DÜŞÜNCE

Uluslararası sanat piyasasında neler oluyor?

Bugünlerde sanat çevrelerindeki herkesin aklında ister istemez bu soru var. Çünkü dünyanın en ünlü iki müzayede evi Chrıstıe’s ve Sotheby’s, önceki yıllara oranla daha az kâr etti. Yanıtı, Türkiye’nin en köklü müzayede evlerinden Antik A.Ş.’nin kurucusu Turgay Artam verdi.

Burak Tatari

Deneyimli isim
Antik A.Ş.'nin 'Oryantalizm' sergisinde yer alan Rudolf Ernst'in 'Haremde Sohbet' tablosunun önünde poz veren Turgay Artam, Türkiye'de profesyonel anlamda müzayedeciliği başlatan kişi.

 

 Açıklanan son rakamlara göre sanat piyasası daralıyor. Christie’s, önceki yıla göre 1 milyar dolar daha az kazanç sağlarken, Sotheby’s de daha az kâr etti. Size göre bunun nedeni ne?
Dünya sanat piyasasının nabzını tutan bu iki şirketin ciroları 20 milyar dolara yakın. Dolayısıyla açıklamaları önemli. Dünya ekonomisi çalkantılı bir dönemden geçiyorsa, sanat piyasası da bundan etkileniyor. Çünkü gelişmekte olan ekonomiler sanat piyasasını büyütüyor. Böylelikle yeni koleksiyonerler ortaya çıkıyor, bu da sanat ürünlerine talebi artırıyor. Çatışmalar ve petrol fiyatlarındaki düşüş ile ekonomideki durgunluk Rus ve Ortadoğulu koleksiyoncuların piyasadan çekilmelerine, güvenlik ve gelecek endişeleri ise Batılı koleksiyonlerin daha az aktif olmasına yol açıyor.

Peki “Piyasa normale dönüyor” denebilir mi? Geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen satışlar ‘balon’ muydu?
Rekor rakamlar en değerli, hatta başyapıt niteliğindeki eserlerin satışıyla ortaya çıkıyor. Bu eserlerin fiyatlandırılması piyasa dinamiklerini yansıtmıyor. İstanbul Boğazı’ndaki eşsiz bir yalıyı düşünün. Bu evin fiyatı, nasıl emlak piyasasının genel durumunu göstermiyorsa, başyapıt eserler de ekonomik verilerden bağımsız olarak fiyatlanıyor. Fiyat, hayal edilmesi zor rakamlara yükseliyor. Basın haliyle 100 milyon dolarlık satışlara yoğunlaştığı için bu satışlar konuşulmaya devam ediyor. Oysa sanat piyasası dünya ekonomisindeki gelişmelerle paralellik sergiliyor. Yerel krizler, dünya sanat piyasasını etkilemese de, art arda yaşanan farklı gelişmelerin tesiri hissediliyor.

 

“PİYASA SÜPER GÜÇLERİN HAKİMİYETİNDE”
Sanat piyasası bir süre önce Avrupa’nın tekelinden çıktı. ABD’nin, ama özellikle Asya’nın (Uzakdoğulu ve Ortadoğulular) piyasayı domine etmesi neleri değiştirdi?
Sanat piyasası ‘süper güç’ kimse, onun hâkimiyetinde gelişiyor. Hangi ülke en güçlü ekonomiye sahipse o ülkenin sanatçılarının eserleri değerleniyor. Andy Warhol’dan Roy Lichtenstein’a, Mark Rothko’dan Jeff Koons’a kadar eserleri rekor fiyatlara satılan sanatçıların Amerikalı olmaları tesadüf değil. Uzakdoğu’ya gelince, bir eseri 23 milyon dolara satılan Zeng Fanzhi gibi sanatçılar öne çıkmaya başlasa da, ekonomik sarsıntılar Çinli sanatçıların hızlı çıkışının önünü kesti. Lucian Freud, Francis Bacon ve Anish Kapoor gibi sanatçıları göz önünde bulundurduğumuzda İngiltere’nin, Gerhard Richter, Anselm Kiefer ve Martin Kippenberger gibi sanatçılara baktığımızda da Almanya’nın ekonomik gücünü görebiliriz.

Ortadoğulu ve Uzakdoğulu koleksiyonerleri Batılılardan ayıran temel farklar nedir?
Bu koleksiyonerlerin bulundukları coğrafya özel bir tarihe ve derin kültüre sahip. Bu nedenlerle öncelikle kendi ülkelerinde ortaya koyulan sanat eserlerine sahip çıkıyorlar. Batılı koleksiyonerlerden farklı olarak dünya sanatına daha açıklar ve küresel koleksiyonlara sahipler. Ortadoğu’da ağırlık verilen müze açma projeleri bu ülkelerdeki alıcıların dünya sanat piyasalarına eklemlenmesine olanak sağlıyor. Uzakdoğulu koleksiyonerler ise farklı dinamikler ve seçki üzerine alımlar yapıyor.

 

KOLEKSİYONERE DÖNÜŞEN YATIRIMCI
Sanat eserlerinin 'yatırım aracı' olarak görülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanat piyasasında rekor fiyatlarda satışlar yapılması, yatırım amaçlı alıcıların dikkatlerini bu pazara çevirdi. Hem kişiler hem kurumlar, varlıklarını banka hesaplarında tutmak yerine, keyifle seyredebilecekleri, dostlarıyla paylaşabilecekleri, heyecan duydukları bir sanat eserine yönlendirmeyi tercih ediyor. Öncelikle yatırım amacı güden alıcılar bile daha sonra, özellikle eserler hakkında bilgi edindikçe, öğrendikçe ve sanat üzerine araştırma yaptıkça koleksiyonerliğe başlıyor. Yatırım niyeti ile başlanan serüven, kültürel yaşam tarzı ile koleksiyonculuğa uzanıyor.

Bir sanat eserine 300 milyon dolar verilmesi (Paul Gauguin'in ‘Benimle Ne Zaman Evleneceksin’ tablosu) sizce sanatın ruhuna zarar veriyor mu?
Kimi zaman alıcı çok daha düşük bir fiyata, diyelim 100 bin dolara bir sanat eseri alırken dahi servetinden çok büyük bir fedakârlık yapıyor olabilir. Bu nedenle rakamlar tamamen o günün koşullarında oluşur. Önemli olan, o sanat eserine gösterilen saygıdır.

Yeni kuşak, genç koleksiyonerlerin talepleri ebeveynlerinden ne açıdan farklılık taşıyor? Hangi tür resimlere daha çok ilgi gösteriyorlar?
Yeni kuşak çoğunlukla çağdaş sanat eserleri ile ilgileniyor. Ebeveynlerinden en büyük farkları, yeni medya eserlerine ilgi duymaları. Gençler, enstalasyonlar, video art ve ışık sanatı gibi bir önceki nesilden farklı alanlara yöneliyor.

 

Şaşırtıcı dengesizlik
2015’in Aralık ayında Sotheby’s tarafından müzayedeye çıkarılan Rus sanatçı Abram Arkhipov’un 1922 tarihli ‘Kırmızı Elbiseli Köylü Kadın’ tablosu, 1 milyon 500 bin dolara alıcı buldu. Sanatçının daha küçük boyutlu bir eseri ise 6 bin dolara satılamadı. Uzmanlar bunu krizlerin en çok orta değerdeki eserleri etkilemesine bağlıyor.

 

 

 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı HAZİRAN 2016

“Her sabah egoyla doğuyoruz”

Söz konusu, bu yılki Afife Jale ve Sadri Alışık Ödülleri’nden ‘Kabileler’ oyunuyla ‘Yılın En Başarılı Yardımcı Kadın Oyuncusu’ seçilen Tuğçe Altuğ olunca, egodan bahsetmek de kaçınılmaz. Fakat ayakları yere sağlam basan ve ne istediğini bilen 29 yaşındaki bu genç kadın, egosunu yönetmeyi çok iyi biliyor. Onun ismini not edin; zira albenisiyle Rita Hayworth’ın Gilda karakterini anımsatan Altuğ, radara henüz yeni girdi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2015

En devrimci sanat metni: Sürrealist Manifesto

Hayatın gerçek sorularına yanıt rüyalar olamaz mı? Sanatçı, kendini sadece hayal gücüne mi adamalıdır? Peki ya gerçeküstücülük, izleyiciyi nasıl etkiler? Bu çarpıcı sorular, yanıtlarını kendileri kadar çarpıcı bir metinde buldu. Şair-yazar André Breton, 1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yayımladığında, yerleşik sanat algısı yerle bir oldu. Hedef, gerçekliğin keşfedilmemiş alanlarına el atmaktı. “Uykudan uyanan insan, her şeyden önce belleğinin tutsağıdır” sözünün peşinden giden akımın etkileri bugün hâlâ sürüyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2015

Neye göre, kime göre Nobel?

Başta Edebiyat ve Barış Ödülleri olmak üzere Nobel’i kimin kazandığı neredeyse her sene tartışma konusu. Zamanı geldiğinde ödüllerin verildiği iki ülke, Norveç ile İsveç bile kazananlar konusunda anlaşmazlığa düşebiliyor. Peki, Nobel Ödülleri'nin adayları nasıl belirleniyor, kazananlar nasıl seçiliyor?

DEVAMINI OKU