe çıkarılmıyorlar. Ve belirli bölgelerde böyle, bekleşiyorlar. Suşehrili Hakkı’dan, baba mesleğini devralmış gencecik şoför Ömer’e, hoşgeldiniz şoförler çemberine…

 

Bir köşede mavi boyalı köfteci, bir köşede çaycı, bir köşede ‘ derdim çoktur hangisine yanayım’ şoförleri… Muhabbetin ilk meselesi, kamyon yazıları efsanesi… “Ya abla adamın oğlu vardır çocuğu vardır onları yazar, ne bileyim sevdiğini yazar” diyor şoförlerden bir tanesi, ardından örnekler geliyor; “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok sever oldum yazdım” diyor bir tanesi, sonra soruyor; “Söyle bakayım abla, anladın mı ne demek?”  

 

İnsan konuşan hayvandır, insan gülen hayvandır insan ağlayabilen hayvandır şekli bir beyin fırtınası sonrası kamyoncuların dertlerini anlatır duygusal yazılara geliyor sıra; “Taşın kalbi yoktur, ama o da yosun bağlar”, “Yaşamakla sözlüyüm ölümle nikahlıyım”, “Yataksız yorgansız geçer ömrüm”, “Kamyoncunun parası pul, karısı duldur.”…

 

Hızlı olmak mahareti içerikli yazıları da atlamıyoruz elbet; “Farkımız olmalı”, “Yetişemezsen el salla”, “Yolların kurdu, alemlerin lordu”, “Aşıksan vur gaza, şoförsen bas gaza”, “Rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım”…  Gözlerinin hastasıyım kısmıyla birlikte sosyal içerik hafiften yok olup sevdalı sözlere geçiyoruz; “Hazan Güneşim” gibi masum yazıların yanında erotik yazılar da sıralanıyor bir ara; “Dünyada ahrette bacımsın, uzayda yakalarsam affetmem”, “Nikahına çağır beni Asuman, geleyim yapayım seni pansuman”…

 

Hele biraz daha yaklaş

 

Örneklerin ardından tüm bu yazıların geleceği geliyor muhabbete. “Uzun zamandır yasak zaten, ama yazılar hâlâ var. Nasıl gazete köşelerinde maniler var, kamyonlarda da bunlar var” diyor ‘erotik yazılar efendisi’. Arkadan bir diğeri; “Ama zararlı aslında. Adam yazıyı okuyacağım diye dikkatini kaybediyor. Hepimizin güvenliği için belki kaldırılması daha iyi.”  “Bir fıkrayla durumu özetlemeli” diye başlıyor bir tanesi: “Bir karı koca yol boyunca, hele biraz daha yaklaş, hele biraz daha yaklaş, diye gidiyorlar. Kamyon yazılarını okuyorlar. Sonra gözlerini hastanede açıyorlar. Kadının ilk sözü kocasına: Okuyabildin mi?”

 

TÜVTÜRK’ün yaptığı araç muayenesi de, efsane yazılar devrinin bitmesi ihtimali de şoförlerin o kadar derdi değil esasen. “Ah abla, dertleri bir dinlesen” kısmına gelince; bir kere kendi tabirleriyle böylesi bir kutsal mesleği icra eden kişilere, gereken önem verilmiyor kimsece.

 

Keza Türkiye ekonomisi bu kamyonların taşıdıklarıyla dönüyor. “Türkiye IMF’ye borcunu böyle ödüyor.” Dertlerden en büyüğü de uzun süreli bekleme. Altı saat boyunca yol kenarında, kimisi dinleniyor, kimisi yemek yiyor, kimisi iki çift muhabbet ediyor da, geçmiyor zaman kolayca.

 

Sanki anarşistim ben

 

“Burada çiçekler açmıyor, yıldızlar ışık saçmıyor” tadında otoban kenarında “Tavla falan oynasanız iyi gelmez mi can sıkıntısına?” diyoruz. Çorumlu bir amca; “Nezarethanede tavla yasak değil mi?” diye soruyor, ardından devam ediyor:“Burası da yarı açık cezaevi sayılır, oynanmaz burada da tavla” cevabıyla bir çay daha…

 

Çayı getiren şoför; “Bizi burada tutuyorlar. Sanki anarşistim ben. Altı saatte, bir araba Ankara’ya varır be abla” diye yakınıyor. Ve sırayla şikayetleri alıyoruz; “Şöförün anası yok, babası yok, devlet yok, hükümet yok”, “Amirler sırtımızda”, “Biz çalışmazsak TC biter ama”, “Vali, Emniyet Müdürü, Ulaştırma Bakanlığı keyifte, biz eziyette”; “Zengin evladı dörtte atlayıp arabaya Etiler’e Şamdan’a yetişecek diye nedir bu çile”, “Yollarda asıl tehlike 10.00’da başlıyor. Mesai 18:00’de başlıyorsa, neden bizim arabalar dörtte burda”…

 

Öyle görünüyor ki, şoförlerin en büyük derdi, beklerken kaybettikleri zaman. Ve hepsi, bu uygulamayla kazaların daha fazla arttığı kanaatinde. 1997-98 yıllarında mesela, bayramda kamyonlar trafiğe çıkarılmamış ve o bayram çok fazla kaza yaşanmış.

 

Özetle kamyonların varlığı trafik akışını dengeliyor. Ve yasakla birlikte şoförler yetişmek adına basıyorlar gaza; “Ver 110’a, ver 110’a!!”  “Madem öyle, siz de bir şeyler yapın” diyoruz. Arkadan bir ses; “Biz çobansız sığırız işte” diyor. Şoförler Cemiyeti’ne gelince, onlar da oy zamanı konuşup, sonrasında keyiftelermiş…

 

Oy demişken, sayın başbakanımız da payını alıyor şikayetlerde. Başbakanın iktidar olmadan önce Abide-i Hürriyet’te yaptığı bir konuşmayı hatırlatıyor bir şoför. Mazot fiyatlarının ineceği, “Benim kamyomcum” zamanlarını. Arkadaşı; “Adam savaş ilan etti, petrol fiyatları değişti, Tayyip naapsın be abi” diyor. “Kasımpaşalı o, seni beni niye anlamasın?” diyor soruyor biri. Diğeri, “Tabii ya adam simit sattım diyor, kolay mı simit satmak” diyor.

 

Bir diğer uzaktaki; “Başa geldikten sonra, benim kamyoncum oldu benim kapı köpeği” diye şikayetleniyor. Kapı köpeği üzerine yaşlı bir amca, “Bak evladım”, diyor “eskiler bilir gençler bilmez, ama biz eskiden mal götürdüğümüz yerlerde ne güzel karşılanırdık. Çay içerdik, muhabbet ederdik, dinlenirdik…

 

Şimdi korumalar içeri bile sokmuyorlar. Nerdeyse güvenliğe kadar bile yaklaşamıyoruz.” “Şimdi bir de bilgisayar başında denetliyor adam seni. Devlet yolunda hız sınırı belli, ama bas gel diyor” diye ekliyor öteki.

 

Gençlerden biri; “Lise mezunu şoför arıyorlarmış artık. Lise mezunu niye?” diye soruyor. “Benim bir arkadaş var üniversite mezunu. Kimyayı bitirdi ama para yok diye şoför oldu” diye bir örnek veriyor yanındaki. “Elvis bile kamyon şoförüymüş. Maceralı geliyor bazılarına demek ki” diyoruz. “Macerası batsın abla. Gecenin yarısında lastiğin patlarsa yapayalnız dağ başında, soğukta…” karşılığıyla, bir çay daha…

 

Bu arada beklemekten hasıl zaman kaybı sebebiyetiyle yolda kalan arkadaşlarına yardım etmez olmuş şoförler bir de. Öyle ya, vakit nakittir.

 

‘Deli’ atarisi

 

Şoförlerin bir derdi de, ehliyet ve ruhsatın yanına dizi dizi dizilmiş belgeler.  Mesleki yeterlilik SRC belgesi, psikoteknik değerlendirme belgesi derken ve bunlar hiç sorulmazken, tüm bu paraların nerelere gittiği hususunda biraz kafaları karışmış.

 

Psikoteknik belgesi hele, bayağı incitmiş şoförleri. Çoğu; “Biz deli miyiz ki” diye yaklaşıyorlar olaya. Çocuğunun kumbarasının katkılarıyla ‘80 kağıda’ belgeyi alan bir şoför; “Ben deli olsam bu ehliyet ne gezer bende” diye başlıyor anlatmaya. “Psikoteknik ne ki?” dediğimizde; “Yaa işte atari oynatıyorlar sana. Sağdan geç, soldan geç, ışıklar…”

 

Hava kararmaya başlayınca muhabbet de geliyor sonlarına; “Dert bende derman TV’de” şeklinde kameracıları davet etmemizi istiyorlar bizden. Uğur Dündar’ı çağırmak, TV’den birilerini aramak derdine düşüyorlar sonra kendi aralarında. Final itibariyle; “Avcı, Almancı, tırcı, bunların hepsi yalancı” diyor. “Ne demek istediniz” deyince, lafı koyuyor; “Yalanız işte abla biz, o demek oluyor.”


                                              __________________

Berrin KARAKAŞ

Fotoğraf: Şükrü POLAT

 

(1067 – 15 Mayıs  2008)

23.05.08

[ BİZE ULAŞIN | İŞ FIRSATLARI | KÜNYE ]
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.