MALUMAT

Hem yatırım hem şıklık için altın

Altın, tarih boyunca insanoğlunun zihninde zenginliğin sembolü olarak yer etti. Onun için dev imparatorluklar savaştı, okyanuslar aşıldı, keşifler yapıldı, dünyanın ticareti ve ekonomisi altın madeni üzerinde büyüdü. Peki altın, hayatımızı nasıl bu kadar ele geçirdi, nasıl bu kadar gözde bir yatırım aracına dönüştü? İşte, toplumsal hafızamızda sarsılmaz bir tahta oturan altın hakkında bilmek istediğiniz her şey.

Altını basit sarı bir metalden dünyanın en değerli, en çok aranan arzu nesnesi haline getiren şey nedir? Madencilik teknolojilerinde yaşanan onca gelişmeden sonra çok daha değerli ve nadir metallerin bulunmasına rağmen, altın neden hala dünya ekonomisinde başrolü oynamaya devam edebiliyor?

Bu sorular hepimizin aklını meşgul ediyor ve cevapları da tek bir noktada birleşiyor. Ticaretin binlerce yıllık tarihi boyunca altın kavramının toplumsal bilincimizde zenginliği, bolluğu, refahı sağlayan bir değer olarak yer etmesi nedeniyle artık onu dünyanın günlük yaşamından, ekonomiden uzaklaştırmak, insanlığı altından yalıtmak mümkün değil. Ülkeler, varlıklarını altın rezervleri ile koruma altına almayı tercih ediyor, dev şirketler birikimlerinin büyük bölümünü altın külçeleri hailinde saklama yolunu seçiyor. Toplumdaki her birey yatırımlarını altın olarak değerlendirip yastık altında saklamak istiyor veya düğünlerde, doğumlarda, davetlerde, arkadaş buluşmalarında hediyelerin altın olarak verilmesi kabul görüyor.

İşte bu nedenle, altını dünyanın günlük yaşamından, ekonominin çarklarından çıkarmak mümkün değil ve dünya durdukça da bu düzen devam edecek gibi görünüyor. Evliliklerde, düğünlerde, özel günlerde eşler birbirine altın bilezik hediye etmeyi seçiyor. Bu takılar aslında aksesuar olarak kullanılmanın ötesinde aynı zamanda bir ailenin yatırımı olarak da değerlendiriliyor.

Sevgililer, özel günlerinde birbirine altın mücevherler, takılar, kolyeler, altın küpe gibi hediyeler vermeyi tercih ediyor.

Altının sosyal hayattaki yeri böylece sarsılmaz bir şekilde devam ediyor. Bireyler, kendi aralarındaki ilişkide, ne kadar değer gördüğünü anlamak için, karşıdan altın hediyeleri almak istiyor. Binlerce yıllık bir geleneğin devamında oluşan bu toplumsal kabul, birkaç yüzyıl önce Amerikan kıtasındaki yerliler, altın aramak için kıtayı keşfeden yabancı misafirlerine altın hediye ettikleri sırada da aynı mantıkla işliyordu, bugün evlenmek isteyen bir gencin, eşine 22 ayar bilezik hediye etmesi sırasında da aynı mantıkla devam ediyor.

Ya da mahalle arasında, birbirinin evinde buluşan komşu kadınların, birbirlerine altın hediye etmesi gibi ritüellerde de binlerce yıldır devam eden aynı mantık yapısı varlığını sürdürüyor.

Dolayısıyla, altının dünya toplumlarındaki yeri kolay kolay sarsılmayacak. Bu sarı ve parlak metal, bir zamanlar imparatorların gözlerini kamaştırıp dev orduların meydanlarda birbirine girmesine neden olurken bugün de dünya devletlerinin, ekonomik savaşlarda, birbirleriyle ittifaklar kurmasına veya çatışmalar yaşamasına neden oluyor. Her şey daha fazla altın elde etmek için yaşanıyor ve yaşanmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Bu kadar çok altınımız olduğunda, bize kim yıldızlı pekiyi verecek, şimdilik kimse bu sorunun cevabını veremiyor ama dünya düzeni altını bu kadar arzuladıkça, yatırımlarımızı, hayatımızı, geleceğimizi altın üzerinde şekillendirmeye devam edeceğiz. Artık, dijital imkanlar sayesinde, altını online olarak sipariş verip evimizde, kapı önünde teslim almamız da mümkün olduğu için, birikimlerimizi altına yatırıp değerlendirmek için daha uygun şartlara da sahibiniz ve bu da altına olan talebi daha da artıracak gibi görünüyor. Yani, altının birkaç yüz yıl daha değerinden bir şey kaybetmeyeceğini ve sarı ışıltısıyla bilinç altımızda, toplumsal hafızamızda parlamaya devam edeceğini öngörebiliriz.

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı AĞUSTOS 2016

Selfie çekiyorum, o halde varım

2015 yılında selfie çekerken ölenlerin sayısı, köpekbalığı saldırılarında ölenlerinkini geçti. İnsanlar arkalarında uçurum olduğunu unutuyor, trenlerin altında kalıyor. Dahası var. Pek çok kişi Auschwitz’in önünde gülümseyerek selfie çekiyor. Fransız psikanalist ve felsefeci Elsa Godart, son kitabı ‘I Selfie Therefore I Am’de bütün bunların altında yatanı araştırdı.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Vera’nın anlattığı Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet’i doğumunun 114’üncü yıldönümünde yönetmen ve senarist Ali Özgentürk’ün çok özel bir söyleşisiyle anıyoruz. Özgentürk’ün 1988 yılında, şairin son eşi Vera ile Moskova’da yaptığı ve hiç yayımlanmamış bu söyleşi, Nâzım Hikmet’in günlük hayatından pek çok hatırayı gün yüzüne çıkarıyor. Hız tutkusundan aşçılık merakına, Moskova’da en sevdiği yerden köy ve şehir hayatına dair düşüncelerine pek çok samimi not, Nâzım’ı salt insan tarafıyla günümüze taşıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2016

Artun Ünsal: “Ay çekirdeği toplumuyuz”

Artun Ünsal’ı birkaç kelimeye sığdırmak zor. Siyaset bilimcisi, yazar, gurme, önolog… Bir de kendi deyimiyle ‘sokak filozofu’. Kendisiyle Çengelköy’de buluştuk, sıcak bir mahalle ortamında günümüz insanının güvensizliğini, gösteriş merakını, paylaşmayı bilmemesini masaya yatırdık. Söyledikleri insanı hayatın basit mutluluklarıyla yüzleştiriyor, halimizi sorgulatıyor. Yüzlerce sayfalık kişisel gelişim kitapları yerine bu söyleşiyi okuyun yeter.

DEVAMINI OKU